Keşfet

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!17. BÖLÜM: İSTANBUL’DA ÜÇ CİNAYET, BİR KO

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

17. BÖLÜM: İSTANBUL’DA ÜÇ CİNAYET, BİR KONUŞAN KAPI!

İstanbul'da sabahın erken saatleriydi.

Rüzgar Fırtına'nın alarmı üçüncü kez çalıyordu. İlkinde duymamış, ikincisinde duymamazlıktan gelmiş, üçüncüsünde ise yastığını telefonun üzerine kapatmıştı.

Telefon yeniden çalmaya başlayınca gözlerini araladı.

— Ula, sabah sabah ne derdiniz var?

Ekrana baktığında arayanın Selin olduğunu gördü. Bir anda doğruldu.

— Alo, komiserim!

— Rüzgar, uyuyor muydun?

— Yok canım, ben zaten güne çoktan başladım.

— Güzel. O zaman on beş dakika içinde emniyette ol.

— On beş dakika mı?

— Evet. Yeni bir dosyamız var.

— Tamam komiserim, hemen geliyorum.

Telefon kapandı.

Rüzgar yataktan kalktı, aceleyle giyindi. Gömleğini iliklerken bir düğmeyi atladığını fark etmedi. Ayakkabılarından birinin bağcığını bağlayıp diğerini açık bırakarak evden çıktı.

Apartmanın kapısına geldiğinde kapı açılmadı.

— Hayda! Sabah sabah sen de mi?

Kapıyı çekti, itti, tekrar çekti.

Sonunda kapıdan hafif bir gıcırtı geldi.

— Anahtar...

Rüzgar durdu.

— Ne anahtarı?

— Cebinde...

Rüzgar elini cebine attı. Anahtar oradaydı.

Bir süre kapıya baktı.

— Ula, sen ne zamandır konuşuyorsun?

Kapıdan cevap gelmedi.

— Neyse, akşam görüşürüz. Bugün biraz acelem var.

Kapıyı açıp dışarı çıktı.

Merdivenlerden inerken kendi kendine söylendi:

— İstanbul'da insanın kapısı bile kendisinden akıllı çıktı.

ÜÇ CİNAYET, TEK ORTAK NOKTA

Rüzgar emniyete vardığında Selin masasında dosyaları inceliyordu.

— Geldin mi?

— Geldim komiserim.

Selin başını kaldırdı, Rüzgar'ın gömleğine baktı.

— Düğmelerini yanlış iliklemişsin.

Rüzgar aşağı baktı.

— Öyle mi?

— Evet.

— Ben de diyordum bugün niye kendimi biraz farklı hissediyorum.

Selin gülmemek için kendini tuttu.

— Gel, otur. Önemli bir dosyamız var.

Rüzgar sandalyesine oturdu.

Selin önündeki üç dosyayı masaya koydu.

— Son iki gün içinde üç kişi öldürüldü. İlk kurban Hakan Erdem. Bir iş insanı. İkinci kurban Selçuk Arı, gazeteci. Üçüncü kurban ise Nihat Demir, eski bir belediye çalışanı.

Rüzgar fotoğraflara baktı.

— Birbirlerini tanıyorlar mı?

— İlk bakışta aralarında bir bağlantı görünmüyor. Ama üçünün de geçmişinde Kuzey Yapı adında bir şirket var.

— Nasıl bir bağlantı?

Selin başka bir belgeyi uzattı.

— On iki yıl önce bu şirketin yürüttüğü büyük bir proje hakkında soruşturma açılmış. Projede bazı usulsüzlükler yapılmış. Hakan, Selçuk ve Nihat o dönem farklı görevlerdeymiş.

Rüzgar belgeleri dikkatle inceledi.

— Yani üçünün de bildiği ortak bir sır var.

— Öyle görünüyor.

— Peki bu sırrı kim saklamak istiyor?

Selin omuzlarını kaldırdı.

