Keşfet

3. Bölüm: Ula, Bu İstanbul Nereye Kaçti?

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

3. Bölüm: Ula, Bu İstanbul Nereye Kaçti?

Rüzgar Fırtına o sabah erkenden uyandı. Hava daha tam aydınlanmamıştı ama o çoktan yataktan kalkmış, bavulunu kapının yanına koymuştu. Bugün farklı olacaktı. Bugün İstanbul'a gidecekti. En azından kendisi buna inanıyordu.

Aynanın karşısında saçlarını düzeltti. Sarı saçları bir tarafa yatıyor, kendisi diğer tarafa yatırmaya çalışıyordu. Birkaç denemeden sonra tarağı bıraktı.

“Ha, tamam. Böyle daha iyi.”

Kapıdan annesinin sesi geldi.

“Ula Rüzgar! Kiminle konuşaysun sabah sabah?”

“Kimseyle anne, kendimle.”

“E onu ben de anladum! İnsan kendi kendine niye cevap verir?”

Rüzgar kapıyı açıp başını uzattı.

“Anne, İstanbul'a gidiyorum. Biraz ciddi görünmem lazım.”

Annesi elindeki çay bardağıyla oğlunu baştan aşağı süzdü.

“Sen önce şu ayakkabının bağcığını bağla da ciddi görünmek sonra da olur.”

Rüzgar aşağı baktı. Sağ ayakkabısının bağcığı çözülmüştü.

“Onu bilerek bıraktım.”

“Ha, öyle mi? Bağcığın da İstanbul'a gitmek istemeyidur herhâlde.”

Rüzgar cevap vermeden eğildi. Bağcığını bağladı, doğrulurken başını kapının üstüne çarptı.

Annesi gözlerini kapattı.

“Allah'ım, daha evden çıkmadı. İstanbul'daki insanlara şimdiden sabır ver.”

“Anne, bu kapı alçak.”

“Yok oğlum, senin boyun birden uzadi.”

Rüzgar bavulunu aldı. Bu kez her şeyi kontrol etmişti: bilet, telefon, cüzdan, kimlik… Hepsi yerindeydi. Hatta annesinin geçen gün verdiği küçük not kâğıdını bile cebine koymuştu.

Annesi arkasından seslendi:

“Ula, İstanbul'a varınca ara beni ha!”

“Ararım anne.”

“Yemeklerini de düzgün ye. Orada her gün dışarıdan yemek yenmez.”

“Tamam.”

“Üşütme.”

“Tamam anne.”

“Yabancılarla da çok konuşma.”

Rüzgar kapıda durdu.

“Anne, polis memuruyum ben. İnsanlarla konuşmam gerekiyor.”

“E konuş da herkese hayat hikâyeni anlatma. Geçen gün ekmekçiye çocukluğunu anlatmışsun, adam ekmeğin parasını almayı unutmuş.”

Rüzgar'ın yüzü aydınlandı.

“Demek ki insan ilişkilerim kuvvetli.”

“Ula, adam senden kurtulmak için bedava ekmek vermiş olabilir!”

Rüzgar daha fazla cevap vermeden dışarı çıktı.

Bu defa kesinlikle İstanbul'a gidiyordu.

Terminale ulaştığında saat sekizi geçiyordu. Otobüsünün kalkmasına yaklaşık kırk dakika vardı. Rüzgar, peronun yanındaki büfeden kendisine bir çay aldı ve oturup etrafı izlemeye başladı.

Yanındaki bankta oturan yaşlı bir adam ona baktı.

“Evladum, nereye gidisun?”

“İstanbul'a amca. Yeni görev yerim.”

Adam başını salladı.

“İstanbul büyük yer. Dikkat et kendine.”

“Merak etmeyin amca, ben polisim.”

Adam Rüzgar'ın yüzüne dikkatle baktı.

“Ha, polis misun? İyi. O zaman sana bir şey sorayim.”

Rüzgar çayını masaya bıraktı.

“Buyurun.”

“Benim horoz kayboldu.”

Rüzgar birkaç saniye sessiz kaldı.

