1. Bölüm: Ula, Tayinim Çıkmış!
YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!
🌪️ YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!
Yazar: Ötüken Kalemi
1. Bölüm: Ula, Tayinim Çıkmış!
Rize'de sabah olmuştu.
Gerçi güneşin doğduğunu söylemek biraz iddialı olurdu. Gökyüzü kapalı, sokaklar ıslak, yağmur da her zamanki gibi inadına yağıyordu. Rize'de yaşayanlar için bu durum sıradan bir sabahtı. Şemsiyesini unutan üzülür, şemsiyesini alan da rüzgâr ters döndüğünde yine ıslanırdı.
Rüzgar Fırtına'nın sabahıysa her zamankinden biraz daha karışıktı.
Telefonunun alarmı çalıyordu ama kendisi hâlâ yataktaydı.
Bir eliyle yastığının altını yokladı.
Telefon yoktu.
Yorganı kaldırdı, yatağın kenarına baktı. Sonra gözlerini açıp komodinin üzerindeki telefona dikti.
— Ula, buradaymışsun!
Telefonu eline aldı. Saatine baktı.
Bir anda yataktan fırladı.
— Eyvah! Geç kaldum!
Ayağı terliğine takıldı. Dengesini kaybedince dolaba tutundu. Dolap hafifçe sallandı.
Rüzgar dolaba baktı.
— Sen de mi sabah sabah üzerime geliyisun?
Otuz yaşındaki Rüzgar, Rize Emniyeti'nde görev yapan başarılı bir polisti. Dikkatliydi, zekiydi ve olayları çözme konusunda oldukça yetenekliydi. Başkalarının gözden kaçırdığı ayrıntıları fark eder, ifadelerdeki çelişkileri yakalar, bazen günlerce çözülemeyen olayları kısa sürede aydınlatırdı.
Ancak evden çıkmaya çalışırken gösterdiği performans, mesleki başarılarıyla pek uyuşmazdı.
Anahtarını kaybederdi, çayını dökerdi, düz yolda yürürken ayağına takılırdı.
Kısacası, başkalarının suç mahallinde bıraktığı izleri bulurdu ama kendi evinde çorabının tekini bulamazdı.
Mutfaktan annesinin sesi duyuldu.
— Rüzgar! Kahvaltıya gel oğlum!
— Ana, geç kaldum ben!
— Her sabah geç kalıyisun zaten! Saatini niye kuraysun madem duymayacaksun?
— Duydum ana!
— Eee, kalksaydun o zaman!
Rüzgar gömleğinin düğmelerini iliklerken cevap verdi:
— Ana, seninle sabah sabah tartışmaya giremem. Bugün önemli işlerim var.
— Senin işin hep önemli! Geçen gün çöpü atacaktun, yarım saat sonra çöp poşetiyle geri geldun!
Rüzgar durdu.
— O başka meseleydi.
— Neymiş başka mesele?
— Çöp konteynerinin yeri değişmişti.
— Rüzgar, konteyner yirmi senedir aynı yerde!
Rüzgar cevap vermedi. Çünkü annesinin hafızasıyla yarışmaya niyeti yoktu.
Ceketini aldı, telefonunu cebine koydu ve kapıya yöneldi.
— Ana, ben çıktım!
— Şemsiyeni al!
Rüzgar kapıyı açtı. Dışarıda yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu.
— Ula ana, ben Rizeliyim! Yağmurdan korkacak hâlum mi var?
Annesi arkasından seslendi:
— Yağmurdan korkmuyisun da geçen hafta ıslak ayakkabıyla salona girip yere kapaklandun! Sonra da halıya suç attun!
Rüzgar başını kapıdan uzattı.
— Ana, o halının kaydırmazı bozuktu!
— Hadi yürü! Bir de halıyla mahkemelik ol!
Rüzgar gülerek merdivenlerden indi.
Apartmanın kapısından çıktığında yağmur yüzüne vurdu. Ceketinin yakasını kaldırdı, hızla arabasına yürüdü. Tam kapıyı açacakken cebini kontrol etti.
Telefon vardı.
Cüzdan vardı.
Kimlik vardı.
Anahtar yoktu.
