Keşfet

16. BÖLÜM – MÜZEDEKİ GİZEMLİ KAYIP

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

16. BÖLÜM – MÜZEDEKİ GİZEMLİ KAYIP

Rüzgar Fırtına o sabah alarm çalmadan uyandı.

Yatağında birkaç saniye oturduktan sonra telefonuna baktı. Saat henüz erkendi. Bu kez acele etmesine gerek yoktu.

Yatağını topladı, yüzünü yıkadı ve aynanın karşısına geçti. Gömleğinin yakasını düzeltti, saçlarını eliyle geriye itti.

“Bugün güzel bir gün olacak. Sakin bir şekilde işe gideceğim. Kimse kaybolmayacak, hiçbir şey çalınmayacak. En önemlisi de ben hiçbir yere düşmeyeceğim.”

Kendi kendine gülümsedi.

“İnsan bazen kendine güvenmeli.”

Kahvaltısını yaptıktan sonra çantasını aldı. Kapıyı kapatıp merdivenlerden inmeye başladı. Apartmanın çıkışına geldiğinde telefonuna baktı. Selin'den mesaj gelmişti.

Selin: Saat dokuzda karakolda olun. Yeni bir dosyamız var.

Rüzgar saate baktı.

“Daha sekiz buçuk. Bugün kesinlikle geç kalmayacağım.”

Otobüs durağına kadar yürüdü. Gelen ilk otobüsün tabelasına baktı, sonra yanındaki adama döndü.

“Pardon, bu otobüs merkezden geçiyor mu?”

Adam başını salladı.

“Hayır, ters yöne gidiyor.”

Rüzgar birkaç saniye otobüse baktı.

“İyi ki sordum. İstanbul'da insan kendi başına bırakılınca başka şehre gidiyor.”

Doğru otobüsü bekleyip karakola ulaştığında saat tam dokuzdu.

Kapıdan girerken kendi kendine söylendi:

“Bak, bugün başardık. İstanbul'la aramız düzeliyor.”

Yeni Dosya

Selin'in odasına girdiğinde masanın üzerinde kalın bir dosya duruyordu.

“Günaydın komiserim.”

“Günaydın. Tam zamanında geldiniz.”

Rüzgar sandalyesine oturdu.

“Ben de artık şaşırmaya başladım.”

Selin dosyayı ona uzattı.

“Şehir müzesinden tarihi bir eser kaybolmuş. Müze müdürü sabah durumu fark etmiş.”

Rüzgar dosyayı açtı.

“Ne kaybolmuş?”

“Gümüş işlemeli eski bir cep saati. Müzenin en değerli eserlerinden biriymiş.”

Rüzgar fotoğrafa baktı.

“Gerçekten güzelmiş. Peki nasıl kaybolmuş?”

“Dün akşam sergi salonunda duruyormuş. Sabah geldiğinde vitrinin boş olduğunu görmüşler. Üstelik vitrin kilitliymiş.”

Rüzgar kaşlarını kaldırdı.

“Yani biri hem saati almış hem de vitrini tekrar kilitlemiş?”

“Öyle görünüyor.”

“Güvenlik kameraları?”

Selin başka bir sayfayı çevirdi.

“Koridordaki kameraların görüntüsü, saatin kaybolduğu düşünülen saatlerde kesilmiş.”

Rüzgar arkasına yaslandı.

“Biri önceden hazırlık yapmış olabilir.”

“Biz de bunu araştıracağız. Müze çalışanlarının ifadelerini alacağız, görüntüleri inceleyeceğiz.”

Rüzgar dosyayı kapattı.

“Tamamdır. Gidelim.”

Selin ayağa kalktı.

“Bir de müzede gördüğünüz her şeye dokunmayın.”

Rüzgar hafifçe gülümsedi.

“Komiserim, ben artık daha dikkatliyim.”

Selin kapıya yönelirken cevap verdi:

“Bunu görmek istiyorum.”

