Keşfet

BÖLÜM 1 — DÖNÜŞ

YİTİK IŞIK

BÖLÜM 1 — DÖNÜŞ

Gece karanlığı İstanbul'un üzerine çökmüş, sokakların büyük bir kısmı sessizliğe bürünmüşken askerî araçların sesi gecenin sessizliğini böldü.

Konvoy ağır ağır ilerliyordu.

İlbilge aracın içinde sessizce oturuyor, gözlerini karşıdaki karanlığa dikmiş bir şekilde dışarıyı izliyordu. Üniformasının üzerindeki yorgunluk yüzüne yansımış olsa da bakışları hâlâ dikkatliydi. Bu, onun üçüncü göreviydi ve her görevden dönüşünde kendisine aynı şeyi söylüyordu.

Bu da bitti.

Fakat bazı görevler, geride kaldıkları hâlde insanın zihninden kolay kolay silinmiyordu.

Saatler süren operasyon nihayet sona ermiş, ekip dönüş yoluna geçmişti. Araçların içinde herkes sessizdi; kimileri koltuğuna yaslanmış, kimileri gözlerini kapatmış, kimileri ise görev boyunca yaşananları zihninde yeniden geçiriyordu.

İlbilge başını koltuğa yaslayıp kısa bir süre gözlerini kapattı.

Otuz yaşındaydı ve hayatının büyük bir bölümünü üniformasıyla geçirmişti. Çevresindekiler onu soğukkanlı biri olarak tanır, zor durumlarda bile paniğe kapılmadığını ve ne yapması gerektiğini bildiğini söylerdi.

Belki de haklıydılar.

Ama kimsenin bilmediği, onun içinde yıllardır taşıdığı bir boşluk vardı.

Demir.

Nişanlısı.

Onu kaybedeli uzun zaman olmuştu fakat bazı acılar, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin insanın içinde yaşamaya devam ediyordu.

Demir de askerdi. Birlikte aynı hayalleri kurmuş, evlenecekleri günü konuşmuş, küçük bir evde nasıl bir hayat yaşayacaklarını düşünmüşlerdi. Belki ileride çocukları bile olacaktı.

Demir her görev öncesinde ona aynı şeyi söylerdi:

“Sen görevden dön, gerisini birlikte hallederiz.”

Ama bir gün Demir görevden dönmedi.

Şehit olmuştu.

İlbilge o günden sonra eskisi gibi değildi. İnsanların karşısında güçlü durmayı sürdürmüş, görevini hiçbir zaman aksatmamıştı fakat geceleri yalnız kaldığında Demir'in yokluğu daha ağır geliyordu.

Telefonunu çıkarıp ekrana baktı. Yıllardır silmeye kıyamadığı bir isim hâlâ rehberindeydi.

Demir ❤️

Parmağı ismin üzerinde birkaç saniye durdu.

Bir an aramak istedi.

Sonra artık bunun mümkün olmadığını hatırlayıp telefonu sessizce kapattı ve başını tekrar cama yasladı.

“Keşke…”

Söylemek istediği daha çok şey vardı ama kelimeler boğazında düğümlendi.

Konvoy bir süre daha ilerledikten sonra askerî birliğin girişine ulaştı. Nöbetçiler araçların girişini kontrol ederken İlbilge camdan dışarı baktı. Birlikteki hareketlilik gece olmasına rağmen devam ediyordu.

Araç birliğin önünde durdu.

“Geldik komutanım.”

İlbilge başını kaldırdı.

“Tamam.”

Kapıyı açıp araçtan indiğinde soğuk hava yüzüne vurdu. Çantasını omzuna aldı ve çevresine kısa bir bakış attı.

Yanına gelen askerlerden biri hemen selam verdi.

“Hoş geldiniz komutanım.”

İlbilge selamını karşılık verdi.

“Sağ olun.”

Asker birkaç saniye tereddüt ettikten sonra konuştu.

“Çok yoruldunuz komutanım.”

İlbilge hafifçe gülümsedi.

“Alışığız.”

“Yine de biraz dinlenin komutanım.”

