Keşfet

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!8. Bölüm: Bavulun Peşindeki Adam

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!

8. Bölüm: Bavulun Peşindeki Adam

Rüzgar Fırtına'nın İstanbul'daki hayatı her geçen gün biraz daha ilginçleşiyordu.

Bir yandan yeni şehrine alışmaya çalışıyor, diğer yandan eşyaların kendisiyle konuştuğuna hâlâ tam olarak inanamıyordu.

Üstelik artık sabahları evden çıkarken iki kez kontrol yapıyordu.

Telefonu yanında mı?

Anahtarı cebinde mi?

Cüzdanı tamam mı?

O sabah da kapının önünde durup ceplerini kontrol etti.

“Telefon tamam, anahtar tamam, cüzdan tamam... Ula, daha ne istiyorsun benden?”

Tam kapıyı kapatırken içeriden bir ses geldi.

“Şemsiye...”

Rüzgar durdu.

Yavaşça arkasına döndü. Koridordaki şemsiyeye baktı.

“Sen de mi başladın?”

Şemsiyeyi aldı, kapıyı kapattı.

“Bir de seninle uğraşmayalım sabah sabah.”

Merdivenlerden inerken şemsiyenin sapı kapının kenarına takıldı. Rüzgar bir an duraksadı.

“Daha dışarı çıkmadan kavga ettik.”

Polis merkezine vardığında Selin onu girişte bekliyordu.

“Günaydın Rüzgar Bey.”

“Günaydın komiserim.”

“Bugün zamanında geldiniz.”

Rüzgar gururla başını salladı.

“İstanbul'la aramız düzeliyor galiba.”

Selin dosyayı uzattı.

“Bunu kutlamak için erken. Bir otelde kayıp bavul ihbarı var. İçinde önemli belgeler bulunuyormuş.”

Rüzgar dosyayı açtı.

“Bavul mu kaybolmuş?”

“Evet. Sahibi dün gece odasına bıraktığını, sabah uyandığında bulamadığını söylüyor.”

“Güvenlik kayıtlarına bakıldı mı?”

“İlk incelemede bir kişinin bavulla birlikte asansöre bindiği görülmüş. Ama sonrasında ne yaptığı belli değil.”

Rüzgar ayağa kalktı.

“Ee, o zaman bavulun peşine düşeyruk.”

Selin kapıya yöneldi.

“Önce otele gideceğiz. Lütfen bu kez kendi başınıza bir operasyon başlatmayın.”

Rüzgar ciddi bir ifadeyle başını salladı.

“Merak etmeyin komiserim. Ben artık daha dikkatliyim.”

Selin ona baktı.

“Dün masanın köşesine çarptığınızı gördüm.”

“Masayı fark etmedim.”

“Masayı mı?”

“Evet. Benimle aynı fikirde değildi.”

Selin cevap vermeden yürümeye devam etti.

Otele ulaştıklarında resepsiyon görevlisi onları karşıladı.

Bavulun sahibi, lobide bekliyordu. Oldukça endişeliydi.

“İçinde şirketimize ait belgeler vardı. Mutlaka bulunması gerekiyor.”

Selin sakin bir sesle konuştu.

“Önce son gördüğünüz zamanı öğrenelim.”

Adam dün gece saat on bir civarında odasına çıktığını, bavulu kapının yanına bıraktığını anlattı.

Rüzgar not aldı.

“Bavulun rengi?”

“Siyah.”

“Üzerinde etiket var mı?”

“Sağ tarafında küçük, kahverengi bir etiket.”

Rüzgar başını kaldırdı.

“Peki odanızın kapısı kilitli miydi?”

“Evet.”

Selin görevliye döndü.

“Kamera kayıtlarını görmek istiyoruz.”

Görevli onları güvenlik odasına götürdü.

Güvenlik odasında görüntüler açıldığında Rüzgar ekrana dikkatle bakmaya başladı.

Saat 23.18'de koridorda bir adam belirdi. Bir süre etrafına baktıktan sonra bavulu aldı.

Rüzgar ekrana biraz daha yaklaştı.

“Şurada durdurabilir miyiz?”

Görüntü durdu.

Adamın yüzü tam seçilmiyordu. Başında şapka, üzerinde koyu renk bir mont vardı.

Selin sordu:

“Tanıyor musunuz?”

“Hayır. Ama bavulu alırken sağ elini kullanıyor. Asansöre binerken de sürekli arkasına bakıyor.”

Görevli görüntüyü ilerletti.

Adam asansöre bindi. İkinci katta indi ve koridorun sonuna doğru yürüdü.

Sonra görüntüden kayboldu.

Rüzgar kaşlarını çattı.

“Burada bir şey var.”

Selin ona döndü.

“Nedir?”

“Adam bavulu alıp doğrudan çıkışa gitmiyor. İkinci katta iniyor. Demek ki başka bir yere götürmüş olabilir.”

Selin görevliye sordu:

“İkinci kattaki kameralar?”

“Eski sistemde kayıt var. Hemen açabilirim.”

Görevli bilgisayarda işlem yaparken Rüzgar'ın gözü köşedeki eski monitöre takıldı.

Ekran kapalıydı.

Yanına yaklaşınca bir fısıltı duydu.

“İkinci kat...”

Rüzgar olduğu yerde kaldı.

Başını yavaşça monitöre çevirdi.

“Yine mi sen?”

Selin arkasından seslendi.

“Rüzgar Bey?”

Rüzgar hemen toparlandı.

“Bir şey yok komiserim. İkinci kata bakalım.”

Selin birkaç saniye yüzüne baktı ama bir şey söylemedi.

İkinci katın görüntüleri açıldığında adam yeniden ortaya çıktı.

