Keşfet

2

YİTİK IŞIK

BÖLÜM 2 — YOL

Mardin'deki konağın salonunda az önce alınan haberin ağırlığı hâlâ hissediliyordu.

Hamit Ağa pencerenin önünde durmuş, dışarıdaki karanlığa bakarken yıllardır içinde taşıdığı bir düşünceyi ilk kez bu kadar yakından hissediyordu.

Kızı yaşıyordu.

Üç yıl önce öğrendikleri gerçek buydu.

Yıllarca öldü bildikleri kızlarının aslında hayatta olduğunu öğrenmişler, o günden sonra onu bulabilmek için ellerinden geleni yapmışlardı. Fakat ellerinde çok az bilgi vardı. Sadece İstanbul'da olduğunu biliyorlardı ve aradan geçen üç yıla rağmen ona ulaşmayı başaramamışlardı.

Şimdi ise ilk kez nerede olduğunu biliyorlardı.

Ama bu haber beraberinde başka bir korkuyu da getirmişti.

İlbilge hastanedeydi.

Ela ayağa kalktı.

“Gidiyoruz.”

Hamit Ağa başını çevirip eşine baktı.

“Evet.”

Asil hemen telefonunu çıkardı.

“Ben araçları hazırlatıyorum.”

Kaan babasına döndü.

“Hastanenin adını kesinleştirdim.”

Hamit Ağa'nın bakışları ona çevrildi.

“Nerede?”

Kaan hastanenin adını söyledi.

Ela derin bir nefes aldı.

“En azından artık nerede olduğunu biliyoruz.”

Agah sessizce annesine baktı.

“Üç yıldır onu arıyoruz.”

Ela'nın gözleri doldu.

“Bulduğumuz ilk haber de yaralandığı oluyor.”

Kimse cevap vermedi.

Hamit Ağa birkaç saniye düşündükten sonra kararlı bir şekilde konuştu.

“Ne olursa olsun İstanbul'a gideceğiz.”

Asil başını salladı.

“Gidelim baba.”

Kaan telefonunu cebine koydu.

“Peki İlbilge bizi görünce ne yapacak?”

Bu soru salondaki herkesin sessizleşmesine neden oldu.

Hamit Ağa'nın yüzündeki ifade yumuşadı.

“Bilmiyorum.”

“Bizi kabul eder mi?”

“Bunu da bilmiyorum.”

Ela eşine baktı.

“Ya bizi istemezse?”

Hamit Ağa derin bir nefes aldı.

“Onu yıllarca bizden uzak yaşattılar. Bizi tanımıyor. Bu yüzden ondan hiçbir şey beklemeyeceğiz.”

Asil başını hafifçe eğdi.

“Önce onu görelim.”

“Evet.”

Agah sessizce ekledi:

“Gerisini zaman gösterir.”

Ela gözlerini sildi.

“Yeter ki iyi olsun.”

Hamit Ağa karısına baktı.

“Gideceğiz.”

İstanbul'da ise hastanenin sessiz koridorlarında gece nöbeti devam ediyordu.

İlbilge birkaç saat önce getirildiği odada gözlerini yavaşça açtı.

İlk başta nerede olduğunu anlayamadı.

Tavana baktı.

Ardından başını çevirdiğinde beyaz duvarları ve yanında duran serum askısını gördü.

Hastanede olduğunu anladığında aklına gelen ilk şey kendisi olmadı.

Ekibi.

İlbilge doğrulmaya çalıştı.

Tam o sırada kapı açıldı ve hemşire içeri girdi.

“Yüzbaşı Hanım, uyandınız.”

İlbilge hemşireye baktı.

“Ekibim?”

“Güvende.”

İlbilge'nin yüzündeki gerginlik biraz olsun azaldı.

“Görev tamamlandı mı?”

“Bildiğim kadarıyla evet.”

İlbilge başını yastığa yasladı.

Derin bir nefes aldı.

Tam o sırada komodinin üzerinde duran telefonu çaldı.

İlbilge telefona uzandı.

Ekranda birlikten gelen çağrıyı görünce yüzündeki ifade değişti.

Telefonu açtı.

“Yüzbaşı İlbilge.”

Karşıdaki ses kısa ve ciddiydi.

“Komutanım, acil kod geldi.”

İlbilge'nin kaşları çatıldı.

“Ne kadar acil?”

“Derhâl birliğe dönmeniz isteniyor.”

İlbilge birkaç saniye sessiz kaldı.

“Anlaşıldı.”

Telefonu kapattığında hemşire ona şaşkınlıkla bakıyordu.

