YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!9. Bölüm: Düğündeki Kayıp Kolye
YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!
YERLİ SHERLOCK: DÜŞE KALKA YAKALIYORUK!
9. Bölüm: Düğündeki Kayıp Kolye
Rüzgar Fırtına'nın İstanbul'daki günleri birbirine benzemeye başlamıştı. Sabah polis merkezine gidiyor, dosyalarla uğraşıyor, bazen bir olayı çözüyor, bazen de kendi başına küçük bir olay çıkarıyordu.
O sabah da masasında oturmuş çayını içiyordu.
Telefonu çaldı.
Arayan Selin'di.
“Rüzgar, merkezde misiniz?”
“Evet komiserim. Daha yeni geldim.”
“Güzel. Bir ihbar var. Bir düğünde değerli bir kolye kaybolmuş.”
Rüzgar çayından bir yudum aldı.
“Düğünde mi?”
“Evet. Kolye, gelinin ailesine aitmiş. Oldukça eski ve değerli bir parça.”
“Çalınmış mı?”
“Henüz bilmiyoruz. Kaybolduğu söyleniyor. Olay yerine gidip inceleyeceğiz.”
Rüzgar ayağa kalktı.
“Tamamdır komiserim. Geliyorum.”
Telefonu kapattıktan sonra çantasını aldı. Kapıya yönelirken masasındaki çay bardağına takıldı. Bardak sallandı ama devrilmedi.
Rüzgar durup bardağa baktı.
“Bugün seninle uğraşacak hâlim yok. Yerinde dur.”
Bardağı masanın ortasına çekti ve çıktı.
Düğün salonuna vardıklarında içerideki kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.
Gelin, ailesiyle birlikte salonun bir köşesinde oturuyordu. Oldukça üzgün görünüyordu.
Selin kendisini tanıttıktan sonra gelinin yanına geçti.
“Kolye en son ne zaman görüldü?”
Gelin cevap verdi:
“Takı merasiminden önce annem kolyeyi bana vermişti. Fotoğraf çekimi için çıkardım. Sonra tekrar takacaktım ama bulamadım.”
Rüzgar not defterini açtı.
“Kolye nerede duruyordu?”
“Hazırlık odasındaki masanın üzerinde.”
“Odada başka kimler vardı?”
Gelin biraz düşündü.
“Annem, kuzenim ve makyaj yapan görevli.”
Selin not aldı.
“Peki başka biri odaya girmiş olabilir mi?”
“Bilmiyorum.”
Rüzgar salona göz gezdirdi. Masaların üzerindeki süslemeler, çiçekler ve fotoğraf köşesi dikkatini çekti.
“Güvenlik kameraları var mı?”
Salonun işletmecisi hemen yanlarına geldi.
“Var efendim. Kayıtları açabiliriz.”
Selin başını salladı.
“Önce onları inceleyelim.”
Güvenlik odasında kayıtlar açıldı.
Hazırlık odasının kapısının bulunduğu koridor görüntüleniyordu. Saat 19.20'de gelinin kuzeni odaya girdi. Birkaç dakika sonra makyaj görevlisi çıktı. Ardından gelinin annesi içeri girdi.
Rüzgar görüntüyü dikkatle izliyordu.
“Bir dakika, şunu geri alabilir miyiz?”
Görüntü geri sarıldı.
Koridordan geçen garsonun elinde büyük bir tepsi vardı. Odaya yaklaşınca durdu, kapının önündeki küçük masaya bir şey bıraktı ve uzaklaştı.
Rüzgar ekrana yaklaştı.
“Bu garson kim?”
İşletmeci cevap verdi:
“Bizim çalışanımız. Adı Burak.”
Selin görüntüyü durdurdu.
“Burak'ı çağırabilir misiniz?”
Burak birkaç dakika sonra geldi.
Selin doğrudan sordu:
“Dün akşam hazırlık odasının önüne neden gittiniz?”
“İçecek bırakmıştım. Gelinin annesi istemişti.”
“İçeri girdiniz mi?”
“Hayır, kapı açıktı. Tepsiyi masaya bıraktım.”
Rüzgar araya girdi.
“Kolye gördünüz mü?”
Burak başını salladı.
“Hayır. Benim kolyeyle ne işim olur?”
Rüzgar hemen cevap vermedi. Adamın yüzünü dikkatle inceledi.
“Peki tepsiyi bıraktıktan sonra nereye gittiniz?”
“Mutfağa.”
Selin not aldı.
“Şimdilik bu kadar. Teşekkürler.”
Burak çıkınca Rüzgar görüntüyü yeniden izlemek istedi.
Bu kez başka bir ayrıntı dikkatini çekti.
“Komiserim, şu kadın.”
Ekranda yaşlı bir kadın koridordan geçiyordu. Hazırlık odasının önünde durmuş, içeri bakmıştı. Sonra hızla uzaklaşmıştı.
İşletmeci kadını tanıdı.
“Gelinimizin teyzesi. Biraz önce de buradaydı.”
Selin kadının çağrılmasını istedi.
Kadın geldiğinde oldukça telaşlıydı.
“Ben bir şey yapmadım. Sadece gelinimin yanına uğradım.”
Selin sakin bir sesle konuştu.
“Kimse sizi suçlamıyor. Sadece birkaç soru soracağız.”
Rüzgar sordu:
“Hazırlık odasına girdiniz mi?”
“Hayır, kapıdan baktım.”
“Kolye hakkında bilginiz var mı?”
Kadın bir an duraksadı.
“Ben o kolyeyi yıllardır tanırım. Aile yadigârıdır. Gelinimize takılacağını biliyordum.”
Rüzgar dikkatle baktı.
“Peki kolyenin en son nerede olduğunu gördünüz?”
“Masadaydı sanırım.”
