BÖLÜM 7 – İLK KARŞILAŞMA
BÖLÜM 7 – İLK KARŞILAŞMA
Mardin'e vardığımda ne hissedeceğimi bilmiyordum.
Yol boyunca elimdeki dosyaya defalarca baktım. İçinde birkaç isim, bir adres ve yıllardır benden saklanan hayatımın parçaları vardı.
Hamit Ağa.
Ela.
Asil.
Kaan.
Agah.
Bunlar benim biyolojik ailemdi.
Ama bunu bilmek, onları ailem gibi hissettiğim anlamına gelmiyordu.
Adreste yazan taş konağın önünde durdum. Birkaç saniye kapıya baktıktan sonra derin bir nefes aldım ve zile bastım.
Kapı açıldığında karşıma orta yaşlı bir kadın çıktı.
Gözleri yüzümde dolaştı.
Bir an hiçbir şey söylemedi.
"Ela Hanım?"
Kadının yüzündeki ifade değişti.
"Sen..."
Sesindeki şaşkınlık, beklediğimden daha soğuktu.
"Ben İlbilge."
Kadın bir adım geriye çekildi.
İçeriden ayak sesleri geldi. Önce Hamit Ağa, ardından Asil, Kaan ve Agah göründü.
Herkes birkaç saniye boyunca bana baktı.
Kimse sarılmadı.
Kimse "kızım" demedi.
Bunu beklemiyordum desem yalan olurdu.
Ama yine de içimde bir yerin kırıldığını hissettim.
Hamit Ağa'nın bakışları sertti.
"Gerçekten sen misin?"
"Öyle görünüyor."
Sözler ağzımdan çıktığında Kaan hafifçe başını kaldırdı.
Hamit Ağa'nın yüzünde hâlâ tereddüt vardı.
"Üç yıl boyunca seni aradık."
"Biliyorum."
"Biliyor musun?"
"Evet. Bugün öğrendim."
Ela araya girdi.
"Bugün öğrenip buraya gelmen çok kolay."
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Kolay olduğunu düşünmüyorum."
"Sen bizim yerimizde değildin."
"Doğru."
Sesimi yükseltmedim.
"Çünkü ben de sizin yerinizde değildim."
Ela'nın yüzü sertleşti.
"Yıllarca seni bekledik. Sonra karşımıza çıkıp 'Ben İlbilge'yim' diyorsun. Biz seni nasıl tanıyacağız?"
"Ben de sizi tanımıyorum."
Bu kez sessizlik oldu.
Asil bakışlarını annesine çevirdi.
"Anne..."
Ela geri adım atmadı.
"Ne anne? Kızımız olduğunu biliyoruz ama onu tanımıyoruz."
Hamit Ağa da konuştu.
"Bizim için de kolay değil."
"Ben sizden kolay olmasını istemedim."
Hamit Ağa'nın bakışları üzerimde kaldı.
"Peki ne istiyorsun?"
Bir an düşündüm.
"Gerçeği."
"Gerçeği öğrendin."
"Hayır. Nereden geldiğimi öğrendim. Ama neden böyle olduğunu, neden beni yıllarca sizden uzak tutan bir hayat yaşadığımı bilmiyorum."
Agah ilk kez konuştu.
"Onu dinleyelim."
Ela ona baktı.
"Sen hemen kabullenebiliyorsun."
"Hayır. Sadece konuşmasına izin vermek istiyorum."
Kaan da araya girdi.
"Ben de aynı şeyi düşünüyorum."
Hamit Ağa sessiz kaldı.
Sonra bana baktı.
"İçeri gel."
Bir an tereddüt ettim ama içeri girdim.
Salonun ortasında ayakta kaldım.
Duvarlarda aile fotoğrafları vardı.
Çocukluk fotoğrafları.
Asil'in, Kaan'ın, Agah'ın...
Ama benim olmadığım bir hayatın fotoğraflarıydı bunlar.
Ela bunu fark etmiş olacak ki fotoğraflara bakışımı takip etti.
"Senin fotoğrafların yok."
"Fark ettim."
"Çünkü seni hiç tanımadık."
Bu kez söylediği söz, önceki cümlelerinden daha fazla canımı acıttı.
"Ben de sizi tanımadım."
Hamit Ağa'nın sesi sertleşti.
"Yıllar sonra çıkıp karşımıza gelmeni hemen kabul etmemizi bekleme."
"Beklemiyorum."
"Bizim için kızımız olabilirsin ama bugün karşımızda duran kişi hâlâ yabancı."
Bu sözden sonra odadaki herkes sustu.
Başımı eğmedim.
Ama içimde bir şey ağırlaştı.
"Anladım."
Kaan bana baktı.
"İlbilge..."
"Hayır."
Sözünü nazikçe kestim.
"Sanırım bugünlük bu kadar yeter."
Asil bir adım attı.
"Gitmek zorunda değilsin."
"Burada kalırsam ne değişecek?"
Cevap veremedi.
Kaan ise daha sakin bir sesle konuştu.
"Yine gel."
Ona baktım.
Bu iki kelime, bütün o soğukluğun içinde bana söylenen en sıcak şeydi.
Başımı hafifçe salladım.
"Belki."
Kapıya doğru yürüdüm.
Tam çıkacakken arkamdan Hamit Ağa'nın sesi geldi.
"İlbilge."
Döndüm.
Birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra sadece,
"Bizim için de kolay değil," dedi.
"Benim için de değil."
Kapıyı açıp dışarı çıktım.
Taş konağın önünde birkaç saniye durdum.
İçeride beni yıllarca arayan insanlar vardı.
Ama aynı insanlar, beni şimdi karşılarında görünce bile bana yabancı gibi bakmışlardı.
Belki onları anlamam zaman alacaktı.
Belki onların da beni anlaması.
Arabaya doğru yürürken tek bir şeyi düşündüm:
Ben yıllardır ailemi aramamıştım.
Çünkü ailemin nerede olduğunu bilmiyordum.
Şimdi yerini biliyordum.
Ama ilk kez, onları bulmanın yetmediğini anladım.
Asıl mesele, birbirimizi gerçekten tanıyıp tanıyamayacağımızdı.