Keşfet

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!6. Bölüm: Küçük Bir Ayrıntı

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

6. Bölüm: Küçük Bir Ayrıntı

Rüzgar Fırtına, İstanbul'daki yeni hayatına alışmaya çalışıyordu. Gerçi alışmak dediği şey, her sabah aynı yolu bulmaya çalışmak ve yanlış sokağa girdiğinde bunu belli etmemekten ibaretti.

O sabah da polis merkezine ulaşması beklediğinden uzun sürdü. Bir ara telefonundaki haritaya baktı, sonra tabelayı kontrol etti.

“İyi,” diye mırıldandı. “En azından bu kez aynı yere üçüncü defa gelmedim.”

Polis merkezine girdiğinde Selin'i koridorda gördü. Elinde birkaç dosya vardı.

“Günaydın komiserim.”

“Günaydın Rüzgar Bey. Tam zamanında geldiniz.”

Rüzgar saatine baktı.

“Bugün kendimi aştım.”

Selin dosyalardan birini ona uzattı.

“Önce kendinizi aşmayı bırakalım da şu dosyaya bakalım.”

Rüzgar dosyayı aldı. İçinde bir antikacı dükkânında yaşanan hırsızlık olayıyla ilgili bilgiler vardı.

“Eski bir defter çalınmış,” dedi Selin. “Dükkânda değerli başka eşyalar da varmış ama yalnızca bu defter alınmış.”

“Defterin içinde ne varmış?”

“Eski müşteri kayıtları. Dükkân sahibi, defterin maddi değerinden çok geçmişi nedeniyle önemli olduğunu söylüyor.”

Rüzgar birkaç sayfayı inceledi.

“Kapıda zorlama izi var mı?”

“Yok. Dükkân sahibi kapıyı kilitlediğini söylüyor. Sabah geldiğinde çekmecenin açık olduğunu görmüş.”

“Yani içeri giren kişi ya anahtarı kullanmış ya da içeride başka bir yol bulmuş.”

Selin başını salladı.

“Gidip bakalım.”

Antikacı, dar bir sokakta bulunan küçük bir dükkândı. İçeride eski eşyalar, saatler, tablolar ve fotoğraf makineleri vardı. Rafların arasından geçmek bile dikkat gerektiriyordu.

Rüzgar kapıdan girerken başını yukarı kaldırdı.

“Burası biraz tehlikeliymiş.”

Selin arkasından geldi.

“Neden?”

“Her şeyin bir köşesi var. Benim de köşelerle pek iyi anlaşamadığım malum.”

Selin cevap vermeden dükkân sahibine yöneldi.

Adam, polisleri görünce tezgâhın arkasından çıktı.

“Hoş geldiniz. Buyurun, sizi bekliyordum.”

Selin kimliğini gösterdi.

“Kaybolan defterle ilgili konuşacağız.”

Dükkân sahibi onları arka taraftaki masaya götürdü. Çekmeceyi gösterdi.

“Defter burada duruyordu. Dün akşam kapatırken yerindeydi. Sabah geldiğimde yoktu.”

Rüzgar çekmeceyi açıp içini inceledi.

“Burada başka bir şey yok mu?”

“Birkaç eski makbuz vardı. Onlara dokunulmamış.”

“Dükkânın anahtarı kimlerde?”

“Bende ve kardeşimde. Bir de yedek anahtar var ama onu uzun zamandır kullanmıyoruz.”

Selin not aldı.

“Kardeşinizin adı?”

Adam cevap verdi.

Rüzgar ise çekmecenin çevresine bakıyordu. Ahşabın üzerinde birkaç çizik vardı. Fakat çiziklerin yeni olup olmadığını anlamak kolay değildi.

“Dün akşam dükkâna gelen müşterileri hatırlıyor musunuz?”

“İki kişi geldi. Birisi eski bir saat sordu. Diğeri de fotoğraf makinelerine baktı.”

“İsimlerini biliyor musunuz?”

“Hayır.”

Rüzgar dükkânın içine doğru yürüdü. Tezgâhın üzerindeki eski masa saatini fark etti.

“Bu saat çalışıyor mu?”

“Hayır. Uzun zamandır bozuk.”

Rüzgar saati eline aldı. Arka kapağını çevirdi, sonra yerine bıraktı.

Tam o sırada kulağına çok hafif bir ses geldi.

“Üç kere açıldı.”

Rüzgar başını kaldırdı.

Dükkân sahibi Selin'e bir şey anlatıyordu. Selin de not alıyordu.

Rüzgar yeniden saate baktı.

Bir süre bekledi.

Ses gelmedi.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu Selin.

“Yok komiserim.”

Rüzgar saati tekrar eline aldı. Bu kez yalnızca mekanizmanın içinden gelen küçük bir tıkırtı duydu.

Kendi kendine, “Herhâlde mekanizması oynuyor,” diye düşündü.

Saati bıraktı.

Dükkân sahibi, dün akşamki olayları anlatmaya devam ediyordu.

“Ben saat yedi gibi çıktım. Kardeşim de benden önce gitmişti. İçeride kimse kalmamıştı.”

Selin sordu:

“Dükkânı kapattığınızda çekmece kilitli miydi?”

“Evet. Anahtarı hep aynı yerde tutarım.”

Rüzgar tezgâhın arkasına geçti.

“Şu kapı nereye açılıyor?”

“Depoya.”

“Bakabilir miyiz?”

Adam kapıyı açtı.

Depoda eski kutular ve kullanılmayan eşyalar vardı. Rüzgar içeri girdiğinde ayağı yerdeki küçük bir kartona takıldı. Dengesini kaybetti ama bu kez düşmedi.

“İstanbul'da zeminlerle de bir anlaşma yapmam gerekecek,” diye söylendi.