Boş Vitrin

Müzeye vardıklarında onları müdür Nihat Bey karşıladı.

“Hoş geldiniz komiserim. Gerçekten çok üzgünüz. Bu saat yıllardır müzemizde sergileniyordu.”

Selin geçmiş olsun dileklerini ilettikten sonra sergi salonuna geçmelerini istedi.

Saatin bulunduğu vitrin salonun ortasındaydı. Cam kapağı kapalıydı ancak içindeki kadife bölüm boştu.

Rüzgar vitrinin etrafında dolaştı.

“Dün akşam burada mıydı?”

“Evet. Akşam kapanış kontrolünde yerindeydi.”

Selin sordu:

“Vitrinin anahtarı kimde bulunuyor?”

“Bende ve güvenlik sorumlusu Murat Bey'de.”

“Başka kimsenin erişimi var mı?”

“Hayır. Anahtarlar yalnızca bizde.”

Rüzgar vitrinin alt kısmına eğildi. Camda herhangi bir kırık ya da belirgin hasar görünmüyordu.

“Zorlanma izi yok gibi.”

Nihat Bey başını salladı.

“Biz de aynı şeyi düşündük. Nasıl açıldığını anlayamadık.”

Selin güvenlik görevlisinin çağrılmasını istedi.

Rüzgar ise vitrinin yanındaki küçük metal plakaya göz gezdiriyordu. Plakada eski bir envanter numarası yazılıydı. Parmağını üzerine götürdüğü sırada kulağına ince bir ses geldi.

“Altında…”

Rüzgar elini hemen çekti.

Bir süre plakaya baktı.

Selin onun durduğunu fark etti.

“Bir şey mi gördünüz?”

“Tam emin değilim. Vitrinin altına da bakmamız gerekiyor.”

Eğilip zemini kontrol etti. Vitrinin hemen yanında küçük, katlanmış bir kâğıt vardı.

Selin'e gösterdi.

“Bunu daha önce fark ettiniz mi?”

Nihat Bey başını salladı.

“Hayır. İlk kez görüyorum.”

Selin eldivenlerini takarak kâğıdı inceledi. Üzerinde tek bir kelime yazıyordu:

ARŞİV

Rüzgar, Nihat Bey'e döndü.

“Müzenin arşivi nerede?”

“Alt katta. Eski belgeler ve envanter kayıtları orada tutuluyor.”

Selin kâğıdı delil olarak ayırdı.

“Önce oraya bakacağız.”

Eski Kayıtlar

Arşiv odası müzenin alt katındaydı. İçeri girdiklerinde raflar boyunca sıralanmış dosyalar ve eski fotoğraflarla karşılaştılar.

Rüzgar etrafına baktı.

“Burada bir insanın kaybolması gayet mümkün.”

Selin ona döndü.

“Lütfen kaybolmayın. Sizi bir de burada aramayalım.”

“Komiserim, ben kaybolmam. Sadece bazen yanlış yerde bulunuyorum.”

Selin cevap vermeden dosyaları incelemeye başladı.

Rüzgar eski fotoğrafların bulunduğu bölüme yöneldi. Bir fotoğraf dikkatini çekti. Müzenin yıllar önceki açılış töreninde çekilmişti. Fotoğrafta beş kişi yan yana duruyordu.

Fotoğrafı eline aldı.

“Komiserim, şuna bakın.”

Selin yanına geldi.

“Kim bunlar?”

Nihat Bey fotoğrafı görünce konuştu.

“Bunlar müzenin eski çalışanları. Şu kişi Cemal Yıldırım. Uzun yıllar restorasyon uzmanı olarak çalıştı.”

Rüzgar fotoğrafın arkasını çevirdi. İsimler ve tarih yazılıydı.

“Cemal Bey hâlâ burada mı çalışıyor?”

“Hayır, yıllar önce emekli oldu.”

Selin fotoğrafı dikkatle inceledi.

