Keşfet

13. BÖLÜM – DUVARDAKİ BOŞLUK

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

13. BÖLÜM – DUVARDAKİ BOŞLUK

Rüzgar, İstanbul'daki hayatına yavaş yavaş alışıyordu. En azından artık her sabah kaybolduğu sokağı bulabiliyordu. Tabii bu, İstanbul'un onu rahat bıraktığı anlamına gelmiyordu.

O sabah mutfakta kahvaltısını yaparken bir yandan telefonuna bakıyordu. Çayından bir yudum aldı, ekmeğine uzandı ama eli tabağın yanındaki kaşığa çarptı.

Kaşık yere düştü.

Rüzgar eğilip aldı.

“Ula, daha sabah sabah ne ettim sana?”

Kaşığı lavaboya bıraktı. Tam çıkacakken telefonu çaldı.

Arayan Selin'di.

“Rüzgar, merkeze gelir gelmez odama uğra. Yeni bir dosyamız var.”

“Günaydın demek de yok artık, komiserim.”

“Günaydın. Çabuk gel.”

“Peki, geliyorum.”

Telefon kapandı.

Rüzgar montunu giydi, anahtarını aldı ve kapıdan çıktı.

“Bakalım bugün İstanbul bize ne hazırlamış.”

Polis merkezine girdiğinde Selin'in odasının kapısı açıktı. Masanın üzerinde birkaç dosya duruyordu.

“Günaydın komiserim.”

“Günaydın. Otur.”

Rüzgar sandalyeye oturup dosyaya baktı.

“Bu kadar kalın olduğuna göre yine kolay bir işimiz yok.”

Selin dosyayı önüne koydu.

“Şehir müzesinden çok değerli bir tablo kaybolmuş.”

Rüzgar fotoğrafa baktı.

“Tablo mu çalınmış?”

“Evet. Dün akşam müze kapatılırken yerindeymiş. Sabah görevliler geldiğinde duvarda yalnızca boş çerçeve kalmış.”

“Kapılar kilitli miydi?”

“Evet. Pencerelerde de herhangi bir zorlama yok. Güvenlik sistemi çalışmış görünüyor ama alarm devreye girmemiş.”

Rüzgar kaşlarını çattı.

“Yani biri müzeye girmiş, tabloyu almış ve kimse fark etmemiş.”

“Öyle görünüyor.”

“Peki içeride kimler varmış?”

“Gece güvenlik görevlisi, iki temizlik çalışanı ve müze personelinden birkaç kişi. Hepsinin ifadesi alınacak.”

Rüzgar ayağa kalktı.

“Gidelim bakalım. Belki tablo bizden saklanıyordur.”

Selin dosyayı çantasına koydu.

“Umarım sen de tablo gibi ortadan kaybolmazsın.”

Rüzgar kapıya yöneldi.

“Ben kaybolmam komiserim. Sadece bazen yanlış yere giderim.”

Müzeye vardıklarında müdür Aydın Bey onları karşıladı.

“Komiserim, gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum. O tablo yıllardır burada sergileniyordu.”

Selin doğrudan sorulara geçti.

“Tabloyu en son kim gördü?”

“Güvenlik görevlisi Murat. Dün akşam saat sekizde son kontrolü yapmış.”

“Sonrasında salona kimse girmedi mi?”

“Normal ziyaret saatinde girmiş olabilirler. Ancak müze saat dokuzda tamamen kapatıldı.”

Rüzgar boş çerçevenin önüne geçti.

Çerçevenin kenarlarını dikkatle inceledi. Zorlanma izi yoktu. Duvarın üzerinde de belirgin bir hasar görünmüyordu.

“Tablo çerçevesinden çıkarılmış. Çerçeveye zarar verilmemiş.”

Aydın Bey başını salladı.

“Evet. Tabloyu bilen biri yapmış olmalı.”

Rüzgar duvarın alt kısmına baktı.

“Burada küçük bir çizik var.”

Selin yanına geldi.

“Ne çiziği?”

“Şu köşede. Sanki büyük bir şey buraya sürtünmüş.”

Aydın Bey düşündü.

“Dün gece temizlik sırasında kullanılan taşıma arabası olabilir.”

Rüzgar ona döndü.

“Taşıma arabası mı?”

“Evet. Temizlik görevlileri malzemeleri onunla taşıyor.”

Selin hemen not aldı.

“Arabanın nerede olduğunu öğrenelim.”

İlk olarak güvenlik kayıtlarını izlediler.

Müzenin ana girişindeki kameralar gece boyunca herhangi bir hareket göstermiyordu. Sergi salonunun koridorundaki kamera ise saat 22.14'te görüntüyü birkaç dakika kaybetmişti.

Rüzgar ekrana yaklaştı.

“Bir dakika. Şurayı geri alabilir miyiz?”

Görevli görüntüyü geri sardı.

Koridorun ışıkları kısa süreliğine sönüyor, ardından yeniden yanıyordu.

Selin sordu:

“Elektrik kesintisi mi?”

Görevli başını salladı.

“Hayır. Binanın genel elektriğinde sorun yok. Sadece bu koridorun ışıkları kapanmış.”

“Kim müdahale etmiş olabilir?”

“Bakım sistemine erişimi olan biri.”

Rüzgar görüntüyü tekrar izledi.

“Bu sırada kameranın da görüntüsü kesilmiş.”

Selin ona baktı.

“Yani biri hem ışıkları hem de kamerayı devre dışı bırakmış.”

“Evet. Ama alarm neden çalışmamış, onu da öğrenmemiz gerekiyor.”

Güvenlik görevlisi açıklama yaptı.

“Alarm sistemi ayrı bir devrede. Sergi salonundaki hareket sensörleri de devre dışı bırakılmış olabilir.”

