4. Bölüm: Polis Misun, Değil Misun?
YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!
YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!
4. Bölüm: Polis Misun, Değil Misun?
Rüzgar Fırtına, sonunda İstanbul otobüsüne binmişti.
Sabah evden çıkarken annesi arkasından üç kez seslenmiş, çantasını iki kere kontrol ettirmişti. Rüzgar, annesinin bu telaşını gereksiz buluyordu.
Ta ki otobüse oturduktan sonra annesinin verdiği yiyecek poşetini bagaja koyduğunu fark edene kadar.
“Ula, daha yola çıkmadan erzakları kaybettik,” diye söylendi.
Yanındaki yaşlı yolcu gazetesini indirdi.
“Ne kaybettin evladım?”
“Yiyecekleri bagaja koymuşum amca.”
“E, bagajda duruyor işte.”
Rüzgar adama baktı.
“Doğru. Bazen insanın derdini anlatması bile kendisine zarar veriyor.”
Yaşlı adam gülerek gazetesine döndü.
Otobüs yola çıktı. Rüzgar camdan dışarı bakarken annesinden mesaj geldi:
Varınca ara. Bir de herkese hemen güvenme.
Rüzgar cevap yazdı:
Anne, polis oldum.
Cevap anında geldi:
Ben de seni doğurdum. İkimiz de mesleğimizi biliyoruz.
Rüzgar telefonu kapattı.
“Bu kadınla tartışmaya girmeyeceksin,” diye kendi kendine söylendi. “İstanbul'da bile kazanamam.”
Otobüs bir mola tesisine girdiğinde Rüzgar kahve almak için aşağı indi. Sırada beklerken arkasından bir adam seslendi.
“Komiserim, sizinle konuşmam gerekiyor.”
Rüzgar döndü. Koyu renk montlu adamın yüzü gergindi. Etrafına bakıyor, sanki birinin kendisini izlediğinden şüpheleniyordu.
“Buyurun.”
“Ben polis memuruyum. Sivil görevdeyim. Otobüsünüzde şüpheli biri var. Yardımınıza ihtiyacım var.”
Rüzgar, üzerinde polis olduğunu gösteren hiçbir şey bulunmadığı hâlde kendisine komiser denmesine takıldı.
“Benim polis olduğumu nereden anladınız?”
Adam bir an duraksadı.
“Duruşunuzdan.”
Rüzgar omuzlarını düzeltti.
“Demek duruşum bu kadar etkileyici.”
Adam gülmedi.
“Vakit kaybetmeyelim. Otobüste bir yolcu var. Yanında önemli belgeler taşıyor.”
“Nasıl belgeler?”
“Gizli belgeler.”
“Kimden çalınmış?”
Adamın yüzü gerildi.
“Bunu burada konuşamayız.”
Rüzgar kahvesini aldı.
“Peki, kimliğinizi görebilir miyim?”
Adam elini cebine attı ama kartını çıkarmadı.
“Görev gereği gösteremem.”
Rüzgar başını salladı.
“Anladım. Ben de görev gereği doğrulamadan sizinle hiçbir yere gelmem.”
Adam sesini alçalttı.
“Bakın, bu ciddi bir mesele.”
“Ciddiyse jandarmaya haber verelim.”
Adamın cevabı gecikmedi.
“Hayır! Jandarmaya haber vermeyin.”
Rüzgar artık şüphelenmekte haklı olduğundan emindi. Ancak adamın suçlu olduğuna karar vermek için henüz yeterli bilgi yoktu.
“Peki,” dedi sakin bir şekilde. “O zaman burada bekleyin. Ben yetkililerle görüşeyim.”
Adam arkasını dönüp yürümeye başladı.
Rüzgar peşinden koşmadı. Güvenlik görevlisine durumu anlattı, adamın tarifini verdi ve jandarmaya haber verilmesini istedi. Sonra otobüsün yanına gidip şoförle konuştu.
“Beyefendi, mola yerine geldiğimizden beri otobüse yabancı biri yaklaştı mı?”
Şoför düşündü.
“Bir adam geldi. Yolculardan birini sordu. Adını bilmiyordu ama koltuk numarasını biliyordu.”
“Nasıl biriydi?”
Şoför, Rüzgar'ın tarif ettiği kişiyi doğruladı.
Rüzgar not defterini çıkardı.
Demek ki adam gerçekten birini arıyordu. Fakat kendisini polis olarak tanıtması ve jandarmaya haber verilmesini istememesi, işin başka bir tarafı olduğunu düşündürüyordu.
Tam o sırada güvenlik görevlisi yanına geldi.
“Jandarma geliyor. Bu arada adamın otobüsün bagaj bölümünün fotoğrafını çektiğini gören biri olmuş.”
Rüzgar kaşlarını çattı.
“Bagajın mı?”
“Evet.”
Rüzgar otobüse baktı. Sonra yolcu listesini kontrol etmek için şoförden yardım istedi.
Aradığı ayrıntıyı bulması uzun sürmedi.
Otobüste, İstanbul'daki bir iş yerinde çalışan ve yanında evrak çantası taşıyan bir yolcu vardı. Adamın kendisini polis diye tanıtırken sözünü ettiği gizli belgeler de muhtemelen bu çantayla ilgiliydi.
