Keşfet

12. BÖLÜM – BİR CİNAYETİN GÖLGESİNDE

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

12. BÖLÜM – BİR CİNAYETİN GÖLGESİNDE

Rüzgar sabah evden çıkmadan önce aynanın karşısında birkaç saniye durdu. Gömleğinin yakasını düzeltti, saçını eliyle geriye itti. Sonra cebini kontrol etti.

Telefonu, cüzdanı, rozeti ve anahtarı yerindeydi.

“Bugün eksiksiz çıkıyoruz. İnşallah İstanbul da eksiksiz karşılar bizi.”

Kapıyı kapatıp merdivenlere yöneldi. İki basamak indikten sonra durdu.

Şemsiyesini almamıştı.

Annesinin dün akşamki uyarısı aklına geldi. Geri dönüp şemsiyeyi aldı.

“Ula, insan kendi evinden çıkarken bile hazırlık yapıyor.”

Polis merkezine vardığında Selin'in odasının kapısı açıktı. İçeride birkaç polis memuru vardı. Masanın üzeri dosyalarla doluydu.

Rüzgar kapıda durdu.

“Günaydın. Bu kadar dosya olduğuna göre bugün kolay geçmeyecek.”

Selin başını kaldırdı.

“Gel, otur. Önemli bir soruşturmamız var.”

Rüzgar sandalyeye otururken dosyalara baktı.

“Bunların hepsi aynı olay mı?”

“Üç ayrı cinayet. Ama aralarında bağlantı olduğundan şüpheleniyoruz.”

Selin önündeki fotoğrafları ona uzattı.

İlk kurban iş insanı Orhan Yalçın'dı. İkinci kurban avukat Ferit Aksoy, üçüncü kurban ise eski belediye çalışanı Metin Aral'dı.

Rüzgar fotoğrafları tek tek inceledi.

“Birbirlerini tanıyorlar mı?”

“On iki yıl önce aynı şirkette çalışmışlar. Artemis Yapı.”

“Şirket hâlâ faaliyet gösteriyor mu?”

“Hayır. Büyük bir soruşturmanın ardından kapanmış.”

Rüzgar dosyadaki eski haberlere göz gezdirdi.

“Peki o soruşturma neden sonuçlanmamış?”

Selin başka bir belgeyi önüne koydu.

“Şirketin hesaplarında usulsüzlük tespit edilmiş. Ancak dosya tamamlanamadan kapanmış. Bazı belgeler kaybolmuş.”

Rüzgar fotoğraflara yeniden baktı.

“Üç kişi, aynı şirket, aynı geçmiş... Bence bu insanlar yıllar önce yaşanan bir şey yüzünden hedef alınıyor.”

Selin başını salladı.

“Biz de bunu düşünüyoruz. Ama elimizde henüz yeterli kanıt yok.”

Rüzgar dosyayı kapattı.

“O zaman önce geçmişe bakalım.”

İlk olarak Orhan Yalçın'ın eski ofisine gittiler.

Ofiste çalışanlar, Orhan'ın son zamanlarda huzursuz olduğunu anlattı. Sürekli telefonla konuşuyor, eski şirketle ilgili belgeler istiyordu.

Sekreteri, ölümünden iki gün önce isimsiz bir zarf aldığını söyledi.

“Zarfı kim getirdi?” diye sordu Selin.

“Kurye getirdi. Gönderenin adı yazmıyordu.”

“Zarfı açtınız mı?”

“Hayır. Orhan Bey kendisi açtı. Sonra çok sinirlendi.”

Rüzgar masanın üzerindeki evraklara baktı.

“Zarfı aldıktan sonra biriyle görüştü mü?”

“Telefonla birini aradı. Ama kiminle konuştuğunu bilmiyorum.”

Rüzgar masadaki kalemliği incelerken kalemlerden biri yere düştü. Eğilip aldı. Kaleme dokunduğu anda kısa bir ses duydu:

“Üç... imza...”