— Henüz bilmiyoruz. Önce kurbanların son günlerini inceleyeceğiz.

Rüzgar ayağa kalktı.

— O zaman başlayalım.

Selin arkasından seslendi:

— Rüzgar!

— Buyurun komiserim?

— Bu kez kendi başına hareket etmek yok. Önce benimle konuşacaksın.

Rüzgar elini göğsüne koydu.

— Merak etmeyin. Artık çok daha dikkatliyim.

Selin onun açık ayakkabı bağcığına baktı.

— Önce ayakkabını bağla.

Rüzgar aşağı eğildi.

— İstanbul'da dikkatli olmak gerçekten zor.

HAKAN ERDEM'İN OFİSİ

İlk durakları Hakan Erdem'in ofisiydi.

Oda hâlâ olay yeri inceleme ekiplerinin bıraktığı şekildeydi. Masanın üzerinde birkaç dosya, bir kalem ve yarım kalmış bir kahve duruyordu.

Rüzgar odayı dikkatlice inceledi.

— Hakan Bey'in son günlerinde kimlerle görüştüğünü öğrenebildik mi?

Selin dosyaya baktı.

— İki eski çalışanıyla ve bir avukatla görüşmüş. Ayrıca ölümünden bir gün önce Selçuk Arı'yla telefonla konuşmuş.

— Demek ki aralarında bir şey varmış.

Rüzgar masadaki kalemi eline aldı.

Tam o sırada kulağında ince bir ses duyuldu.

— Üç... isim...

Rüzgar kalemi elinden bırakacak gibi oldu.

— Bir dakika.

Selin ona döndü.

— Ne oldu?

— Kalem bir şey söyledi.

Selin derin bir nefes aldı.

— Ne söyledi?

— Üç isim.

— Emin misin?

— Duyduğum buydu.

Rüzgar masadaki kâğıtları karıştırmaya başladı. Bir toplantı listesi buldu. Listede Hakan Erdem, Selçuk Arı ve Nihat Demir'in isimleri vardı. Üçünün yanında aynı proje numarası yazıyordu.

Rüzgar belgeyi Selin'e uzattı.

— Sanırım aradığımız bağlantı bu.

Selin listeyi inceledi.

— Üçü de aynı toplantıya katılmış.

— Üstelik toplantı on iki yıl önce yapılmış.

Rüzgar yeniden kaleme baktı.

— Sen de iyi zamanda konuştun doğrusu.

Selin başını salladı.

— Hadi, diğer olay yerine geçelim.

ARŞİV BİNASINDAKİ KAPI

Nihat Demir'in bulunduğu eski arşiv binası, şehrin kalabalığından uzak bir sokaktaydı.

Binanın girişinde eski, ağır bir kapı vardı.

Rüzgar kapının önünde durdu.

— Burası bayağı eskiymiş.

Selin çevreyi incelerken Rüzgar kapının koluna dokundu.

Bir ses duydu.

— Geçmiş...

Rüzgar elini çekti.

— Selin, duydun mu?

— Neyi?

— Kapı konuştu.

Selin ona baktı.

— Rüzgar, şu anda gerçekten bir kapıyla mı konuşuyorsun?

— Ben konuşmuyorum, o anlatıyor.

Rüzgar kapıya biraz daha yaklaştı.

Bu kez ses daha belirgindi.

— İki... anahtar...

Rüzgar hemen Selin'e döndü.

— İki anahtar!

Selin güvenlik görevlisini çağırdı.

— Bu binanın kaç anahtarı var?

Görevli cevap verdi:

— İki tane. Biri bende, diğeri arşiv sorumlusu Murat Bey'de.

— Başka kimsede var mı?

— Bildiğim kadarıyla yok.

Rüzgar kapının kilidine baktı.

— Peki kapının bakımı ne zaman yapıldı?

Görevli biraz düşündü.

— Geçen hafta bir usta geldi. Kilidi kontrol etti.

