Keşfet

9 .BÖLÜM — ZORUNLU MESAFE

YİTİK IŞIK

9. BÖLÜM — ZORUNLU MESAFE

1. SAHNE — KARARGÂH

Mardin'deki yeni görev yerime atanmıştım.

Sabah erkenden karargâha geldim. Üzerimde sivil kıyafetlerim vardı. Elimde de atama evraklarım bulunuyordu.

Kapının önündeki nöbetçi beni durdurdu.

— Buyurun.

— Yeni atamam için geldim. Evraklarım burada.

— Kimliğinizi alabilir miyim?

Kimliğimi uzattım. Ardından atama evraklarını da verdim.

Nöbetçi belgeleri incelemeye başladı.

— Göreviniz?

— Yeni atandım.

Tam o sırada karargâhtan birkaç asker çıktı.

Aralarında Asil de vardı.

Onu görünce bir an duraksadım.

Geçen hafta evlerinde karşılaştığım adam şimdi karşımda bir binbaşı olarak duruyordu.

Asil de beni gördü.

Ama yüzündeki ifadeden hiçbir şey anlamak mümkün değildi.

Sanki beni ilk kez görüyordu.

Nöbetçiye doğru yaklaştı.

— Sorun nedir?

— Komutanım, yeni ataması olduğunu söylüyor. Evraklarını kontrol ediyorum.

Asil elindeki dosyaya baktı.

— Verin.

Nöbetçi dosyayı ona uzattı.

Asil belgeleri tek tek inceledi.

Sonra gözlerini bana çevirdi.

— Yüzbaşı İlbilge?

— Evet, komutanım.

— Atama emriniz burada.

— Evet, komutanım.

Dosyayı kapattı.

— Personel şubeye geçin. Kaydınız orada tamamlanacak.

— Emredersiniz.

Tam gidecekken Asil seslendi.

— Bir dakika.

Döndüm.

— Bugün eğitime katılacaksınız.

Şaşırdım.

— Bugün mü, komutanım?

— Evet. Yeni görev yeriniz diye ilk günden ayrı tutulacağınızı düşünmeyin.

— Emredersiniz.

Asil dosyayı nöbetçiye uzattı.

— Evrakları personel şubeye gönderin.

Sonra bana döndü.

— Eğitim alanında görüşürüz.

— Emredersiniz, komutanım.

Yanından geçip karargâha girdim.

Personel şubedeki işlemlerimi tamamladıktan sonra doğruca eğitim alanına geçtim.

Asil çoktan oradaydı.

Yanında birkaç asker vardı.

Beni görünce saate baktı.

— Zamanında geldiniz.

— Emredersiniz.

— Bugün biraz yoğun çalışacağız.

Başımı salladım.

— Hazırım, komutanım.

Asil kısa bir bakış attı.

— Bunu birazdan göreceğiz.

Eğitim başladı.

Koşu, engel parkuru ve dayanıklılık çalışmaları arka arkaya geldi.

Asil birkaç metre ilerimizde duruyor, herkesi dikkatle takip ediyordu.

— Hızlanın!

Tempomu artırdım.

— Yüzbaşı İlbilge! Geride kalmayın!

— Emredersiniz!

Koşmaya devam ettim.

Omzumdaki eski yara giderek daha fazla ağrıyordu ama bunu belli etmedim.

Asil yeniden seslendi.

— Yavaşlamak yok!

Adımlarımı hızlandırdım.

— Devam!

Yanımdaki askerlerden biri geride kalınca Asil ona döndü.

— Arkada kalma! Tempoyu koru!

— Emredersiniz, komutanım!

Eğitim devam etti.

Omzumdaki ağrı artık daha belirgindi ama durmadım. Dişlerimi sıktım ve verilen komutları uygulamaya devam ettim.

Sonunda Asil elini kaldırdı.

— Tamam! Ara verin.

Herkes olduğu yerde nefeslenmeye başladı.

Asil saate baktı.

— On dakika sonra tekrar başlıyoruz.

Kimseden ses çıkmadı.

Ben de kenara geçip birkaç yudum su içtim.

On dakika sonra Asil yeniden karşımıza geçti.

— Hazır mısınız?

Hepimiz aynı anda cevap verdik.

— Emredersiniz, komutanım!

Asil başını salladı.

— O zaman başlayın!

Eğitim yeniden başladı.

Bu kez daha zordu.

Ama bitene kadar kimseye ayrıcalık yapılmadı.

Sonunda Asil yanımıza geldi.

— Bugünlük bu kadar.

Herkes toparlanmaya başladı.

Asil bana baktı.

— Yüzbaşı, yarın saat yedide burada olacaksınız.

— Emredersiniz, komutanım.

— Geç kalmayın.

— Emredersiniz.

Asil arkasını dönüp uzaklaştı.

Ben birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Karargâhta bana diğer askerlerden farklı davranmamıştı.

Hatta tam tersine, görev ne gerektiriyorsa onu yapmıştı.

Ve ben de bunu istiyordum.

Çünkü burada onun benim ağabeyim olduğunu kimsenin bilmesine gerek yoktu.

---

2. SAHNE — YARA

Akşam eve geldiğimde kendimi koltuğa bıraktım.

Bütün günün yorgunluğu üzerime çökmüştü.

Üzerimi değiştirmek için ayağa kalktım.

Gömleğimi çıkarırken omzumdaki ağrı yeniden arttı.

Elimi yaraya götürdüm.