Bir an gözlerini kapattı.
— Ula Rüzgar... Daha sabahın başındasın. Kendine gel.
Ceplerini bir kez daha aradı. Sonra başını kaldırıp apartmana baktı.
Bir dakika sonra annesi kapıyı açtığında karşısında oğlunu buldu.
— Ne oldu gene?
Rüzgar son derece ciddi bir ifadeyle cevap verdi:
— Ana, evin güvenliğini kontrol ediyorum.
Annesi elindeki anahtarı uzattı.
— He, kontrol et. Bir gün kendi evine giremeyeceksun da aklın başına gelecek.
Rüzgar anahtarı aldı.
— Benim aklum başumda ana. Sadece bazen başka işlerle meşgul olayi.
— Ula, senin aklunla anahtarların ayrı şehirlerde yaşıyor!
Rüzgar gülerek arabasına döndü.
— Allah Allah, sabah sabah memleketin bütün meseleleri bana kaldı!
Emniyette Bir Sabah
Rize Emniyeti'ne vardığında koridorda arkadaşı Murat'la karşılaştı.
Murat elinde çay bardağıyla duvara yaslanmıştı. Rüzgar'ın ıslak saçlarına baktı.
— Ula, sen denize mi girdun, emniyete mi geldun?
Rüzgar ceketini çıkarmadan cevap verdi:
— Yağmur var Murat. Rize'de yaşıyoruz, çölde değil.
— Şemsiyen nerede?
— Evde.
— Niye almadun?
— Hava tahmini yanıldı.
Murat pencereden dışarı baktı.
— Hava tahmini mi? Ula, gökyüzü sabahtan beri ağlayi!
Rüzgar cevap verecekti ki ayakkabısının bağına bastı. Bir adım attı, sendeledi ve duvara tutundu.
Murat çayını güçlükle tuttu.
— Allah aşkına, sen nasıl polis oldun?
Rüzgar doğrulup ceketini düzeltti.
— Zekâyla oldum. Yürüyüşümle değil.
Murat kahkaha attı.
— Seninle İstanbul'a giden otobüse binsem, sağ salim varacağımıza dair şüphem var.
Rüzgar birden durdu.
— İstanbul mu dedun sen?
— Ben mi? Daha ağzımdan çıkmadı ki!
Tam o sırada amirinin sesi koridorda yankılandı.
— Rüzgar! Odama gel!
Murat, Rüzgar'ın omzuna vurdu.
— Haydi bakalım. Kesin bir şey yaptun.
— Ula, daha hiçbir şey yapmadum!
— Senin yapmana gerek yok. Başına geliyor zaten.
Tayin Haberi
Başkomiser Selçuk Arslan'ın odasına giren Rüzgar, kapıyı kapatıp karşısındaki sandalyeye yöneldi.
— Buyurun amirim.
— Otur Rüzgar.
Rüzgar sandalyeyi çekti. Sandalye halının kenarına takılınca kendisi yana kaydı ve masaya tutundu.
Selçuk Bey birkaç saniye ona baktı.
— Sana bir şey söyleyeceğim. Önce sakin ol.
Rüzgar hemen doğruldu.
— Amirim, bir şey mi oldu? Bir dosya mı var? Bir olay mı çıktı?
— Daha bir şey demedim.
— Ben hazırlıklı olayım dedim amirim.
Selçuk Bey masasının üzerindeki belgeyi uzattı.
— Tayin kararın çıktı.
Rüzgar belgeyi aldı. Okudu. Sonra bir daha okudu.
İstanbul.
Gözlerini kaldırdı.
— Amirim... İstanbul mu?
— Evet, İstanbul.
— Benim tayinim mi çıktı?
— Hayır Rüzgar, yanlışlıkla İstanbul'un belediye başkanı oldun. Tabii ki senin tayinin!
Rüzgar'ın yüzü aydınlandı.
— Ula, ciddi misunuz?
— Gayet ciddiyim. Bir hafta içinde İstanbul'daki görevine başlayacaksın.
Rüzgar yeniden belgeye baktı. İstanbul, mesleğinde ilerlemek için büyük bir fırsattı. Daha kapsamlı soruşturmalar, yeni bir ekip ve farklı olaylar onu bekliyordu.
