Keşfet

11. BÖLÜM – ANAHTARIN SIRRI

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

11. BÖLÜM – ANAHTARIN SIRRI

Rüzgar o sabah evden çıkmak için biraz fazla uğraşmıştı.

Önce telefonunu bulamadı. Telefonu bulunca cüzdanını aramaya başladı. Cüzdanını da montunun cebinde buldu. Son olarak anahtarını ararken mutfak masasının üzerindeki çay bardağına çarptı.

Bardak devrilmedi ama çay masaya döküldü.

Rüzgar bir süre masaya baktı.

“Daha güne başlamadan evi temizliğe verdik.”

Anahtarını alıp kapıya yöneldi. Tam çıkacakken telefonu çaldı.

Arayan Selin'di.

“Rüzgar, merkeze gel. Bir cinayet ihbarı var.”

“Geliyorum komiserim.”

“Çabuk ol.”

“Emredersiniz.”

Telefon kapandı. Rüzgar ayakkabılarını giyerken birini ters giydiğini fark etti. Başını kaldırıp tavana baktı.

“İstanbul beni gerçekten sınamaya kararlı.”

Polis merkezine vardığında Selin dosyayla onu bekliyordu.

“Sonunda geldin.”

“Yol biraz yoğundu.”

“Her sabah aynı bahaneyi kullanıyorsun.”

“Çünkü İstanbul her sabah aynı şeyi yapıyor komiserim.”

Selin dosyayı uzattı.

“Şehir merkezindeki eski bir köşkte cinayet işlenmiş. Köşkün sahibi Haluk Erdem, çalışma odasında ölü bulunmuş.”

Rüzgar dosyayı açtı.

“Şüpheliler?”

“Eşi, yeğeni, şoförü ve gece görevlisi. Hepsinin ifadesi alınmış ama henüz net bir sonuç yok.”

“Ölüm saati belli mi?”

“İlk incelemeye göre gece saatleri.”

Rüzgar dosyayı kapattı.

“Gidelim bakalım.”

Köşkün kapısında polis ekipleri vardı. İçeri girdiklerinde Rüzgar önce çevreye baktı. Eski mobilyalar, uzun koridorlar ve duvarlardaki aile fotoğrafları köşke farklı bir hava veriyordu.

Çalışma odasına girdiler.

Haluk Erdem'in masası dağılmıştı. Yerde kırık bir fotoğraf çerçevesi, pencerenin önünde devrilmiş küçük bir saksı vardı.

Selin bilgi verdi:

“Kapı kilitli bulunmuş. Ekipler geldiğinde anahtar içerideymiş. Pencere de açıktı.”

Rüzgar pencereye yaklaştı.

“Dışarıda yağmur varmış. Buradan giren çıkan olduysa iz bırakması gerekirdi.”

“Şu ana kadar belirgin bir iz bulunmadı.”

Rüzgar pencerenin önündeki saksıya baktı.

“Birinin buradan girip çıktığını düşünmüyorum. Saksı devrilmiş ama toprağın dağılımı garip. Sanki biri pencereye yaklaşırken çarpmış.”

Selin de eğilip baktı.

“Bunu olay yeri ekibine bildirelim.”

Rüzgar odanın kapısına yöneldi. Kilidi inceledi.

“Bu kilit yeni.”

Selin yanına geldi.

“Nereden anladın?”

“Kapı eski ama kilit yeni duruyor. Yakın zamanda değiştirilmiş olabilir.”

“Bunu da kontrol ettireceğim.”

Rüzgar cebinden kendi anahtarını çıkardı. Anahtarlığı yıllardır yanındaydı. Elinde çevirirken kilidin şeklini inceledi.

“Benim anahtarım da buna benziyor.”

Selin ona baktı.

“Rüzgar, kendi anahtarını buradaki kilide sokmaya çalışma.”

“Yok komiserim. Önce kendi evimin kapısını açmayı başaralım.”

Selin başını iki yana sallayıp odadan çıktı.

Köşkte bulunan kişiler sırayla yeniden dinlendi.

Haluk Erdem'in yeğeni Barış, amcasıyla miras yüzünden tartıştıklarını kabul etti ancak olay gecesi köşkte olmadığını söyledi.

Eşi Nermin Hanım, gece odasında olduğunu ve tartışma sesi duymadığını anlattı.

Şoför Cemil, gece garajda bulunduğunu söyledi.

Gece görevlisi Orhan ise saat on bir civarında ana kapıyı kilitlediğini belirtti.

Rüzgar ifadeleri dinledikten sonra Selin'in yanına geçti.

“Bir şey dikkatini çekti mi?” diye sordu Selin.

“Evet. Herkes o gece kendi yerinde olduğunu söylüyor. Ama çalışma odasının kapısının nasıl kilitlendiğini kimse açıklamıyor.”

“Kapının içeriden kilitlenmiş olması mümkün.”

“Olabilir. Ama anahtarın içeride bulunması tek başına bunu kanıtlamaz.”

Selin başını salladı.

“Peki ne yapacağız?”