Parmaklarımda kan görünce durdum.

— Olmaz...

Yaraya baktım.

Dikişlerin olduğu yer yeniden açılmıştı.

Kanama çok fazla değildi ama durmuyordu.

Temiz bir bez alıp yaranın üzerine bastırdım.

Bir süre bekledim.

Ama kanama devam ediyordu.

Başımı salladım.

— Hastaneye gitmem gerekecek.

Üzerimi tekrar giyinip evden çıktım.

Hastaneye vardığımda acil servise geçtim.

Kayıt işlemlerinden sonra beklemeye başladım.

Birkaç dakika sonra ismimi söylediler.

— Yüzbaşı İlbilge?

Ayağa kalktım.

Odaya girdiğimde karşımdaki kişiyi görünce durdum.

Agah.

Beni görünce o da şaşırdı.

Ama bakışlarını kaçırmadı.

— Ne oldu?

— Yaram açıldı.

Agah kısa bir bakışla yarama baktı, ardından dosyayı eline aldı.

— Bu bölüme ben bakmıyorum. Genel cerrahiye gitmeniz gerekiyor.

Şaşırdım.

— Siz ilgilenmeyecek misiniz?

— Hayır. Dikişleriniz açılmış. Başka bir doktorun değerlendirmesi daha doğru olur.

— Ama...

Agah sözümü kesti.

— Genel cerrahiye yönlendireceğim. Orada gerekli müdahaleyi yaparlar.

Sesindeki mesafe dikkatimi çekti.

— Anladım.

Agah bilgisayara birkaç not girdi.

— Kayıt bölümünden sevk işleminizi yaptırın. Beklemeden gidin.

— Tamam.

Ayağa kalktım.

— Teşekkür ederim, doktor.

Agah başını kaldırmadan cevap verdi.

— Geçmiş olsun.

Kapıya yöneldim.

Tam çıkacakken arkamdan tekrar seslendi.

— İlbilge.

Döndüm.

— Kendinizi fazla zorlamayın. Yara açıldıysa eğitime ara vermeniz gerekebilir.

— Görevim var.

— Göreviniz olması yaranızın olmadığı anlamına gelmiyor. Ama bu konuda size başka bir doktor yardımcı olacak.

Başımı salladım.

— Anladım.

Odadan çıktım.

Agah benimle ilgilenmemiş, beni başka bir doktora yönlendirmişti.

Ben de hiçbir şey sormadan odadan ayrıldım.

---

3. SAHNE — DEMİR

Eve döndüğümde hava iyice kararmıştı.

Çantamı bıraktım ve salona geçtim.

Telefonumu elime aldım.

Ekranda yine aynı isim vardı.

Demir ❤️

Fotoğrafına baktım.

Bir süre hiçbir şey söylemeden oturdum.

Sonra sessizce konuşmaya başladım.

— Bugün ilk eğitimimi yaptım.

Kısa bir nefes aldım.

— Tahmin ettiğimden daha zordu.

Fotoğrafına bakıp hafifçe gülümsedim.

— Bir de yarayı açtım.

Başımı koltuğa yasladım.

— Hastaneye gittim.

Bir süre sustum.

— Agah baktı.

Bu kez gülümsemedim.

— Aslında benimle ilgilenmedi. Başka bir doktora yönlendirdi.

Telefonu elimde çevirdim.

— Onu da gördüm.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Asil'i de gördüm.

Bir süre daha fotoğrafa baktım.

— İkisi de hayatımdaymış aslında. Ama ben onları daha yeni tanıyorum.

Gözlerimi kapattım.

— Garip...

Bir süre sonra telefonu masaya bıraktım.

— Neyse... Bugünlük bu kadar.

Ayağa kalktım.

Ama odadan çıkmadan önce tekrar telefona baktım.

— İyi geceler, Demir.

Telefonu masada bıraktım.

Sonra ışığı kapatıp odama geçtim.

---

4. SAHNE — İÇİMDE KALANLAR

Odamda yatağın kenarına oturdum.

Bugün olanları düşündüm.

Asil'i karargâhta görmek...

Agah'la hastanede karşılaşmak...

Asil görev başında bir komutandı.

Agah ise doktordu.

Ama ikisinin de benden uzak durduğunu hissediyordum.

Belki de ben de ne yapacağımı bilmiyordum.

Asil benim ağabeyimdi.

Bunu biliyordum.

Ama onu tanımıyordum.

Yıllardır hayatımda olmayan birinin şimdi her gün karşıma çıkacak olması tuhaf geliyordu.

Bir de ona her gün komutanım diyecektim.

Kendi kendime gülümsedim.

— Daha ne kadar garip olabilir ki?

Sonra aklıma Agah geldi.

Bugün bana neden bu kadar mesafeli davranmıştı?

Bilmiyordum.

Belki de sadece işini yapmıştı.

Belki de ben gereğinden fazla anlam yüklemiştim.

Telefonumu elime aldım.

Ekrana baktım.

Bir süre öylece kaldım.

Sonra telefonu tekrar bıraktım.

Şimdilik hiçbir şeyi zorlamayacaktım.

Zaten kafam yeterince karışıktı.

Yatağa uzandım.

Gözlerimi kapattım.

Yarın yine karargâha gidecektim.

Yine Asil'i görecektim.

Belki Agah'la da tekrar karşılaşacaktım.

Ne olacağını bilmiyordum.

Ama artık geri dönmek de istemiyordum.

Şimdilik akışına bırakacaktım.