“Amca, ben şu anda İstanbul'a gitmek üzereyim.”

“E ne güzel işte. Sen polissun, ben de mağdurum.”

“Horoz ne zaman kayboldu?”

“Sabah.”

“En son nerede gördünüz?”

“Avluda.”

“Başka bir şey gördünüz mü?”

Adam düşündü.

“Gördüm. Komşunun kedisi bizim bahçede geziyidi.”

Rüzgar başını kaldırdı.

“Horozu kedi mi götürdü?”

“Ula evladum, kedinin horozu götürecek hâli mi var? Ben sana gördüğümü söylüyorum.”

Rüzgar bir an durdu. Sonra gülümseyerek ayağa kalktı.

“Amca, kusura bakmayın. Benim otobüsüm var. Karakola gidin, arkadaşlar yardımcı olur.”

Adam hiç alınmadı.

“Ha, tamam. Sen git. İstanbul'da horoz bulursan bana da bir tane getir.”

Rüzgar yürümeye başladı. Üç adım sonra durdu.

“Amca, İstanbul'da horoz ne arasın?”

Adam omuz silkti.

“Ben nereden bileyim uşağum? Büyük şehir dedin ya!”

Rüzgar başını sallayıp perona doğru ilerledi. Daha otobüse binmeden kendisine iş çıkmıştı. Neyse ki bu defa olaya karışmamayı başarmıştı.

Tam otobüsün kapısına yaklaşırken telefonu çaldı.

Arayan Murat'tı.

“Rüzgar, neredesin?”

“Terminaldeyim. Otobüse bineceğim.”

“Çok güzel. Sakın binme.”

Rüzgar gözlerini kapattı.

“Murat, bak daha sabah sabah başlama.”

“Ciddiyim. Karakola gelmen lazım.”

“Ne oldu?”

“Mahallede bir olay var. Herkes birbirini suçluyor. Muhtar da seni özellikle istedi.”

“Benim gideceğimi kim söyledi?”

“Annen.”

Rüzgar şaşırdı.

“Annem nereden biliyor?”

“Beni aradı. ‘Bizim oğlan yine yola çıkıyor, göz kulak olun da başına bir iş gelmeden İstanbul'a varsın,’ dedi.”

Rüzgar alnını ovuşturdu.

“Ula, benim ailem beni desteklemek yerine bütün teşkilatla anlaşmiş!”

Murat güldü.

“Gel hele. Bu olay hoşuna gidecek.”

“Ne olayı?”

“Mahallenin muhtarının keçisi kaybolmuş.”

Rüzgar bir an önce kapatmak ister gibi telefonu kulağından uzaklaştırdı. Sonra yeniden yaklaştırdı.

“Ne?”

“Keçi.”

“Dün horoz, bugün keçi. Yarın da ineği mi arayacağız?”

“İnek şimdilik yerinde.”

“Şimdilik ne demek Murat?”

“Ula, nereden bileyim? Gel de bakalım!”

Rüzgar otobüsün kapısına baktı. Şoför bagajları yerleştiriyordu. Birkaç dakika içinde yola çıkacaklardı.

Sonra terminalin öbür ucunda annesini gördü.

Kadın elinde bir poşetle hızlı hızlı ona doğru geliyordu.

“Rüzgar! Rüzgar!”

Rüzgar kendi kendine söylendi:

“Eyvah. Bu sefer kesin bir şey unuttum.”

Annesi yanına ulaşıp poşeti uzattı.

“Al uşağum, yolda yersin.”

“Anne, ne bu?”

“Peynirli pide.”

“Anne, otobüse bineceğim. Pideyi nasıl yiyeceğim?”

“E aç karnına mı gideceksun? İstanbul'a varana kadar acıkırsın.”

“Otobüste yemek var.”

Annesi ona inanmaz bir ifadeyle baktı.

“Senin o otobüslerde ne veriyler? Bir küçük su, bir de peçete. Al şunu.”

Rüzgar poşeti aldı. Annesi tam dönecekken birden durdu.

“Ula, senin biletin nerede?”