Bavulu koridorun sonundaki bir kapının önüne bıraktı. Ardından telefonunu çıkarıp kısa bir görüşme yaptı.

Bir süre sonra başka biri geldi.

Bu kez bavulu alan kişi farklıydı.

Rüzgar ekrana yaklaştı.

“İşte bu!”

Selin görüntüyü durdurdu.

“Ne oldu?”

“İlk adam bavulu buraya bırakıyor. Sonra başka biri gelip alıyor. Bunlar aynı kişi değil.”

Görevli görüntüyü büyüttü.

İkinci adamın montunun kolunda küçük bir işaret vardı.

Selin dikkatle baktı.

“Bu bir şirket logosu olabilir.”

Rüzgar başını salladı.

“Bavulun sahibi hangi şirkette çalışıyordu?”

Adam cevap verdi:

“Artemis Teknoloji.”

Selin dosyaya not düştü.

“Bu işaretin şirketle bağlantısı olup olmadığını araştıracağız.”

Tam o sırada güvenlik görevlisi görüntüyü geri sararken Rüzgar'ın sandalyesi geriye kaydı.

Rüzgar dengesini kaybedip masaya tutundu. Masanın üzerindeki boş bardak devrildi.

Selin ona döndü.

“İyi misiniz?”

Rüzgar bardağı düzeltti.

“İyiyim. Bardak biraz heyecanlandı.”

Görevli gülmemek için başını ekrana çevirdi.

Selin ise dosyayı kapattı.

“Rüzgar Bey, lütfen görüntülere odaklanalım.”

“Zaten odaklanıyorum komiserim. Hem ben hem bardak.”

İkinci adamın otelden ayrıldığı saat belirlendi.

Selin ekibini aradı.

“Plaka bilgilerini ve çıkış kameralarını kontrol edin. Şüphelinin kimliğini tespit etmemiz gerekiyor.”

Rüzgar görüntüdeki montu tekrar inceledi.

“Komiserim, bu adam bavulu taşırken sol tarafını biraz koruyor.”

“Nasıl yani?”

“Yürüyüşüne bakın. Sol kolunu fazla hareket ettirmiyor. Ya bir rahatsızlığı var ya da montunun altında bir şey taşıyor.”

Selin görüntüyü tekrar oynattı.

“Dikkatli bir gözlem.”

Rüzgar hafifçe gülümsedi.

“Arada işe yarıyor gözlerimiz.”

“Arada mı?”

“Yani çoğu zaman komiserim.”

Otelin önündeki kameralar şüphelinin bir araca bindiğini gösterdi. Plaka tespit edildiğinde aracın yakınlardaki eski bir depoya gittiği anlaşıldı.

Selin ekibini hazırladı.

“Rüzgar, benimle geliyorsunuz. Ancak söylediğim yerden ayrılmayacaksınız.”

“Tamam komiserim.”

“Bu kez gerçekten söylüyorum.”

“Ben de gerçekten tamam diyorum.”

Selin ona baktı.

“Sonra yine bir mutfaktan çıkmayın.”

Rüzgar hafifçe başını eğdi.

“O konu kapanmıştı diye biliyordum.”

Depoya ulaştıklarında hava kararmaya başlamıştı.

Ekipler çevreyi kontrol ederken Selin, Rüzgar'a beklemesini söyledi.

Rüzgar başını salladı.

Bir süre sonra deponun arka tarafından bir ses geldi.

Metal bir şey yere düşmüştü.

Rüzgar sesin geldiği tarafa baktı.

Selin elini kaldırarak ekibin ilerlemesini işaret etti.

Rüzgar da onun arkasından yürüdü.

Depoya girdiklerinde yerde birkaç karton kutu, eski bir masa ve boş bavullar vardı.

Selin alçak sesle konuştu:

“Dikkatli olun.”

Rüzgar başını salladı.

Tam masanın yanından geçerken yerdeki küçük metal parçaya bastı.

Ayağı kaydı.

“Ula!”

Bir anda masaya tutundu. Masanın üzerindeki kutu yere düştü.

İçinden bir sürü dosya dağıldı.

Selin gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.

“Rüzgar...”

“Ben de fark ettim komiserim.”

“Ne fark ettiniz?”

“Bu depoda yerler pek güvenli değil.”

Selin cevap verecekken arkadan bir hareket sesi geldi.

“Dur! Polis!”

Koyu renk montlu adam arka kapıya doğru koşmaya başladı.

Rüzgar hemen peşinden hareketlendi.

“Hey! Dur bakalım!”

Selin de ekiple birlikte koştu.

Adam depodan çıkıp dar sokağa yöneldi. Rüzgar aradaki mesafeyi kapatmaya çalışıyordu.

Adam bir köşeyi döndü.

Rüzgar da döndü ama karşısına çıkan çöp konteynerini son anda fark etti.

Konteynere çarpmamak için yana sıçradı. Birkaç adım sendeledi ama düşmeden toparlandı.

“Ula, bu şehirde yolun ortasında her şey var!”

Adam kaçmaya devam ediyordu.

Rüzgar yeniden hızlandı.

Sokağın sonunda adam bir arabanın arkasına saklanmaya çalıştı. Ancak Rüzgar onu fark etti.

“Oradasın!”

Adam yeniden kaçmaya başladı.

Bu kez Selin karşı sokaktan çıktı.

“Dur! Kaçacak yerin yok!”

Adam bir an duraksadı. Ardından yön değiştirmeye çalıştı ama ekip diğer taraftan yolu kapatmıştı.

Kısa bir kovalamacanın ardından yakalandı.

Rüzgar nefes nefese Selin'in yanına geldi.

“Yakaladık komis