“Dinleneceğim.”

İlbilge birkaç adım attıktan sonra durup arkasına baktı.

“Ekibin raporları tamamlandı mı?”

“Askerler ilgileniyor komutanım.”

“Tamam. Sabah ilk iş kontrol ederim.”

“Emredersiniz komutanım.”

İlbilge başını sallayıp binaya doğru ilerledi.

Koridorlara girdiğinde içerideki hareketlilik hâlâ devam ediyordu. Birkaç asker görev değişimine hazırlanıyor, bazıları ellerindeki dosyalarla odalara girip çıkıyor, nöbetçiler kendi görev yerlerine geçiyordu. İlbilge'yi gören askerler selam verirken o da her birine kısa bir baş hareketiyle karşılık veriyordu.

Odasına geçtiğinde çantasını yere bıraktı. Üniformasının üzerindeki yorgunluğa rağmen dimdik duruyordu.

Masasının üzerinde birkaç dosya vardı.

İlbilge dosyalara göz gezdirdi, ardından telsizini masanın üzerine bıraktı.

Tam oturacağı sırada telefonu çaldı.

Ekrana baktığında yüzündeki ifade bir anda değişti.

Görev.

Telefonu açtı.

“Yüzbaşı İlbilge.”

Karşıdaki sesi dikkatle dinledi.

“Anlaşıldı komutanım.”

Telefonu kapattı.

Telsizini aldı ve masanın üzerindeki dosyalara son kez baktı.

Dinlenme düşüncesi artık geride kalmıştı.

Birkaç dakika içinde yeniden hazırlandı.

Operasyon başladığında gece çoktan karanlığın içine gömülmüştü.

İlbilge ekibinin önünde ilerliyordu. Telsizi elindeydi ve çevresini dikkatle kontrol ederken arada bir arkasındaki askerlere işaret veriyordu.

Telsizden kısa bir ses geldi.

“Komutanım, hazırız.”

İlbilge telsizi ağzına yaklaştırdı.

“Anlaşıldı. Herkes dikkatli olsun.”

“Emredersiniz komutanım.”

İlbilge elini kaldırarak ekibin durmasını işaret etti.

Herkes olduğu yerde bekledi.

Birkaç saniye boyunca çevreyi dinledi. Ardından sessizce konuştu.

“Devam ediyoruz.”

Ekip yeniden hareketlendi.

İlbilge önde ilerliyor, arkasındaki askerlerin güvenliğini sürekli kontrol ediyordu.

“Arayı açmayın.”

“Emredersiniz komutanım.”

Gece sessizdi.

Her şey kontrol altında görünüyordu.

Ta ki beklenmedik bir anda silah sesi duyulana kadar.

İlbilge başını hızla çevirdi.

“Geri çekilin!”

Bir anda ortalık karıştı. Askerler güvenli bir noktaya geçmeye çalışırken İlbilge ekibinin durumunu kontrol etmek için bulunduğu yerden ayrılmadı.

“Kimse dağılmasın!”

Ekip onun talimatıyla hareket ederken İlbilge çevreyi kontrol etmeye devam etti.

Tam o sırada vurulduğunu hissetti.

Sendeledi.

Yanındaki asker hemen ona döndü.

“Komutanım!”

İlbilge elini yaralandığı bölgeye götürdü.

“Ben iyiyim.”

“Komutanım, vuruldunuz!”

“Beni bırakın. Önce ekibi çıkarın.”

“Olmaz komutanım!”

İlbilge birkaç adım daha atmaya çalıştı fakat gücü giderek azalıyordu.

Telsizden bir asker seslendi:

“Komutanım, güvenli bölgeye ulaştık!”

İlbilge derin bir nefes aldı.

“Görevi tamamlayın…”

Sesi gittikçe zayıflarken askerler onu güvenli bölgeye götürdü.

İlbilge başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

O anda aklına yine Demir geldi.

“Demir…”

Dudaklarından dökülen son kelimeyle gözlerini kapattı.

Saatler sonra hastanenin acil servis kapıları açıldı.

