Keşfet

BÖLÜM 6

YETİM MUSTAFA

   ‘Hatice anne, beni o karanlık yere geri mi götüreceksiniz?’ dedi Mustafa, onların konuşmasını yarıda keserek.

   ‘Hatice abla' dedi Hacer hemşire ‘müsaaden olursa Mustafa'yı kendi evime götürmek istiyorum. Böylece hem bana da yarenlik etmiş olur'

  ‘Hayır, olmaz' dedi Hatice itiraz edercesine.

   ‘Neden olmaz abla’ dedi Hacer hemşire onun neden itiraz ettiğini öğrenebilmek için.

  ‘O bana emanet. Hem onu istemeyle alamazsın. Çünkü bunun bir sürü prosedürü var’

  ‘Abla, baksana geri dönmek istemiyor. Onu yanıma almakla hem arkadaş edinmiş olurum hem de kaybettiğim oğlumun hasretini gidermiş olurum’

Hatice, onun sözleri üzerine yüzünü buruşturarak:

   ‘Birde abimden sonra evlendin ve çocuğun oldu ha’

  ‘Abla, yine bilmeden yargılıyorsun' dedi Hacer hemşire

  ‘Bugüne kadar tek bir sefer bile olsa beni dinleseydin hem yargılamaz ve sözümü kesmezdin’

  ‘Abla, senin bu sözlerinden sonra artık onu bir yere bırakmam. Sen ne dersen de, ister kız ister bağır, istersen her türlü hakareti yap. O çocuğu alıp evime götüreceğim. Çünkü o çocuk elimden alınıp bir başkasına verilen çocuğumu anımsatıyor. O yüzden o çocuğu senin eline bırakamam. Hem baksana o, çocuk yuvasına dönmek istemiyor’ dedi, Hacer hemşire tüm hıncını çıkarırcasına.

  ‘Vermiyorum' dedi Hatice, tükürürcesine ‘Verip de onu kendine mi benzeteceksin’

  ‘Abla, yeter ya. Hep aynı şeyi yapıyorsun. İlk karşılaştığımız o günden bugüne kadar hep yargıladın. Hep aşağıladın, hep küçük gördün. Abla, tek bir gün kalbinle beni dinlemiş olsaydın ne abinle ayrı kalmış olurdun ne de ben çocuğumdan. Artık yeter, bundan sonra aşağılamana izin vermeyeceğim' dedi ve odadan hızlıca çıkıp gitti. O gidince Hatice ağzı açık bir şekilde arkasından bakakaldı.

O gittikten sonra Hatice'nin kocası çıkageldi. Odaya girer girmez etrafı kolaçan ettikten sonra Mustafa'yı gördü. Görür görmez, tiksinir bir şekilde:

   ‘Sen ölmedin mi daha velet' dedi çemkirerek.

  ‘Yunus, öyle söyleme. O daha bir çocuk ve şefkate muhtaç bir çocuk’ dedi Hatice, Mustafa'nın önüne geçerek.

  ‘Çekil be karı. Zaten bana çocuk bile veremedin' dedi kocası.

  ‘Bütün bu eziyetler çocuk doğuramadığım için mi ha' dedi Hatice gözyaşları içerisinde.

  ‘Karı, ağzımı bozdurma ve çık şu odadan. Eğer sen çıkmazsan ben seni zorla çıkarırım’

   ‘Hayır çıkmıyorum. Hem niçin çıkacakmışım, çıkayım ki çocuğa eziyet edesin. Yok, öyle yağma, anlıyor musun yok öyle yağma'

   ‘Demek çıkmıyorsun' dedi kocası. Ardından tam elini kaldırıp Hatice'ye vuracakken arkasından biri elinden tuttu. Onun kim olduğunu öğrenmek için geri döndüğünde Hacer Hemşireyi gördü.

  ‘Sen ne hakla bir kadına el kaldırıyorsun' dedi hiddetle.

Hatice’nin kocası Hacer hemşire ile baş edemeyeceğini anlayınca elini yere indirerek:

   ‘Ehh yeter be! Sizinle mi uğraşacağım’ dedi ve kaçarcasına odadan çıktı. O çıktıktan sonra Hacer hemşire arkasından bağırarak:

  ‘Pabuç pahalı geldi değil mi? Sizin gibilerin gücü ancak güçsüzlere yeter'

Onun bu hareketi aradaki buzların yavaş yavaş erimesine sebep olmuştu. Bu yüzdende birbirlerine karşı gülümsemişlerdi.

  ‘Hatice anne, beni o adama verme’ dedi Mustafa, korku içerisinde ‘Çünkü o adam beni dövüyor' dedi yalvarırcasına.

  ‘Benim güzel yavrum’ dedi Hacer hemşire Mustafa'nın saçını şefkatle okşayarak ‘seni kimseye vermeyeceğim’

Şefkat göstermek dünyanın en güzel duygusu, bu duyguyla insanlar birbirleriyle iyi geçinmektedir. Bu duygudan yoksun olanlardan her şey beklenilebilir. Mesela bu konuda birkaç alıntı söyleyeyim ‘Allah'ın yarattığı canlılara karşı insanda var olan acıma, merhamet etme duygusu.

İnsandaki şefkat duygusunun kaynağı, Allah'ın Rahman, Rahîm, Erhamurrâhimîn isimlerinde ifadesini bulan ilâhî rahmettir: "Rahmetim her şeyi kapsamıştır" (el-A'râf, 7/156). Yeryüzündeki bütün canlılar Allah'ın rahmet ve şefkatiyle varlıklarını devam ettirirler. Allah rahmeti yüz parçaya ayırdı; doksan dokuzunu kendi katında tuttu, birini dünyaya indirdi. Bütün canlılar bu bir parçadan istifade ederek hemcinslerine şefkat gösterirler. At, yavrusu memesini emerken başına değmesin diye ayağını kaldırır" (Buhârî, Edeb, 19) hadisi, bu duygunun sadece insanlara has olmayıp, hayvanlarda da bulunduğunu açıklamaktadır. Bütün canlıların hissettiği bu duyguyu, onların en üstünü (eşref-i mahlûkat) olan insanın daha güzel bir şekilde hissetmesi gerekir. Zaten İslâm, hâlika (yaratana) hürmet-mahlûka (yaratılmışlara) şefkat temellerine dayanan bir dindir. Çünkü mahlûkatın hepsi Allah'a aittir.

Yorumlar

  • Nazlı Özdemir: İnce bir etki bırakıyor
  • Işıl Yağcı: Ne kötü bir durum bu Kadına el kaldırmak kimseye yakışmaz @hansel1976
  • Recep Uçar: hacer hemşirenin ısrarı aslında kötü niyetli olanların ne kadar duygusuz olduğunu gösteriyor
  • Aleyna Mengü: hacer hemşirenin hıncı anlaşılan öfke ve acının birleşimi
  • Can Kaan Odabaş: haticenin savunması biraz sıradan geldi ama içindeki acıyı duymak zor değil
  • Aslı Kuş: haticenin verdiği tepki gerçekten kabul edilemez Kendi çocuğunu bile düşünmüyor
  • Metin Taner Yavuz: mustafanın korkusu çok etkileyici O karanlık yerden gitmemesini umuyorum