Keşfet

2. Bölüm: Daha İstanbul`a Gidemeden

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

Yazar: Ötüken Kalemi

2. Bölüm: Daha İstanbul'a Gidemeden

Rüzgar, sabah evden çıkarken annesinin sesini duydu.

— Oğlum, kahvaltı etmeden nereye gidiyorsun?

— Ana, emniyete uğrayıp geleceğim. Daha İstanbul'a gitmeme üç gün var.

— Üç gün var da sanki yarın gidiyormuşsun gibi evin içinde dönüp duraysun.

Rüzgar ayakkabısının bağcığını bağladı.

— Evraklarımı halletmem lazım.

— Dün de halledecektin.

— Dün başka işler çıktı.

Annesi kapının önüne geldi.

— Senin işin hiç bitmez zaten. Akşam gelirken ekmek al.

Rüzgar başını kaldırdı.

— Ana, daha gitmeden ekmek işini bana bağladun.

— İstanbul'a gidince kim alacak? Burada alıştırayım seni.

Rüzgar gülerek kapıyı kapattı.

Arabaya bindiğinde telefonunu koltuğun üzerine koydu. Kontağı çevirdi, emniyet kemerini taktı ve hareket etti. Sokağın sonuna gelmeden telefonunun çaldığını fark etti.

Amiri Selçuk Bey arıyordu.

— Efendim amirim?

— Rüzgar, müsait misin?

— Emniyete gidiyordum zaten.

— İyi. Merkeze yakın bir dükkândan hırsızlık ihbarı geldi. Ekipler orada. Sen de uğra, bir bak.

— Tamam amirim.

Telefonu kapattı. Sonra önündeki kavşağa geldiğinde yanlış sokağa döndüğünü fark etti.

Bir süre direksiyona baktı.

— Ula, ben bu yolu her gün kullanıyorum. Bugün ne oldu bana?

Geri dönmek için uygun bir yer aradı. Birkaç dakika sonra dükkânın bulunduğu sokağa ulaştı.

Olay yerine vardığında iki polis memuru kapıda bekliyordu. Dükkân sahibi de içeride, tezgâhın arkasında telaşla dolaşıyordu.

Rüzgar içeri girdi.

— Günaydın. Ne kaybolmuş?

Dükkân sahibi hemen anlatmaya başladı.

— Komiserim, telefon kayboldu. Tezgâhın üzerine bırakmıştım. Bir müşteri geldi, bir şeyler sordu. Sonra gitti. Ben de telefona baktım, yok.

— Müşteriyi tanıyor musunuz?

— Hayır. Daha önce görmedim.

Rüzgar dükkâna göz gezdirdi.

Burası küçük bir telefon tamir dükkânıydı. Tezgâhın üzerinde tornavidalar, kablolar ve birkaç telefon duruyordu. Arka tarafta da küçük bir çalışma masası vardı.

— Telefon en son ne zaman elinizdeydi?

— Sabah, dükkânı açarken. Sonra müşteriye baktım, telefonu masanın üzerine koydum.

— Müşteri ne kadar kaldı?

— Beş dakika falan.

Rüzgar başını salladı.

— Peki, kameranız var mı?

Dükkân sahibi başını iki yana salladı.

— Yok komiserim.

Yanında duran polis memuru araya girdi.

— Adam müşterinin aldığını düşünüyor.

Rüzgar hemen cevap vermedi. Tezgâhın üzerindeki eşyalara baktı. Sonra dükkân sahibine döndü.

— Bir de arka tarafı görelim.

Birlikte çalışma masasına geçtiler. Masanın altında açık bir çekmece, yanında da kablolarla dolu bir kutu vardı. Rüzgar eğilip yere baktı.

— Burada bir şey mi arıyorsunuz komiserim? diye sordu dükkân sahibi.

— Şimdilik ne aradığımı bilmiyorum. Önce neyin nerede olduğunu anlamaya çalışıyorum.

Masadaki kutuyu kaldırdı. Altında eski bir telefon kılıfı vardı. Onun yanında da dükkân sahibinin kayıp olduğunu söylediği telefon duruyordu.

Adam şaşkınlıkla eğildi.

— Ula! Buradaymış!

Rüzgar telefonu eline almadı; önce sahibine nerede bulduğunu gösterdi.

