16 BÖLÜM — İÇLERİNDE KALANLAR
16 BÖLÜM — İÇLERİNDE KALANLAR
İlbilge gittikten sonra evin içi sessizleşti.
Kapının kapanma sesi salona kadar geldi.
Kimse birkaç saniye konuşmadı.
Ela masadaki tabakları toplamaya başladı.
Kaan sandalyesinde oturuyordu.
Agah arkasına yaslanmış, boş boş karşıya bakıyordu.
Asil hâlâ kapının yanında duruyordu.
Hamit Ağa'nın gözü İlbilge'nin oturduğu sandalyeye takıldı.
Az önce oradaydı.
Şimdi gitmişti.
Asil de sandalyeye baktıktan sonra sessizce yerine geçti.
ASİL
Asil'in aklında akşam boyunca yaşananlar vardı.
Karargâhta her şey daha kolaydı.
İlbilge karşısında bir askerdi.
Emir veriyor, görevini yapmasını bekliyordu.
Ama evde durum farklıydı.
Karşısında kız kardeşi oturuyordu.
Bunu bilmesine rağmen ona nasıl yaklaşacağını hâlâ tam olarak bilmiyordu.
Çocukluğunu görmemişti.
Neyi sevdiğini bilmiyordu.
Sinirlendiğinde nasıl davrandığını bilmiyordu.
Hatta çocukken nasıl biri olduğunu bile bilmiyordu.
Kaan ona baktı.
“Yine daldın.”
Asil başını kaldırdı.
“Nereye?”
“İlbilge'ye.”
Asil kısa bir süre sustu.
“Tanımıyorum.”
Kaan başını salladı.
“Ben de.”
“Sen daha rahat görünüyorsun.”
Kaan güldü.
“Çünkü sen her şeyi kafanda büyütüyorsun.”
Asil kaşlarını kaldırdı.
“Ben mi?”
“Evet, sen.”
Asil hafifçe başını salladı.
Bir süre sonra,
“Karargâhta ne yapacağımı biliyorum,” dedi.
Kaan ona baktı.
“Evde?”
Asil cevap vermedi.
Kaan gülümsedi.
“Onu da öğrenirsin.”
Asil gözlerini yere indirdi.
“Öğrenmem lazım.”
KAAN
Kaan mutfağa baktı.
Ela hâlâ masayı topluyordu.
Akşam düşündüğünden daha iyi geçmişti.
İlbilge çok konuşmamıştı ama en azından masada oturmuş, onlarla yemek yemişti.
Kaan onun bazı sorulara cevap vermeden önce kısa bir süre düşündüğünü fark etmişti.
Sanki ne söylemesi gerektiğinden emin olmaya çalışıyordu.
Bunu garip bulmamıştı.
Kendisinin de rahat davranması kolay değildi.
Asil'e döndü.
“Bir dahaki sefere daha rahat olur.”
“Umarım.”
Kaan gülümsedi.
“Sen biraz normal davranırsan daha da rahat olur.”
Asil kaşlarını çattı.
“Nasıl davranıyorum?”
“Komutan gibi.”
“Ben komutanım.”
“Evde değil.”
Asil ona baktı.
Kaan gülmeye başladı.
“Bak, yine aynı yüz.”
Asil başını iki yana salladı.
“Tamam.”
Kaan ayağa kalktı.
“Ben anneme yardım edeyim.”
Mutfağa giderken aklından bir şey geçti.
İlbilge'yi tekrar çağırmak istiyordu.
Ama bunu hemen söylemenin doğru olmayacağını düşündü.
Biraz zaman geçsin, daha rahat olurlar diye düşündü.
AGAH
Agah salonda kalınca hastanedeki karşılaşmaları aklına geldi.
İlbilge'yi ilk gördüğünde sadece yaralı bir kadın olarak görmüştü.
Sonra gerçeği öğrenmişti.
Kardeşiydi.
Ama aralarında yılların bıraktığı büyük bir boşluk vardı.
Agah bu yüzden ilk günden beri mesafesini korumuştu.
İlbilge'ye bir anda yakın davranmanın onu da rahatsız edebileceğini düşünüyordu.
Bu akşam da fazla konuşmamıştı.
Ama onu gözlemlemişti.
Yemekte nasıl oturduğunu, sorulara nasıl cevap verdiğini, kendini ne kadar geri çektiğini fark etmişti.
Bir ara gözü İlbilge'nin omzuna kaydı.
Yarası aklına geldi.
Ela mutfaktan çıkarken Agah seslendi.
“Anne.”
Ela döndü.
“Ne oldu?”
“İlbilge'nin yarası tam iyileşmemiş.”
Ela hemen endişelendi.
“Ciddi mi?”
“Hayır. Ama dikkat etmesi gerekiyor.”
Asil de konuşmaya dahil oldu.
“Görevine devam edecek.”
Agah başını salladı.
“Biliyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Yine de kendine dikkat etsin.”
Asil ona baktı.
“Konuşurum.”
Agah hafifçe gülümsedi.
“Komutan olarak mı?”
Asil bir an düşündü.
“Gerekirse ağabeyi olarak.”
Agah başını salladı.
“İyi.”
Daha fazlasını söylemedi.
İlbilge'nin kendilerine alışması için biraz zaman gerektiğini o da biliyordu.
ELA
Ela mutfakta tabakları yerleştirirken İlbilge'nin yanında durduğu anı düşündü.