Rüzgar cebine uzandı.

Telefon, cüzdan, kimlik…

Bilet yoktu.

Bir süre hareketsiz kaldı.

Annesi gözlerini kıstı.

“Rüzgar?”

“Anne…”

“Bilet?”

Rüzgar yavaşça büfeye baktı.

Çay içerken bileti masanın üzerinde bırakmıştı.

Annesi ellerini iki yana açtı.

“Ula, sen bir gün kendini de bir yerde unutacaksun!”

Rüzgar büfeye koştu. Bilet hâlâ masadaydı. Aldı, görevliye teşekkür etti ve geri döndü.

Ama otobüsün kapısı kapanmıştı.

Rüzgar elini kaldırdı.

“Abi! Bir dakika!”

Şoför camdan baktı.

“Ne oldu?”

“Ben binecektim!”

“Ee, niye binmedin?”

Rüzgar cevap vermek için ağzını açtı ama söyleyecek bir şey bulamadı.

Şoför başını salladı.

“Evladım, biz burada otobüs bekletiyoruz, hayat bekletmiyoruz!”

Otobüs hareket etti.

Rüzgar, elinde pide poşetiyle arkasından baktı.

Annesi yanına geldi.

“E, gitti mi?”

Rüzgar başını salladı.

“Gitti.”

“Sen?”

“Ben kaldım.”

Annesi oğlunun omzuna dokundu.

“Ha, olsun. Bir dahaki sefere daha erken çıkarsın.”

Rüzgar annesine döndü.

“Anne, ben kırk dakika erken çıktım!”

“Demek ki sana iki saat lazımmış.”

Öğleye doğru Rüzgar karakola ulaştı. Murat onu kapıda bekliyordu. Rüzgar'ın elinde hâlâ pide poşeti vardı.

Murat poşete baktı.

“Hayırdır, İstanbul'a değil de pikniğe mi gidiyorsun?”

“Bir kelime daha edersen bu pideyi kafanda bölerim.”

“Pideyi ziyan etme. Ben açım.”

“Ula, senin açlığın hiç bitmiyor!”

Murat gülerek içeri geçti.

Muhtar Cemal Bey, karakolun bekleme bölümünde oturuyordu. Yanında da elinde baston taşıyan, yüzünden endişesi eksik olmayan bir adam vardı.

Rüzgar masaya oturdu.

“Anlatın bakalım. Keçi en son nerede görüldü?”

Muhtar hemen konuşmaya başladı.

“Dün akşam bizim bahçedeydi. Sabah baktık, yok. Kapı kapalı. Duvarın üstünde de bir iz var.”

Yanındaki adam araya girdi.

“Benim keçim değil, muhtarın keçisi. Ama benim bahçeye de girmiş olabilir.”

Muhtar kaşlarını çattı.

“Senin bahçeye niye girsun? Orada ot bile yok!”

Adam alındı.

“Benim bahçemde ot var!”

“Ne otu? İki tane maydanoz, bir de geçen seneden kalma soğan!”

Rüzgar elini kaldırdı.

“Tamam, tamam. Önce sırayla konuşalım.”

Murat yanına eğildi.

“Bunlar yarım saattir böyle. Bir ara keçinin siyasete karıştığını bile söylediler.”

Rüzgar ona döndü.

“Keçi ne yaptı?”

“Hiçbir şey. Ama muhtar, komşusunun onu bilerek sakladığını düşünüyor.”

Muhtar hemen itiraz etti.

“Ben öyle demedum! Ben sadece bu işte bir iş olduğunu söyledum.”

Rüzgar başını salladı.

“Peki, keçinin boynunda bir şey var mıydı?”

“Var. Kırmızı bir tasma.”

“Zil?”

“Yok. Geçen hafta zili düşmüş.”

Rüzgar not aldı

Yorumlar

  • Haticenur: ula rüzgar gerçekten çok komik bir karakter
  • Ferhat Durmuş: bence o pide yolda çok işe yarayacak
  • Hatice Çetin: Keşke o kapı öyle alçak olmasaydı