Selin kadının ifadesini aldıktan sonra onu dışarı çıkardı.
Rüzgar düşünceliydi.
“Bence kolyeyi alan kişi, odanın yerini ve kolyenin nerede durduğunu biliyor.”
Selin başını salladı.
“Olabilir. Ama henüz kesin bir şey yok.”
Hazırlık odasına yeniden girdiler.
Rüzgar masanın çevresini inceledi. Makyaj malzemeleri, tokalar ve birkaç kutu vardı.
Masanın kenarında duran küçük mücevher kutusuna uzandı.
Tam kapağını açacakken ince bir ses duydu.
“Altında...”
Rüzgar elini durdurdu.
Kutunun altına baktı. Küçük bir kâğıt parçası sıkışmıştı.
Kâğıdı dikkatlice çıkardı.
Üzerinde salonun depo numarası yazıyordu.
Selin yanına geldi.
“Ne buldunuz?”
“Şu kâğıt. Depoya ait olabilir.”
Selin kâğıdı inceledi.
“Depoyu kontrol edelim.”
Rüzgar kutuya yeniden baktı.
“Sen de az konuşuyorsun ama işe yarıyorsun.”
Selin ona döndü.
“Kime söylüyorsunuz?”
Rüzgar kutuyu gösterdi.
“Şey... Kendime.”
Selin birkaç saniye yüzüne baktı, sonra kapıya yöneldi.
Depo salonun arka tarafındaydı. Kapıyı açtıklarında içeride masa örtüleri, süslemeler ve boş kutular gördüler.
Rüzgar etrafa baktı.
“Burada kolye saklamak için çok yer var.”
Selin el fenerini açtı.
“Önce düzenli şekilde arayalım.”
Bir süre sonra Rüzgar, rafın arkasına sıkışmış küçük bir çanta fark etti.
Çantayı çıkardı.
İçinde birkaç kişisel eşya ve bir mücevher kutusu vardı.
Kutuyu açtığında kolye karşısındaydı.
“Komiserim!”
Selin yanına geldi.
Kolye gerçekten bulunmuştu.
Ancak Rüzgar hemen sevinmedi.
“Bunu buraya kim koymuş?”
Selin kutuyu incelemeye başladı.
“Bunu bulduk diye soruşturma bitmiş sayılmaz.”
Tam o sırada deponun kapısı hızla kapandı.
İkisi de arkasını döndü.
Rüzgar kapıya yöneldi.
“Hey! Kim var orada?”
Kapıyı açmaya çalıştı ama kapı sıkışmıştı.
Selin telefonunu çıkardı.
“Ekipten yardım isteyeceğim.”
Rüzgar kapının kolunu kontrol etti.
“Komiserim, kilitlenmiş.”
Selin kapıya baktı.
“Bunu fark ettim.”
Rüzgar bir kez daha denedi. Kapı açılmadı.
“Ula, kolyeyi bulduk, kendimizi kaybettik.”
Selin ona baktı.
“Biraz sakin olun. Ekip geliyor.”
Rüzgar duvarın yanındaki eski havalandırma boşluğunu fark etti. Kapak tam kapanmamıştı.
“Şuraya bakın.”
Selin yanına geldi.
Havalandırma kapağının altında küçük bir anahtar vardı.
Selin anahtarı aldı ve kapının kilidini denedi.
Kapı açıldı.
Koridorda kimse yoktu.
Ancak yerde bir ayak izi ve aceleyle düşürülmüş bir personel kartı bulunuyordu.
Selin kartı aldı.
Üzerinde Burak'ın adı yazıyordu.
Burak'ı mutfakta buldular.
Selin kartı gösterdi.
“Bu kart sizin mi?”
Burak'ın yüzü değişti.
“Evet ama...”
Rüzgar araya girdi.
“Depoya da uğramışsınız galiba.”
Burak başını eğdi.
“Ben sadece kolyeyi sakladım.”
Selin sertleşen bir sesle sordu:
“Neden?”
Burak bir süre sessiz kaldı.
Sonunda konuştu.
“Bana birisi para teklif etti. Kolyeyi alıp depoya koymamı istedi. Ben de kabul ettim. Ama sonra işin büyüyeceğini anlayınca korktum.”
Rüzgar sordu:
“Size kim teklif etti?”
Burak, gelinin kuzeninin adını verdi.
Selin şaşırdı.
“Peki neden?”
Burak başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum. Sadece kolyenin bir süre ortadan kaybolmasını istedi.”
Selin ekiplere haber verdi.
Gelin'in kuzeni kısa süre sonra ifadeye çağrıldı. Yapılan görüşmede kolyeyi satmak için çalmadığını, aile içinde yaşanan bir anlaşmazlık nedeniyle düğünü karıştırmak istediğini itiraf etti.
Kolyenin bulunmasıyla olay aydınlanmıştı.
Gelin kolyesine kavuştuğunda rahat bir nefes aldı.
“Size çok teşekkür ederim. Bu kolye annemden kalmıştı.”
Rüzgar gülümsedi.
“Önemli değil. Yeter ki bir daha ortadan kaybolmasın.”
Selin dosyayı kapattı.
“İyi çalıştınız.”
Rüzgar başını salladı.
“Teşekkür ederim komiserim.”
Tam salondan çıkacaklarken Rüzgar'ın gözü masanın üzerindeki küçük mücevher kutusuna takıldı.
Kutuyu eline aldı.
Kısa bir ses duydu.
“Altında...”
Rüzgar kutuyu çevirdi.
Altında küçük, katlanmış bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafı açtığında gelinin annesinin gençlik yıllarından kalma bir görüntü gördü. Yanında ise tanımadığı bir adam duruyordu.
Rüzgar fotoğrafı Selin'e uzattı.
“Bu d