Rüzgar bir an durdu.

Selin ona baktı.

“İyi misin?”

“İyiyim. Bir şey dikkatimi çekti.”

Kalemi yerine koyup masadaki belgeleri incelemeye başladı. Eski şirketin tasfiye evrakları arasında üç farklı imza vardı. Belgelerin alt kısmında ise dördüncü bir imzanın bulunduğu bölüm yırtılmıştı.

“Komiserim, burada bir isim eksik.”

Selin belgeyi eline aldı.

“Bunu kim yırtmış olabilir?”

“Bilmiyorum. Ama bu imzanın kime ait olduğunu bulmalıyız.”

Polis merkezine döndüklerinde şirket kayıtları yeniden incelendi.

Dördüncü imzanın sahibi Ercan Demir'di. Şirketin eski muhasebe müdürüydü. Soruşturma sırasında şirketin parasını usulsüz aktarmakla suçlanmış, ardından ortadan kaybolmuştu.

Rüzgar fotoğrafına baktı.

“Bu adamı bulmamız gerekiyor.”

Selin bilgisayardan adres bilgilerini kontrol etti.

“Yıllardır aynı adreste görünmüyor. Eski kayıtları araştırıyoruz.”

Tam o sırada kapı çalındı. Bir polis memuru içeri girdi.

“Komiserim, yeni bir ihbar var. Artemis Yapı'nın eski arşiv binasında bir kişi ölü bulunmuş.”

Selin ayağa kalktı.

“Kimlik belli mi?”

“Ercan Demir.”

Rüzgar'ın yüzü ciddileşti.

“Demek birileri geçmişteki dosyanın açılmasını istemiyor.”

Selin ceketini aldı.

“Yola çıkıyoruz.”

Arşiv binası eski ve bakımsızdı. İçerideki dosya dolaplarının çoğu boşaltılmış, bazı belgeler yere saçılmıştı.

Rüzgar çevreyi incelerken yerdeki fotoğrafı fark etti. Fotoğrafı eldivenle kaldırıp Selin'e gösterdi.

Beş kişi yan yana duruyordu.

“Bunlar şirket yöneticileri mi?”

“Evet, öyle görünüyor.”

Fotoğrafın arkasında isimler yazılıydı. Orhan, Ferit, Metin, Ercan ve Murat Sencer.

Selin dosyayı kontrol etti.

“Murat Sencer şirketin eski genel müdürü. Soruşturmanın ardından yurt dışına çıkmış.”

“Şimdi nerede?”

“Üç gün önce Türkiye'ye giriş yapmış.”

Rüzgar fotoğrafı yeniden inceledi.

“Beş kişiden dördü öldü. Geriye Murat kaldı.”

Selin ona baktı.

“Bu, Murat'ın suçlu olduğu anlamına gelmez.”

“Biliyorum. Ama onu bulmamız gerekiyor.”

Rüzgar masanın üzerindeki belgeleri karıştırdı. Bir dosyanın içinden eski bir hesap dökümü çıktı. Aynı tarihte farklı hesaplara aktarılan büyük miktarda paralar vardı.

“Şuna bakın. Bu para hareketleri soruşturmanın başladığı tarihle aynı.”

Selin belgeyi aldı.

“Bu kayıtlar önemli olabilir. Hepsini incelemeye gönderelim.”

Murat Sencer'in adresini bulmaları uzun sürmedi. Ancak eve gittiklerinde kapı açılmadı.

Kapıcı, Murat'ın birkaç gündür eve gelmediğini söyledi.

“Dün gece biri geldi,” diye ekledi.

Selin hemen sordu:

“Nasıl biriydi?”

“Uzun boylu, koyu renk montlu. Elinde siyah bir çanta vardı.”

Rüzgar güvenlik kamerasına baktı.

“Kayıtları izleyebilir miyiz?”