Selin ona baktı.

“Rüzgar Bey, dikkat.”

“Dikkat ediyorum komiserim. Zemin biraz aceleci.”

Depoda birkaç dakika inceleme yaptılar. Kaybolan deftere ait bir iz bulamadılar. Ancak rafların arkasında küçük bir pencere vardı. Pencerenin kilidi sağlamdı.

Selin dükkân sahibine döndü.

“Bu pencere açılıyor mu?”

“Hayır. Yıllardır açılmıyor.”

Rüzgar pencereye yaklaştı. Çerçevenin kenarında küçük bir toz izi vardı.

“Buraya yakın zamanda dokunulmuş olabilir.”

Selin eğilip baktı.

“Fotoğrafını çekelim.”

Rüzgar telefonunu çıkardı. Fotoğraf çekeceği sırada telefonu elinden kaydı. Son anda yakaladı.

Selin bir şey söylemedi ama yüzündeki ifade yeterince açıktı.

“Yakaladım komiserim.”

“Gördüm.”

İnceleme tamamlandıktan sonra dükkândan çıktılar. Selin, olayla ilgili kamera kayıtlarının istenmesini ve anahtarların incelenmesini söyledi.

Rüzgar ise aklındaki o kısa cümleyi düşünüyordu.

Üç kere açıldı.

Saatin söylediği şey miydi bu?

Yoksa kendisi mi öyle duymuştu?

Yürürlerken Selin ona döndü.

“Bir şey dikkatinizi çekti mi?”

“Depodaki pencere. Bir de çekmecenin çevresindeki çizikler.”

“Başka?”

Rüzgar bir an duraksadı.

“Dükkândaki saat.”

Selin kaşlarını kaldırdı.

“Saat mi?”

“Eski bir saat. Mekanizması bozuk ama biri yakın zamanda kurcalamış olabilir.”

“Bunu kontrol ettirelim.”

Rüzgar başını salladı.

Selin'in bu kadar sakin ve dikkatli çalışması hoşuna gidiyordu. Bir şeyden emin olmadığında hemen karar vermiyor, önce kanıt arıyordu.

Rüzgar, onun yanında daha dikkatli davranmaya çalıştığını fark etti.

“Bir şey mi düşünüyorsunuz?” diye sordu Selin.

“Yok komiserim. Dosyayı düşünüyorum.”

“Güzel. Düşünmeye devam edin.”

Rüzgar gülümsedi.

“Emredersiniz.”

Polis merkezine döndüklerinde güvenlik kamerası kayıtları gelmişti. Selin görüntüleri açtı. Rüzgar da yanındaki sandalyeye oturdu.

Görüntülerde dükkâna giren iki kişi görünüyordu. İlk müşteri kısa süre kalmıştı. İkinci kişi ise fotoğraf makinelerinin bulunduğu vitrinin önünde uzun süre durmuştu.

Rüzgar görüntüyü durdurdu.

“Şurada.”

Selin ekrana yaklaştı.

“Ne gördünüz?”

“Bu kişi dükkândan çıkarken elinde bir şey taşıyor.”

Görüntü büyütüldü. Adamın elindeki şey küçük, koyu renkli bir kutuya benziyordu.

Dükkân sahibi daha önce böyle bir kutudan söz etmemişti.

Selin, “Bunu dükkân sahibine soralım,” dedi.

Rüzgar görüntüyü yeniden oynattı. Adam kapıya yönelirken tezgâhın üzerindeki saate kısa bir süre dokunmuştu.

Rüzgar'ın bakışları saate takıldı.

“Komiserim, bir dakika.”

“Ne oldu?”

“Adam çıkmadan önce saate dokunuyor.”

Selin görüntüyü geri aldı.

“Evet. Bunu fark etmemiştim.”

“Belki de saatle ilgileniyordu.”

“Ya da başka bir şey arıyordu.”

Selin görüntünün bir kopyasını aldı.

“Dükkân sahibini yeniden arayacağız.”

Rüzgar başını salladı.

O sırada aklına yine aynı cümle geldi.

Üç kere açıldı.

Saatin mekanizması mı üç kez açılmıştı? Yoksa çekmece mi?

Henüz bilmiyordu.

Akşam saatlerine doğru Rüzgar, masasında rapor hazırlıyordu. Selin başka bir toplantıya girmişti.

Rüzgar kalemini masaya bıraktı ve biraz geriye yaslandı.

Gün boyunca yaşadıklarını düşünüyordu. Saatten duyduğu ses hâlâ aklındaydı. Bunun bir açıklaması olmalıydı.

Tam o sırada kalem masanın kenarından yuvarlandı.

Rüzgar eğilip kalemi aldı.

Bu kez kulağına çok hafif bir ses geldi.

“Düştü.”

Rüzgar başını kaldırdı.

Etrafta kimse yoktu.

Kaleme baktı.

Bir süre hiçbir şey yapmadan öylece kaldı.

Sonra kalemi masaya bıraktı.

“Tamam,” diye fısıldadı. “Ben de fark ettim.”

Kendi söylediğine kendisi şaşırdı.

Kalemi yeniden eline aldı. Birkaç saniye bekledi.

Hiçbir ses gelmedi.

Rüzgar sandalyesine yaslandı.

“Yorgunluktandır,” dedi.

Ama artık buna kendisi de pek inanmıyordu.

Eve döndüğünde çantasını kapının yanına bıraktı. Mutfağa gidip su doldurdu. Günün yorgunluğu üzerine çökmüştü.

Masaya otururken dükkândaki saati düşündü.

Belki de bir doktora görünmesi gerekiyordu. Sonuçta eşyaların konuştuğunu duymak normal değildi.

Bir süre sonra aklına b