“Yine gel.”
Söylediği söz basitti.
Ama İlbilge'nin,
“Gelirim.”
demesi Ela'nın içini biraz rahatlatmıştı.
Gerçekten gelir miydi?
Bilmiyordu.
Ama gelmesini istiyordu.
Kızının çocukluğunu kaçırmıştı.
İlbilge'nin büyükannesini anlatırken yüzündeki ifadeyi hâlâ hatırlıyordu.
Onu büyüten kişi büyükannesiydi.
Ela bunu düşündükçe içinde bir ağırlık hissediyordu.
Ama geçmişi değiştiremezdi.
Şimdi karşısında duran kızını tanımaya çalışabilirdi.
Hem de acele etmeden.
Ela salondaki boş sandalyeye baktı.
“Yine gelir mi?”
Kaan mutfaktan cevap verdi.
“Gelir bence.”
Ela oğluna baktı.
“Öyle mi düşünüyorsun?”
“Evet.”
Ela hafifçe gülümsedi.
“Ben de isterim.”
Kaan başını salladı.
“Olur.”
Ela başka bir şey söylemedi.
Tabakları toplamaya devam etti.
HAMİT AĞA
Hamit Ağa sessizce oturuyordu.
İlbilge'nin akşam söyledikleri aklından çıkmıyordu.
“Ben de sizi bir günde tanıyamam.”
Haklıydı.
Onu yıllarca aramışlardı.
Ama bulduklarında karşılarında kendi hayatını kurmuş bir kadın vardı.
Asker olmuştu.
Tek başına yaşamıştı.
Kendi kararlarını vermişti.
Hamit Ağa'nın zoruna giden şeylerden biri buydu.
Kızının büyüdüğü yıllarda yanında değildi.
İlk okul gününü bilmiyordu.
Neleri sevdiğini bilmiyordu.
Nelerden korktuğunu bilmiyordu.
Bunları düşününce bir süre konuşmak istemedi.
Asil yanına geldi.
“Baba.”
Hamit Ağa başını kaldırdı.
“Efendim?”
“İlbilge iyi biri.”
Hamit Ağa oğluna baktı.
“Bugün gördük.”
“Evet.”
Hamit Ağa kısa bir süre sustu.
“Zaman lazım.”
Asil başını salladı.
“Biliyorum.”
“Onu sıkıştırmayacağız.”
“Tamam.”
Hamit Ağa oğluna baktı.
“Karargâhta da dikkat et.”
Asil ne demek istediğini anlamıştı.
“Merak etme.”
Hamit Ağa başını salladı.
“İyi.”
İLBİLGE
Eve geldiğimde gece olmuştu.
Arabayı park ettim ama hemen inmedim.
Bir süre direksiyonun başında oturdum.
Aklım hâlâ akşamdaydı.
Ela'nın soruları.
Kaan'ın şakaları.
Agah'ın yarama bakması.
Asil'in yine komutan gibi davranması.
İstemeden gülümsedim.
“Evdeyiz,” demişti.
Ben yine de “Komutanım,” demiştim.
Galiba buna alışmam biraz zaman alacaktı.
Arabadan indim.
Eve girdim.
Üzerimi değiştirdikten sonra salona geçtim.
Telefonumu elime aldım.
Demir'in fotoğrafını açtım.
“Bugün onlara gittim.”
Bir süre fotoğrafına baktım.
“Yemek yedik.”
Gülümsedim.
“Ela yine az yediğimi söyledi.”
Sonra aklıma mutfakta söyledikleri geldi.
“Yine gel.”
Başımı koltuğa yasladım.
“Geleceğim galiba.”
Bir süre sustum.
“Garip geliyor.”
“Birkaç gün önce hayatımda olmayan insanlar şimdi sürekli aklımda.”
Telefonu elimde çevirdim.
“Beni tanımıyorlar.”
“Ben de onları tanımıyorum.”
Bir an durdum.
“Ama bugün farklıydı.”
Demir'in fotoğrafına baktım.
“En azından biraz daha rahat hissettim.”
Sonra Asil aklıma geldi.
“Gerçi ağabeyimle konuşmak hâlâ zor.”
Güldüm.
“Karargâhta komutanım.”
“Evde ağabeyim.”
Başımı iki yana salladım.
“Ben hangisine alışacağım bilmiyorum.”
Telefonu masaya bıraktım.
Bir süre sessizce oturdum.
Sonra büyükannemi düşündüm.
O olsaydı bu akşamı ona anlatırdım.
Her şeyi dinlerdi.
Sonra da fazla düşünmememi söylerdi.
İçimden,
“Keşke burada olsaydın.”
dedim.
Bir cevap beklemedim.
Sadece söylemek istedim.
Ayağa kalkıp odama geçtim.
Yatağın kenarına oturdum.
Bugün Mardin'deki o eve giderken hissettiğim gerginlik, dönerken biraz azalmıştı.
Hâlâ aramızda mesafe vardı.
Hâlâ birbirimizi tam olarak tanımıyorduk.
Ama artık o evin kapısını tekrar çalmak bana eskisi kadar zor gelmiyordu.
Telefonumu komodinin üzerine bıraktım.
Işığı kapattım.
Uyumadan önce aklımdan tek bir şey geçti.
Bir dahaki sefere...
Belki biraz daha rahat konuşabilirdim.