Selin hemen sordu:

— Kim çağırdı?

— Murat Bey ilgilenmişti.

Rüzgar kapıya tekrar dokundu.

— Başka bir şey var mı?

Kapı hafifçe gıcırdadı.

— Gece... bekledi...

Rüzgar'ın yüzü ciddileşti.

— Cinayetten önceki gece biri burada beklemiş olabilir.

Selin güvenlik kayıtlarının incelenmesini istedi.

Kayıtlarda, cinayetten önceki gece binanın önünde uzun süre bekleyen bir araç görüldü. Plaka araştırıldığında aracın Kuzey Yapı'nın eski çalışanlarından Murat Yalçın'la bağlantılı olduğu anlaşıldı.

Selin ekrana baktı.

— Murat Yalçın. Şirketin eski proje sorumlusu.

Rüzgar başını salladı.

— Sanırım eski dosyalar yeniden açılmaya başladı.

DEPO KAPISININ SÖYLEDİĞİ

Binadan çıkarken Rüzgar yan taraftaki küçük depoyu fark etti.

— Şuraya da bakalım mı?

Selin kapıya yöneldi.

— Bakalım ama fazla oyalanmayalım.

Rüzgar kapıyı açtı. İçeride temizlik malzemeleri ve eski kutular vardı.

Tam çıkacakken kapıdan bir ses duydu.

— Dosya... raf...

Rüzgar durdu.

— Bir dakika, burada bir şey var.

Selin yanına geldi.

— Ne duydun?

— Dosya ve raf dedi.

İkisi birlikte rafları kontrol etmeye başladı. En alt rafta eski bir kutu buldular. Kutunun üzerinde Kuzey Yapı'nın proje numarası yazılıydı.

Selin kutuyu açtı. İçinde eski toplantı notları ve bazı belge fotokopileri vardı.

Rüzgar belgelerden birini aldı.

— Burada ne yazıyor?

Selin dikkatle okudu.

— Projedeki usulsüzlüklerle ilgili kayıtların bir kısmı kaybolmuş. Bu belgeler de o kayıtların kopyaları olabilir.

Rüzgar diğer sayfaları inceledi.

— Demek ki üç kurban bu belgeleri yeniden ortaya çıkarmaya çalışıyormuş.

Selin başını salladı.

— Büyük ihtimalle.

Rüzgar kutuya baktı.

— Kapı olmasa bunu bulamayacaktık.

Selin hafifçe gülümsedi.

— Kapıya teşekkür etmeyi unutma.

Rüzgar kapıya döndü.

— Sağ ol. Seninle çalışmak güzelmiş.

Selin yürümeye başladı.

— Hadi Rüzgar!

— Geliyorum komiserim. Kapıyla vedalaşıyordum.

FOTOĞRAFTAKİ DÖRDÜNCÜ ADAM

Emniyete döndüklerinde Selin, şüphelilerle ilgili yeni bilgileri masaya koydu.

Rüzgar belgeleri incelerken eski bir fotoğraf dikkatini çekti.

Fotoğrafta Hakan Erdem, Selçuk Arı ve Nihat Demir birlikte duruyordu. Yanlarında bir kişi daha vardı.

Rüzgar fotoğrafı eline aldı.

— Bu kim?

Selin baktı.

— Murat Yalçın.

— Başka biri daha var arkalarında.

Selin fotoğrafı yaklaştırdı.

— Fikret Aydın. O dönem Kuzey Yapı'nın yöneticilerinden biriymiş.

Rüzgar fotoğrafın arkasını çevirdi.

Kısa bir not yazılıydı:

“Gerçek kayıtlar arşivde.”

— Demek ki birileri belgelerin tamamını bulmaya çalışıyor.

Selin dosyaları birleştirdi.

— Murat'ın eski depoda bulunması da tesadüf olmayabilir.

Rüzgar düşünceli bir şekilde fotoğrafa baktı.

— Üç kişi öldü.