“Yüzbaşı Hanım, daha yeni geldiniz.”

“Biliyorum.”

“Doktor sizi henüz taburcu etmedi.”

“Doktoru çağırabilir misiniz?”

Hemşire tereddüt etti.

“Tabii.”

Kısa süre sonra doktor odaya geldi.

İlbilge'yi muayene ettikten sonra dosyasına baktı.

“Durumunuz şu an stabil fakat dinlenmeniz gerekiyor.”

İlbilge sakin bir şekilde sordu.

“Göreve dönmem mümkün mü?”

Doktor birkaç saniye düşündü.

“Uzun süreli bir göreve uygun olduğunuzu söyleyemem. Ancak acil bir durumsa ve kendinizi zorlamayacağınızı biliyorsanız kısa süreli olarak çıkmanız konusunda karar sizin ve birliğinizin.”

İlbilge başını salladı.

“Anlaşıldı.”

Hemşire şaşkınlıkla baktı.

“Gerçekten gidecek misiniz?”

İlbilge yataktan kalkarken cevap verdi.

“Acil kod geldiyse gitmem gerekiyor.”

Üniformasını giydi.

Çantasını aldı.

Telefonunu cebine koydu.

Tam kapıya yöneldiğinde gözleri bir an telefon ekranına takıldı.

Rehberde kayıtlı olan isim hâlâ oradaydı.

Demir ❤️

İlbilge birkaç saniye ekrana baktı.

Sonra telefonu kapattı.

“Bekle beni…”

Dudaklarından sessizce dökülen bu sözün ardından odadan çıktı.

Hastanenin önünde birlik aracı bekliyordu.

İlbilge araca doğru yürüdü.

Şoför onu görünce hemen ayağa kalktı.

“Komutanım.”

İlbilge başını salladı.

“Birliğe.”

“Emredersiniz.”

Araç hareket etti.

İlbilge arka koltukta sessizce otururken camdan İstanbul'un gecesini izledi.

Yaralıydı.

Yorgundu.

Ama zihninde artık yalnızca görev vardı.

Saatler sonra Mardin'den çıkan araçlar İstanbul'a doğru ilerlemeye devam ediyordu.

Ela yol boyunca sessizdi.

Kaan zaman zaman telefonunu kontrol ediyor, yeni bir haber gelip gelmediğine bakıyordu.

Asil önündeki yola odaklanmıştı.

Agah ise babasının sessizliğini fark ediyordu.

“Baba?”

Hamit Ağa başını çevirdi.

“Efendim?”

“İlbilge hakkında başka bir şey öğrenebildin mi?”

“Hayır.”

“Nasıl biri olduğunu bile bilmiyoruz.”

Hamit Ağa birkaç saniye sustu.

“Onu tanımıyoruz.”

Ela arkadan konuştu.

“Belki çok değişmiştir.”

Hamit Ağa gözlerini yola çevirdi.

“Belki de hiç değişmemiştir.”

Kaan hafifçe gülümsedi.

“Onu gördüğümüzde öğreneceğiz.”

Hamit Ağa başını salladı.

“Evet.”

Araçların içi yeniden sessizliğe büründü.

Hiçbiri İlbilge'nin nasıl bir hayat yaşadığını bilmiyordu.

Nerede çalıştığını bilmiyorlardı.

Günlerini nasıl geçirdiğini bilmiyorlardı.

Onun hakkında bildikleri tek şey, yıllar önce kaybettiklerini sandıkları kızlarının aslında hayatta olduğuydu.

Ve şimdi ona ulaşmak için İstanbul'a gidiyorlardı.

Sabaha karşı İlbilge'nin bulunduğu araç birliğin kapısından içeri girdi.

İlbilge araçtan indi.

Yorgunluğunu belli etmeden telsizini aldı ve binaya doğru ilerledi.

Arkasında ise İstanbul'un karanlık sokaklarında başka bir yolculuk devam ediyordu.

Mardin'den gelen ailesi, yıllardır aradığı kızına doğru yaklaşıyordu.

Fakat İlbilge'nin bundan haberi yoktu.

Ailesi de onun kim olduğunu, nasıl bir hayat yaşadığını ve üniformasının altında yıllardır sakladığı hayatı henüz bilmiyordu.

İki taraf da birbirinden habersizdi.

Ama artık aynı şehirdelerdi.

Ve karşılaşmaları an meselesiydi.

Yorumlar

  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: daha yeni.çıktık beli degil çok teşekkür ederim
  • Ruskoavo Turk: bu yolculuk nasıl sona erecek?