Keşfet

1: Yılan Avı Başlıyor

YILAN AVI (KİTAP OLDU)

Yılan Avı sadece bir kurgudan ibaret değildi. Bir hayatta kalma hikayesiydi.

Duyanların garipsediği, inanmadıkları, korktukları veya gerildiği olurdu. Ama orada olsalardı tek hissedecekleri duygu güç ve cesaret olurdu. Güç ve cesaret olmadıktan sonra Yılan Avı’na katılmanın hiçbir anlamı yoktu. Bu yarışmayı, daha doğrusu illüzyonu yenmek neredeyse imkânsız olsa da bir kere yenersen bir daha asla kaybetmezdin.

Şimdi sor kendine: Yılan Avı’na katılmaya cesaretin ve gücün var mı?

Yılan Avı… Bir başlangıç. Bir son. Ölmek mi istiyorsun, Yılan Avı bunun için var. Kurtuluşu arıyorum sanıyorsun, ölüme gidiyorsun. Sen onunla oyun oynarsan, o da seninle oyun oynar. Yılan Avı’nın bir yöneticisi yok, birden fazla yöneticisi var. Onların kuralları ve onların istedikleri geçerlidir.

Yılan Avı senin ne hissettiğini veya ne istediğini umursamaz, onun * yolundan çıkamazsın. Onların… Yılan Avı yöneticilerinin yolundan ayrılmayı bile deneyemezsin. Denememelisin.

Her oyunun bir kuralı vardır.

Birinci kural: Kimseye güvenme.

İkinci kural: Burası bir oyundan ibaret değil, hareketlerine dikkat et.

Üçüncü kural: Kural 1 ve 2’yi unutmamak şartıyla serbestsin.

Dördüncü kural: Ölümle burun buruna olduğunu unutmadan yarış.

Beşinci kural: Hayat güzelliklerden ibaret değildir, acıya katlan.

Yılan Avı bunları ister. Bu kuralları. Bunlar her insanın hayatının merkezine alması gereken kurallardır. Olur da buradan çıkabilirsen, kuralları unutma. İşine yarayacak. Hayat acımasız, Yılan Avı da öyle. Fazla endişelenme, mezarın hazır. Sen sadece yarış.

Yılan Avı normal bir oyun değil. Kuralların dışında oldukça güçlüdür. Bir imparatorluk bile denebilecek kadar büyüktür. Yılan Avı asalettir. Güçtür. Yenilmezdir. Kurucularına karşı gelmek cesaret isterken, sen oturmuş laf ediyorsun. Peki hiç düşündün mü bu ne demek diye. Ölüm…

Yılan Avı’nın kurallarını çiğneyen ölür. Ne kadar yaşamak için çabalasalar bile… Bu yüzden kural 3 vardır. Kural 1 ve 2’yi çiğnemeden serbestsin. Ancak bir kuralı bile çiğnersen ölürsün. Kuralları çiğnemek kolay gibi gözükür. Lakin karşılığını bilmeden hiçbir kuralı çiğnememen gerekir değil mi? Yoksa gecenin bir yarısı ölü bulunabilirsin. Dikkat et, Yılan Avı’na karşı gelmek isterken ölme! Onlar senin ölmeni istemez. Onlara çalışmanı. Onlar için kan dökmeni ve onlar için ölmeni ister.

Şah için yarışıyorsun. Şahmeran Örgütü… O yalnızca bir güç değil, varoluş biçimi. Örgütün her bir üyesi satranç taşına benzer. Belki bir vezir, piyon ya da bir kalesin. Ancak amacın her zaman şahı korumak olacak. Şah senin nerede olmanı isterse uymak zorundasın. Yılan Avı yöneticileri, Şahmeran üyeleridir. Yılan Avı’nda kazanmak senin için bir ödül gibi duruyor. Ancak gerçek öyle değil. Yılan Avı senin için ödül değil ceza gibidir. Kazanan olursan, artık sadece Şahmeran örgütü için varsındır.

İtirazı sevmezler. Ya öleceksin ya da Şahmeran örgütüne katılacaksın. Denilen gibi onlar için kan dökmek… Şahmeran için çalışmak çırak-usta ilişkisi gibidir. Şah sana öğretir sen uygularsın. Sorgulamaya bile kalkışamazsın. Çünkü Şah sorgulanmasını sevmez. Sadece onun istedikleri olmalıdır. Her sabah aynı dua ile başlarlar. Ama bu dua Tanrı’ya değil, Şah’a edilir. Her çırak bir usta tarafından seçilir, ama bu seçim şans değil cezadır. Usta seni eğitirken, seni aynı zamanda öldürür. Zihnini. Kalbini. Ruhunu.

Sen bir adım atmaya çalışırsın Yılan Avı seni iki adım geriye çeker. Onun haberi olmadan hareket dahi etmeye kalkışma. Ya onlara uyacaksın ya da öleceksin. Buraya isteyerek ya da seçilerek gelmedin! Onlar seni istedi ve seçti. Sen ne kadar istemesen bile uymak zorundasın. Aynadaki siluet başını eğdi. O an fark ettim: Bu bir yansıma değil, bir uyarıydı. Kendimden kaçamıyordum çünkü Yılan Avı beni benle öldürüyordu.

“Kuralları çiğnemedin ama sorguladın.”

“Sorgulayanlar direnir. Direnenler cezalandırılır.”