Görüntülerde adamın yüzü net seçilmiyordu. Ancak yürürken sağ ayağına daha az bastığı görülüyordu.

Rüzgar görüntüyü durdurdu.

“Bu adam aksıyor.”

Selin dikkatle ekrana baktı.

“Bunu nereden çıkardın?”

“Sağ ayağını tam basmıyor. Bir de çantanın üzerinde eski şirketin logosu var.”

Kapıcıya tekrar sordular. Kapıcı, şirketin eski çalışanlarından Levent adında birinin yıllar önce geçirdiği kazadan sonra aksadığını hatırladı.

Levent'in adresini bulup evine gittiler.

Levent kapıyı açtığında karşısında iki polisi görünce şaşırdı.

“Buyurun?”

Selin kimliğini gösterdi.

“Levent Bey, Artemis Yapı hakkında birkaç sorumuz var.”

Levent'in yüzü değişti.

“Benim o şirketle yıllardır bir ilgim yok.”

Rüzgar salondaki duvara asılmış eski fotoğrafı fark etti. Fotoğrafta Levent, şirketin diğer yöneticileriyle birlikteydi.

“Bu fotoğraf eski mi?”

Levent arkasına baktı.

“Evet. Çok eski.”

“Diğerlerini tanıyor musunuz?”

“Tanıyorum. Eskiden birlikte çalışıyorduk.”

Selin doğrudan konuya girdi.

“Son günlerde Murat Sencer'le görüştünüz mü?”

“Hayır.”

Rüzgar cevap vermeden önce Levent'in ayakkabılarına baktı. Sağ ayakkabısının kenarında kurumuş çamur vardı.

“Dün gece neredeydiniz?”

“Evdeydim.”

“Bütün gece?”

“Evet.”

Rüzgar masanın üzerindeki küçük metal anahtarlığı fark etti. Üzerinde Artemis Yapı'nın eski logosu vardı.

Anahtarlığa dokunduğunda kısa bir ses duydu:

“Arka... depo...”

Rüzgar elini çekti.

Selin onun duraksadığını fark etti.

“Bir şey mi oldu?”

Rüzgar anahtarlığa baktı.

“Bu logoyu daha önce gördüm. Şirketin eski deposu nerede?”

Levent'in yüzündeki ifade değişti.

“Şehir dışında. Ama yıllardır kullanılmıyor.”

Selin hemen sordu:

“Adresini biliyor musunuz?”

Levent bir süre sustuktan sonra adresi verdi.

Rüzgar teşekkür edip kapıya yöneldi. Dışarı çıktıklarında Selin ona döndü.

“Levent'in bir şey sakladığını düşünüyor musun?”

“Evet. Sorularımıza cevap verirken sürekli Murat'ın adını duymamış gibi davrandı. Ama fotoğrafı görünce yüzü değişti.”

“Depoya gidiyoruz.”

Eski depoya vardıklarında hava kararmıştı. Polis ekipleri binanın çevresini kontrol altına aldı.

İçeride eski makineler, dosya dolapları ve kırık mobilyalar vardı.

Rüzgar yerdeki evrakları fark etti. Eğilip incelediğinde yıllar önceki soruşturmaya ait belgeler buldu.

Belgelerde şirketin parasının farklı hesaplara aktarıldığı görülüyordu. Ancak bu işlemlerin Ercan Demir tarafından yapılmış gibi gösterildiği anlaşılıyordu.

Rüzgar sayfaları çevirdi.

“Ercan bütün suçu üzerine almış.”

Selin belgeleri inceledi.

“Belki de suçsuzdu.”

“Bence bu belgeler onun suçsuz olduğunu kanıtlayabilir.”

Tam o sırada binanın arka tarafından bir ses geldi.

“Dur! Polis!”

Bir adam arka kapıya doğru koşuyordu.

Rüzgar da peşinden koştu. Fak