Rüzgar başını salladı.

“Demek ki bunu yapan kişi müzenin sistemini iyi biliyor.”

Müzedeki çalışanlar sırayla dinlendi.

Güvenlik görevlisi Murat, gece boyunca giriş kapısında bulunduğunu söyledi.

Temizlik görevlisi Zeynep, üst kattaki koridoru temizlediğini anlattı.

Teknik görevli o gece müzede değildi.

Restorasyon uzmanı Derya ise kaybolan tablo üzerinde daha önce çalışmıştı. Tabloyu sökme ve yeniden yerleştirme konusunda deneyimliydi.

Selin ona sordu:

“Dün gece müzeye geldiniz mi?”

“Hayır. Evdeydim.”

“Tablonun nasıl çıkarıldığını biliyor musunuz?”

“Elbette. Daha önce restorasyonunu ben yapmıştım. Ama onu ben almadım.”

Rüzgar konuşmaya katıldı.

“Kimsenin sizi suçladığı yok. Sadece bildiklerinizi öğrenmeye çalışıyoruz.”

Derya başını salladı.

“Tabloyu çerçevesinden çıkarmak zor değil. Ama alarm sistemini devre dışı bırakmak için teknik bilgi gerekir.”

Rüzgar Selin'e baktı.

“Bence iki farklı konuda bilgisi olan biri ya da birlikte hareket eden iki kişi olabilir.”

Selin cevap verdi:

“Bunu araştıracağız.”

Rüzgar yeniden sergi salonuna döndü.

Boş çerçevenin önünde dururken yerde küçük metal bir toka gördü. Eğilip aldı.

Parmaklarının ucunda kısa bir ses duyuldu:

“Altında...”

Rüzgar başını kaldırdı.

Bir süre bekledi.

“Altında ne var?”

Cevap gelmedi.

Selin yanına geldi.

“Yine mi?”

Rüzgar elindeki tokayı gösterdi.

“Bir kelime duydum.”

“Ne söyledi?”

“Altında.”

Selin etrafına baktı.

“Çerçevenin altında mı?”

Rüzgar duvarın alt kısmını kontrol etti. Sonra önündeki küçük sehpayı çekti.

Sehpanın altında katlanmış bir kâğıt buldu.

Kâğıtta müzenin eski yerleşim planı çizilmişti. Bir bölüm kırmızı kalemle işaretlenmişti.

Aydın Bey çizime baktı.

“Bu, eski arşiv odası.”

Selin kâğıdı aldı.

“Oraya gidelim.”

Rüzgar tokayı cebine koydu.

Selin ona baktı.

“Onu neden alıyorsun?”

“Belki ileride yine konuşur.”

“Rüzgar, o bir toka.”

“Komiserim, siz de her şeye karışmayın. Aramızda özel bir iletişim var.”

Selin gülerek başını salladı.

Eski arşiv odası müzenin alt katındaydı.

İçeride yıllardır kullanılmayan dolaplar, eski çerçeveler ve çeşitli belgeler bulunuyordu.

Rüzgar kapıdan içeri girerken etrafına baktı.

“Burada kaybolan tablodan daha fazla kayıp eşya var.”

Selin cevap verdi:

“İşimize bakalım.”

Rüzgar dolapları kontrol etmeye başladı. Bir tanesinin kapağını açtığında kapak aniden yerinden oynadı.

Rüzgar geriye doğru çekildi.

“Ula! Bu dolap da mı üzerime gelecek?”

Selin gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Biraz dikkatli ol.”

“Ben dikkatliyim komiserim. Eşyalar pek uyumlu değil.”

Dolabın içindeki eski dosyaları incelerken küçük bir kutu buldu. Kutunun içinde müzeye ait eski bir anahtar vardı.

Aydın Bey şaşkınlıkla yaklaştı.

“Bu anahtar yıllar önce kaybolmuştu.”

Selin sordu:

“Nereye ait?”

“Eski restorasyon odasına.”

Rüzgar anahtarı eline aldı.

Bu kez ses daha belirgindi.

“Arka... duvar...”

Rüzgar gözlerini kaldırdı.

“Arka duvara bakmamız gerekiyor.”

Selin ona döndü.

“Ne duydun?”

“Arka duvar dedi.”

Aydın Bey odanın arka tarafını gösterdi.

“Orada eski bir ahşap panel var. Ama yıllardır açılmadı.”

Panelin kenarlarında ince bir boşluk bulunuyordu. Ekipler dikkatlice kontrol ettiğinde arkasında küçük bir bölme ortaya çıktı.

İçinden eski bir fotoğraf ve müze çalışanlarının isimlerinin yazılı olduğu bir liste çıktı.

Fotoğrafta beş kişi yan yana duruyordu.

Aydın Bey fotoğrafa baktığında yüzü değişti.

“Bu, eski restorasyon ekibi.”

Rüzgar fotoğrafı inceledi.

“Bu kişilerden hâlâ burada çalışan var mı?”

“Derya var. Diğerleri yıllar önce ayrıldı.”

Selin listeyi aldı.

“İsimleri kontrol edelim.”

Derya yeniden müzeye çağrıldı.

Selin fotoğrafı önüne koydu.

“Bu fotoğrafı tanıyor musunuz?”

Derya baktı.

“Evet. Eski ekibimiz.”

“Bu odadaki gizli bölmeden çıktı.”

Derya şaşırdı.

“Ben o bölmeyi bilmiyordum.”

Rüzgar araya girdi.

“Fotoğraftaki diğer kişilerle görüşüyor musunuz?”

“Bir zamanlar Murat'la görüşürdüm. Kendisi teknik görevlisiydi. Ama yıllardır konuşmuyoruz.”

Selin he