“Önce kilidin geçmişini öğrenelim. Bir de köşkün eski anahtarları nerede tutuluyor, ona bakalım.”

Rüzgar yeniden çalışma odasına döndü. Masanın yanındaki çekmeceyi açtı. İçinde birkaç kalem, eski evraklar ve küçük bir anahtar vardı.

Anahtarı eline aldığı sırada kendi anahtarlığı masaya çarptı.

Bir ses duydu.

“İkinci...”

Rüzgar başını kaldırdı.

Oda sessizdi.

Bir süre elindeki anahtara baktı.

“Yine mi başladık?”

Selin kapıdan seslendi:

“Bir şey mi buldun?”

“Henüz değil komiserim.”

Rüzgar çekmecedeki anahtarı çevirdi. Üzerinde küçük bir rakam vardı: 2.

Koridora çıktı. Köşkteki odaları kontrol etmeye başladı. Kütüphanenin yanında eski bir depo vardı. İçeri girdiğinde duvara dayalı büyük bir dolap gördü.

Dolabın ikinci çekmecesi diğerlerinden farklıydı. Kilidinin çevresinde yeni çizikler vardı.

“Komiserim, sanırım aradığımız yer burası.”

Selin yanına geldi. Çekmece açıldığında içinde küçük bir kutu ve bazı belgeler bulundu.

Belgelerin arasında köşkün anahtarlarının listesi vardı.

Rüzgar sayfaları incelerken bir satırda durdu.

“Çalışma odası... iki anahtar.”

Selin listeye yaklaştı.

“Birinin Haluk Erdem'de olduğu yazıyor. Diğeri şoför Cemil'e teslim edilmiş.”

Rüzgar başını kaldırdı.

“Cemil bize ikinci anahtardan hiç bahsetmedi.”

Selin hemen polis memuruna döndü.

“Cemil'i tekrar buraya çağırın.”

Cemil yeniden karşılarına oturduğunda önceki rahatlığı kalmamıştı.

Selin belgeyi önüne koydu.

“Çalışma odasının ikinci anahtarı sana teslim edilmiş. Neden söylemedin?”

Cemil gözlerini kaçırdı.

“Ben o anahtarın kaybolduğunu sanıyordum.”

Rüzgar sakin bir sesle araya girdi.

“Ne zaman kayboldu?”

“Yıllar önce.”

“Peki neden bunu daha önce anlatmadın?”

Cemil cevap vermedi.

Selin konuşmasını sürdürdü:

“Depodaki çekmecede bulunan anahtar üzerinde de inceleme yapılacak. Bu konuda söylemek istediğin başka bir şey var mı?”

Cemil'in yüzü değişti.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı.

O gece Haluk Erdem'le şirket hesapları yüzünden tartışmıştı. Tartışma büyümüş, Cemil öfkeyle Haluk'u itmişti. Haluk yere düşerek ağır şekilde yaralanmıştı. Cemil panikle odadan çıkmış, ikinci anahtarı kullanarak kapıyı dışarıdan kilitlemişti. Sonra anahtarı depodaki çekmeceye saklamıştı.

Böylece odanın içeriden kilitli olduğu izlenimini vermeye çalışmıştı.

Ancak planını yaparken bazı ayrıntıları düşünememişti. Depodaki anahtarın üzerindeki izler, güvenlik kamerası kayıtları ve diğer bulgular anlattıklarını doğruluyordu.

Cemil gözaltına alındı.

Köşkten çıkarken Rüzgar derin bir nefes aldı.

Selin dosyayı kolunun altına sıkıştırdı.

“İyi iş çıkardın.”

“Teşekkür ederim komiserim.”

“Özellikle anahtar listesini fark etmen önemliydi.”

Rüzgar cebinden kendi anahtarını çıkardı.

“Benim anahtar da bugün işe yaradı sayılır.”

Selin ona baktı.

“Senin anahtarın ne yaptı?”

“Bana moral verdi.”

Selin kısa bir süre sustu.

“Bazen gerçekten ne diyeceğimi bilemiyorum.”

“Ben de bazen kendime yetişemiyorum komiserim.”

Selin yürümeye başladı. Rüzgar da peşinden gitti.

Akşam eve döndüğünde anahtarını masanın üzerine bıraktı. Gün boyunca yaşananları düşündü. Son zamanlarda eşyaların sesini duyması artık tesadüf gibi gelmiyordu.

Anahtarlığa uzandı.

Bu kez kısa bir ses duydu:

“Senin... sıran...”

Rüzgar elini çekti.

Bir süre anahtarlığa baktı.

“Benim sıram ne demek şimdi?”

Cevap gelmedi.

Rüzgar anahtarı cebine koydu. Tam mutfağa geçecekken ayağı sandalyeye takıldı.

“Ula, bir de sen başlama!”

O akşam bir cinayet dosyası kapanmıştı. Ama Rüzgar'ın anlam veremediği o sesler, kafasında yeni sorular bırakmıştı.

Üstelik bu kez konuşan şey eski bir saat ya da bardak değil, yıllardır cebinde taşıdığı kendi anahtarlığıydı.