Rüzgar hemen sonuca atlamadı. Evrak çantası taşımak suç değildi. Ancak yabancı adamın özellikle o yolcuyu araması, araştırılması gereken bir ayrıntıydı.
Jandarmalar geldiğinde Rüzgar olanları anlattı. Güvenlik kameraları incelenirken koyu montlu adam tesisin arka tarafında bulundu.
Adam önce yanlış anlaşıldığını söyledi. Ardından kendisini polis olarak tanıtmasının yalnızca insanları korkutup istediği bilgiyi almak için olduğunu itiraf etti.
Fakat evrak çantasıyla ilgilenme nedenini açıklarken anlattıkları değişiyordu.
Jandarmalar konuyu araştırmak üzere adamı götürdü. Evrak çantası taşıyan yolcuyla da gerekli kontrolleri yapmak için görüştüler.
Rüzgar ifadesini verdikten sonra saate baktı.
Otobüsün kalkmasına beş dakika kalmıştı.
“Bugün İstanbul'a varabilirsem kendime bir başarı belgesi hazırlayacağım,” diye söylendi.
Güvenlik görevlisi güldü.
“Abi, daha yoldasın.”
“Biliyorum. Sorun da o zaten.”
Rüzgar otobüse bindiğinde yaşlı yolcu yine gazetesini okuyordu.
“Ne oldu evladım, polisi yakaladın mı?”
“Polis değilmiş amca.”
“E, nereden anladın?”
“Anlattıkları birbirini tutmuyordu.”
Yaşlı adam başını salladı.
“İnsan bazen konuşmasından belli eder kendini.”
Rüzgar gülümsedi.
“Sen de az önce annem gibi konuştun. Bu yolculukta herkesten ders alıyorum.”
Otobüs hareket etti. Rüzgar yerine oturup telefonunu kontrol etti. İstanbul'daki amirinden yeni bir mesaj gelmişti.
İlk görevine ilişkin dosya gönderilmişti: Bir iş yerinden bazı belgeler kaybolmuştu. Dosyadaki iki tanığın ifadeleri ise birbiriyle çelişiyordu.
Rüzgar ifadeleri okudu. Ardından otobüsün mola yerinde yaşananları düşündü.
Koyu montlu adam da evrak çantasıyla ilgilenmişti. Bunun yeni dosyayla bir ilgisi olup olmadığını henüz bilmiyordu. Belki yalnızca bir tesadüftü. Belki de araştırılması gereken başka bir ayrıntı vardı.
Mesajı yanıtlamak için telefonunu açtı. Tam yazmaya başlayacaktı ki yanlışlıkla annesini aradı.
“Efendim oğlum? Bir şey mi oldu?”
“Yok anne, yanlışlıkla aradım.”
“İyi misin bari?”
“İyiyim.”
“Yemek yedin mi?”
Rüzgar gözlerini kapattı.
“Anne, daha İstanbul'a varmadım.”
“Varınca yemek yiyeceksin demedim. Şimdi yedin mi diye soruyorum.”
“Yedim.”
“Ne yedin?”
Rüzgar sustu.
Annesi hemen anladı.
“Yine kahveyle mi geçiştirdin?”
“Anne, benim burada çözmem gereken bir dosya var.”
“Önce kendini çöz oğlum. Sonra dosyaları çözersin.”
Telefon kapandığında Rüzgar birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra not defterine yeni bir satır yazdı:
Bir: İstanbul'daki dosya.
İki: Mola yerindeki şüpheli adamın evrak çantasıyla ilgisi.
Üç: Anneme yemek yediğimi kanıtlamak.
Üçüncü maddeyi çizdi.
Onunla uğraşmaya hiç niyeti yoktu.
Otobüs İstanbul'a doğru ilerlerken Rüzgar yeniden dosyaya döndü. İki tanığın ifadelerini yan yana koyduğunda dikkatini çeken bir ayrıntı vardı: Belgelerin kaybolduğu söylenen saat, iş yerinin kayıtlarıyla uyuşmuyordu.
Rüzgar'ın yüzü ciddileşti.
“Burada biri yanlış bilgi veriyor,” diye mırıldandı.
Yaşlı yolcu gazetesinin üzerinden baktı.
“Yine mi evladım?”
Rüzgar başını salladı.
“Bu sefer İstanbul'da çözeceğim.”
“İnşallah önce İstanbul'a varırsın.”
Rüzgar camdan dışarı baktı.
“Amca, sen benim başarıma neden bu kadar karşısın?”
Yaşlı adam kahkaha attı.
Otobüs yoluna devam etti. Rüzgar ise ilk kez yeni görevinin heyecanını gerçekten hissediyordu.
İstanbul'da onu bekleyen dosyanın, mola yerindeki olayla bağlantılı olup olmadığını henüz bilmiyordu.
Ama bir şeyi biliyordu:
Bu kez bir şeylerin ters gittiğini fark etmişti. Şimdi sıra, neyin ters gittiğini kanıtlamaktaydı.
Devam edecek…