İçinde bir heyecan yükseldi.
— Amirim, merak etmeyin. İstanbul'da kendimi göstereceğim. Zor dosyalar gelsin, hepsini çözerim.
Selçuk Bey kaşlarını kaldırdı.
— Önce İstanbul'da adresini bulmayı çöz.
— Amirim, o kadar da değil!
— Geçen ay arşivde kayboldun.
— Arşivde koridorlar birbirine benziyordu.
— Tek koridor var!
Rüzgar boğazını temizledi.
— O gün biraz yorgundum amirim.
Selçuk Bey başını iki yana salladı.
— Bak Rüzgar, senin zekânı biliyorum. İşini de iyi yapıyorsun. Ama İstanbul başka bir yer. Kalabalık, trafik, yoğun çalışma temposu... Dikkatli olmanı istiyorum.
Rüzgar bu kez ciddileşti.
— Anlaşıldı amirim. İşimi aksatmam.
— Güzel. Bir de mümkünse gittiğin yerde eşyalara dikkat et.
— Amirim, ben eşyalara dikkat ediyorum.
— O zaman eşyalar senden niye kaçıyor?
Rüzgar cevap bulamayınca belgeyi dosyasına koydu.
— İzin verirseniz hazırlıklara başlayayım amirim.
— Git. Allah İstanbul'u korusun.
Rüzgar kapıdan çıkarken kendi kendine mırıldandı:
— Ula, herkes de İstanbul'u benden korumaya çalışıyor!
Akşam Sofrası
Akşam eve döndüğünde annesi mutfakta yemek hazırlıyordu. Babası salonda haberleri izliyordu.
Rüzgar montunu çıkardı ve mutfağa girdi.
— Ana, baba, size bir şey diyeceğim.
Annesi tencerenin başından döndü.
— Hayırdır oğlum? Yine ne yaptun?
— Niye hemen kötü bir şey yaptığımı düşünüyorsun?
— Tecrübeyle sabit.
Babası televizyonun sesini kıstı.
— Söyle oğlum.
Rüzgar sandalyeye oturdu.
— Tayinim çıktı. İstanbul'a gidiyorum.
Annesinin elindeki kaşık havada kaldı.
— Nereye?
— İstanbul'a ana.
— Ula, İstanbul dediğin şu çok kalabalık olan yer mi?
Rüzgar annesine baktı.
— Ana, Türkiye'de başka İstanbul mu var?
— Ben sana soruyorum, sen bana soruyorsun! Ne zaman gidiyorsun?
— Bir hafta içinde.
Annesi hemen telaşlandı.
— Eşyalarını hazırlamak lazım. Kalacak yer buldun mu? Orada yemek yiyebilecek misun? Çamaşırlarını kim yıkayacak?
Rüzgar gülmeye başladı.
— Ana, ben göreve gidiyorum. Askere değil!
— Ne fark eder? İkisinde de insanın karnı acıkayi!
Babası güldü.
— Kadın doğru söylüyor oğlum. Sen daha kendi çamaşırını ayırmayı bilmiyorsun.
Rüzgar itiraz etti.
— Biliyorum baba!
Annesi hemen araya
Yorumlar
- Işıl Yağcı: her şey var anahtar yok en klasik kaza
- Filiz Çetin: dikkatli ol dedikleri yerde kendi aklını konuştur derim
- Can Kaan Odabaş: valizin kapaklanması ne demek olmaktadır a diye başlamam lazım bu süreçte
- Aslı Okur: Ha bir de yetmezmiş gibi şemsiyeni almadan çıkıyorsun
- Nisa Fidan: Birazdan istanbul hayalini düşünürken ekmek derdine düştün
- İsmail Parlak: Baba seni tutar ama elinden geleni eşyalara yap!
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: Ah rüzgar
- Derya Ergin: emniyet nedir ama sanki ikisine de hâkim değilsin gibi
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😂😂😂 yapım canım
- Ahu Kuzu: babandan bu destek sen gitmeden güzel bir ders oldu
- Ceyda Sancak: Yani bir anda istanbul dedin hazırlıklar ne alemde?
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😂😂😂 demi işte çok teşekkür ederim