“Peki cep saatinin restorasyonuyla ilgilenmiş mi?”

Nihat Bey bir süre düşündü.

“Evet. Bu saat yıllar önce bakımdan geçmişti. Sanırım Cemal Bey ilgilenmişti.”

Rüzgar'ın dikkatini fotoğrafın köşesindeki küçük bir işaret çekti. İşaret, vitrinin yanındaki metal plakada gördüğü işarete benziyordu.

“Bu işaretin özel bir anlamı var mı?”

“Eski envanter işareti olabilir. O dönemde eserlerin kayıtlarında kullanılırdı.”

Selin, Cemal'in iletişim bilgilerinin bulunmasını istedi.

Rüzgar rafların arasında dolaşırken masanın üzerindeki eski bir kalemi eline aldı. Kalemden yine o tanıdık ses geldi:

“Arka… raf…”

Rüzgar kalemi masaya bıraktı.

“Komiserim, şu arka taraftaki raflara da bakalım.”

Selin ona baktı.

“Bir şey mi buldunuz?”

“Henüz değil.”

“Rüzgar…”

“Tamam, bu kez gerçekten bakmamız gereken bir yer var.”

Arka taraftaki rafların önünde küçük bir dolap vardı. Dolabın kapağı tam kapanmamıştı. İçinde eski envanter defterleri duruyordu.

Rüzgar birini açtı. Sayfaları çevirirken cep saatinin fotoğrafını gördü.

Altında şu kayıt vardı:

İlk restorasyon: Cemal Yıldırım.

Selin yazıyı okudu.

“Demek ki Cemal bu eserle doğrudan ilgilenmiş.”

Rüzgar başını salladı.

“Üstelik geçen hafta eski kayıtları araştırmış. Bence onunla konuşmalıyız.”

Şüpheliler

Önce müzenin güvenlik sorumlusu Murat'ın ifadesi alındı.

Selin karşısına oturdu.

“Dün akşam sergi salonunu kontrol ettiniz mi?”

“Evet. Saat onda kontrol ettim. Vitrin kapalıydı.”

“Koridor kameralarının görüntüsü neden kesildi?”

“Elektrik sisteminde kısa süreli bir sorun yaşandı. Teknik ekibe haber verdim.”

Rüzgar araya girdi.

“Teknik ekipten kim geldi?”

Murat omuz silkti.

“Tam olarak hatırlamıyorum. Ben o sırada giriş kapısındaydım.”

Rüzgar masadaki anahtarlığa baktı.

“Vitrinin anahtarı sürekli sizde miydi?”

“Evet.”

Selin notlarını tamamladı.

Daha sonra temizlik görevlisi Aylin'in ifadesi alındı.

Aylin, o akşam sergi salonunda temizlik yaptığını ama vitrine dokunmadığını söyledi. Ayrıca Derya adlı restorasyon uzmanını salonda gördüğünü belirtti.

Derya çağrıldığında bunu doğruladı.

“Evet, oradaydım. Eski metal parçaları kontrol ediyordum. Ama saati almadım.”

Rüzgar sordu:

“Cemal Yıldırım'ı tanıyor musunuz?”

Derya'nın yüzü bir an değişti.

“Evet. Eski çalışma arkadaşımızdı.”

“Son zamanlarda görüştünüz mü?”

“Geçen hafta aradı. Eski envanter kayıtlarını sordu. Ben de müze müdürüne yönlendirdim.”

Selin not aldı.

“Başka bir şey söyledi mi?”

“Hayır. Sadece eski belgelerle ilgilendiğini söyledi.”

Rüzgar, Selin'e baktı.

Cemal'in adı artık birkaç kez karşılarına çıkmıştı.

Cemal'in Evi

Cemal Yıldırım'ın adresine ulaşmaları uzun sürmedi. Selin ve Rüzgar birlikte evine gittiler.

Kapıyı yaşlı b