İlbilge sedyeyle içeri alınırken sağlık görevlileri hemen müdahale etmeye başladı.

“Otuz yaşında, görev sırasında yaralanmış.”

“Bilinci açık mı?”

“Şu an kapalı.”

Doktorlar ve hemşireler hızla çalışırken İlbilge'nin telefonu çantasının içinde sessizce duruyordu.

Ekranında hâlâ aynı isim vardı.

Demir ❤️

Aynı saatlerde Mardin'deki büyük konağın salonunda da kimse uyumuyordu.

Hamit Ağa pencerenin önünde durmuş, dışarıyı izliyordu. Ela sessizce otururken Asil, Kaan ve Agah babalarının karşısında bekliyordu.

Üç yıl önce öğrendikleri gerçek, ailenin hayatını tamamen değiştirmişti.

Yıllardır öldü bildikleri kızlarının aslında yaşadığını öğrenmişlerdi.

İlbilge.

Onların kızı ve kardeşiydi.

Fakat üç yıldır onu bulmaya çalıştıkları hâlde karşılarına çıkmamıştı. İlbilge'nin asker olduğunu öğrenmişlerdi ancak görevleri nedeniyle nerede olduğunu, ne zaman döneceğini veya nasıl bir hayat sürdüğünü öğrenmek kolay değildi.

Bu durum özellikle Hamit Ağa'yı her geçen gün daha fazla endişelendiriyordu.

“Bir haber var mı?” diye sordu Hamit Ağa.

Kaan başını iki yana salladı.

“Yok baba.”

Asil'in yüzü sertti.

“Üç yıldır arıyoruz.”

Agah sakin bir sesle konuştu.

“Bulacağız.”

Ela gözlerini oğullarına çevirdi.

“Ya bizi istemezse?”

Asil annesine baktı.

“Bizi tanımıyor bile.”

“İşte bundan korkuyorum.”

Kaan derin bir nefes aldı.

“Önce onu bulalım. Sonrasına sonra bakarız.”

Hamit Ağa sessizce başını salladı.

“Ben kızımı bulacağım.”

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri giren adamın yüzündeki ifade herkesin dikkatini çekti.

“Hamit Ağa…”

Hamit Ağa ona döndü.

“Ne oldu?”

Adam birkaç saniye sustuktan sonra konuştu.

“İstanbul'dan haber geldi.”

Salondaki herkes ayağa kalktı.

“Kızınız…”

Hamit Ağa'nın kalbi hızlandı.

“İlbilge mi?”

Adam başını salladı.

“Evet.”

Ela'nın gözleri doldu.

“Ne olmuş kızıma?”

Adam derin bir nefes aldı.

“Görev sırasında yaralanmış. İstanbul'da bir hastaneye kaldırılmış.”

Hamit Ağa olduğu yerde kaldı.

Yıllardır ulaşmaya çalıştıkları kızları, ilk kez onlara bu kadar yakın çıkmıştı.

Asil'in yüzündeki sert ifade kayboldu.

Kaan'ın bakışları değişti.

Agah ise sessizce kardeşlerine baktı.

Ela'nın dudaklarından tek bir cümle döküldü:

“Bizim kızımız…”

Hamit Ağa gözlerini kapattı.

Kızının yaşadığını üç yıl önce öğrenmişti

Yorumlar

  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok haklısın yaaa çok teşekkür ederim
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😮 okuyorsun ya canım içi ha geçmiş ise yazdım 13 bölümde çok teşekkür ederim
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: 😭 çok teşekkür ederim canım 😍
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi 😍
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim 🙃🙂 umarım devamıda sevilir
  • Ferhat Durmuş: güzel anlatılmış elinde sağlık @otukenkalem00
  • aleyna dede: Bu ne kadar yoğun bir bölüm
  • Aslı Akçay: Şehit acısı derin gerçekten
  • Derya Ergin: İlbilgenin hikayesini bekliyorum @otukenkalem00
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok teşekkür ederim canım içi
  • Ebru Rüzgar: @otukenkalem00 senin kalemin çok güzel