— Muhtemelen masayı toplarken kutunun altına kaymış. Müşteri geldiğinde de siz telefonun hâlâ tezgâhta olduğunu hatırladınız.

Adam başını kaşıdı.

— Ben de adam aldı sandım. Yazık, boşuna şüphelendik.

Rüzgar doğruldu.

— Olur böyle şeyler. Birini suçlamadan önce diğer ihtimallere de bakmak lazım.

Dükkân sahibi rahatlamıştı.

— Kusura bakmayın komiserim, sabah sabah sizi de uğraştırdım.

— Sorun değil. Telefonun bulunmuş olması iyi.

Rüzgar kapıya yöneldi. Tam çıkarken dükkân sahibinin sesi duyuldu.

— Komiserim, bir çay içseydiniz.

— Sağ olun, başka zaman.

Dışarı çıktı. Kapının önünde bekleyen polis memuru gülümsedi.

— Kolay vaka çıktı.

Rüzgar omuz silkti.

— Kolay mı, zor mu, baştan belli olmuyor. Önemli olan acele etmemek.

Memur başını salladı.

— İstanbul'da da böyle çalışırsın artık.

— İnşallah.

Rüzgar arabasına yürüdü. Tam kapıyı açarken cebindeki anahtarları düşürdü. Eğilip almak istediğinde ceketinin cebinden katlanmış bir kâğıt da yere kaydı.

İkisini de topladı. Kâğıda baktı.

İstanbul'daki görev adresiydi.

Bir an durdu, sonra kendi kendine güldü.

— Daha gitmeden adresi kaybediyorduk.

Arabaya bindiğinde telefonu çaldı. Murat'tı.

— Ula, neredesin?

— Bir hırsızlık ihbarına gittim. Telefonu bulduk.

— Kim çalmış?

— Kimse. Masanın altından çıktı.

Murat birkaç saniye sustu.

— Sen İstanbul'a gidince de böyle vakalar mı çözeceksin?

Rüzgar güldü.

— Ula Murat, en azından bugün kimseyi boş yere suçlamadık.

— Doğru. Sen de bir şey kırmadın.

Rüzgar arabasının ön camına baktı. Cam sağlamdı, kapı sağlamdı, araba da yerindeydi.

— Daha gün bitmedi, acele etme.

Murat kahkahaya boğuldu.

Rüzgar telefonu kapattı ve emniyete doğru yola çıktı.

İstanbul'a gitmesine üç gün kalmıştı. Rize'deki hayatı, ailesi ve alıştığı sokaklar geride kalacaktı. Yeni görevinde onu nelerin beklediğini bilmiyordu.

Ama en azından bugün bir şeyi öğrenmişti: Bazen bir olayın çözümü, herkesin baktığı yerde değil, kimsenin eğilip bakmadığı yerdeydi.

Eve döndüğünde annesi kapıyı açtı.

— Geldin mi oğlum? Ekmek aldın mı?

Rüzgar olduğu yerde kaldı.

Sonra yavaşça gözlerini kapattı.

— Ana...

— Ne oldu?

— Emniyete gittim, hırsızlık vakası çözdüm, telefonu buldum. Ama ekmeği almadım.

Annesi ona baktı.

— Ula Rüzgar, telefonu bulmuşsun da ekmeği bulamamışsın!

Rüzgar gülmeye başladı.

— Yarın alırım ana.

— Yarın da İstanbul'a gideceksun, ekmek ne olacak?

Rüzgar cevap veremedi.

Çünkü annesi haklıydı.

2. Bölüm Sonu

Yorumlar

  • Mardin güzeli: Dükkan sahipleri gerçekten müşterilerini tanımalı
  • Feride Vatan: rüzgar sabah çok da kalabalık bırakmadan evden çıkmalıydı
  • Salih Yıldırım: Başkasını suçlamadan önce her ihtimali düşün!
  • Turan Kızılaya: Hadi rüzgar emniyette de işine odaklanmalısın
  • Nazlı Güler: Ancak teyit etmeden ağzından bir şeyler çıkarma
  • Aysel Maden: Annen seni salarken daha iyi işlerini toparlayabilseydin
  • Enes Tok: Bağcıkları kaçırmamalısın dikkat et!
  • Efe Hendek: O ekmeği almaya dikkat et annene hak vermek zorundasın