Ses içimden mi geldi yoksa aynanın içinden mi bilmiyorum.

Ama bir şeyi net biliyordum: Yarışma artık başlamıştı ve Şahmeran Örgütü ciddiydi. Sorgulamak ya da direnmek onlar için sonu ölüm ile sonuçlanan bir meraktı. Onlar bizi korkutmak için söylemiyordu. Cidden uyguluyorlardı. O an herkesin neden Yılan Avı’ndan korktuğunu anladım.

Ölmek istemiyorlardı. Adı geçtiğinde ondan bahsetmekten çekinir ve uzaklaşırlardı. Şahmeran örgütü ve Yılan Avı… İnsanların korkulu rüyasıydı. Çünkü bile isteye kimse onları seçmezdi. Akıl hastaları bile! Onlar zorla seçildiler. İstemeden… Bir sabah kendini zincirle bağlanmış bir şekilde sandalyede uyanırsın. O sabah senin kâbusun olacak. Yalvaracaksın. Kurtulmak isteyeceksin. Ama ya hayatın burada sona erecek ya da işkenceler içinde yaşayacaksın.

O andan itibaren sana kurallar öğretilecek. Öğrenmediğin her gün acı çekeceksin. Vücudun kanlar içinde kalacak. Ancak sen kuralları öğrenmeden bırakmayacaklar. Kurallar bittiğinde yenileri başlar. Sana Şahmeran örgütünü öğretirler. Ama bilgi burada bir lütuf değildir. Öğrendiğin her yeni şey, seni öldürmeye yaklaştırır.

İlk gün vücudumda 17 farklı kesik vardı. İkinci gün… sadece gözlerim açık kaldı. Üçüncü gün benliğimi yaktılar. “Artık sen yoksun.” dedi eğitmen. “Sen sadece bir Av ’sın. Ve bu, henüz başlangıç.” her emir geldiğinde içimdeki bir parça daha sustu. Uyandığımda sadece işkenceden korkmuyordum. Ya gerçekten bir Av ’a dönüşürsem?

Geceleri uyanık kalmaya başladım. Gözlerimi kapatmak, onların görüntülerini çağrıştırıyordu. Duvarlarda sembolün yankısı vardı: ‘Y’, ‘A’ ve kesik bir ‘Ş’ Eğitmen bu sembolü “Şah’ın Gözü” olarak tanımladı. “O seni izliyor,” dedi. “Ve ona karşı ihanetini biliyor.”

Eğitmenin bu sözüne bir anlam veremedim. Kime karşı ihanetim olabilirdi ki? Kime ya da kimlere ihanet etmiş olabilirdim? Başım bir anda daha önce hiç olmadığı kadar ağrımaya, kulaklarım ise kanayacak kadar çınlamaya başladı. Durmasını istiyordum. Ancak her seferinde daha çok ağrıyordu.

Acıdan gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. Ama o an çınlamalar ve ağrı durdu. Tanıdık ama bir o kadar da uzak bir fısıltı… nefes alışı kulaklarıma dolarken o sesi duydum.

“İhanet affedilmez Kılıç. Biz sana ihanet ettik mi, sen bize ihanet ediyorsun? Umarım ihanetin bedelini unutmamışsındır…” Dedi.

Ses gitgide uzaklaşırken, aklımda tek soru vardı. Bunlar kimdi. Ben kimlere ihanet etmiştim. Eğitmenin bahsettiği kişi Şah’a mı ihanet etmiştim? Kulağıma fısıldayan kişi Şah mıydı, başka biri mi? Bunu mu istiyorlardı. Aklımla oynayıp Av ’a dönüşmemi. Ruhumu öldürmeyi. Kim olduğumu unutmamı mı? Bunları mı istiyorlardı. Eğer öyleyse istediklerini hiçbir zaman alamayacaklardı.

Ben Av olamayacaktım. Ama fark etmeden Av olursam… Hayır ben Av olmayacaktım. Onlara istediğini vermeyeceğim. Ne zihnimi nede benliğimi öldürebilecekler. İstediklerini alamayacaklar. Ben onların istediği kişiye dönüşmeyeceğim. Dönüşmemeliyim. Ama olmazsam da öleceğim. Öldürecekler beni… Yılan Avı acımıyor. Korkmuyor. Affetmiyor. İlk kuralı bile kimseye güvenme iken burada nasıl hayatta kalacaktım.

Bunu düşünmemeliydim. Sorgulayanlar ölürdü. Ben ölmek istemiyordum. Ama o ses yine geldi. Hayır daha farklı bir sese benziyordu. Daha kalın, daha ürpertici bir sesti. Vücudum kenetlenmişti. Hareket bile edemezken o ses anlamsız şeyler fısıldamaya başladı. Yabancı bir dil gibi değildi.

Gözlerim bir anlığına o sesin olduğu yere doğru kaydı. Bir karadelik kadar siyah bir gölge… O an ses kesildi bana bakıyor gibi hissediyordum. Gölgeye bakarken ses yine başladı. Bu sefer anladığım dildeydi. Ancak uyumsuz kelimelerdi. Artık birden fazla ses duymaya başlamıştım. Her taraftan başka bir ses geliyordu. Hepsi aynı uyumsuz kelimeleri söylese bile bunu neden yaptıklarına bir türlü anlam veremiyordum.

Aklımla mı oynamaya çalışıyorlardı. Öyleyse çoktan durmuş olmalılardı. Bir Av olmamıştım ama yavaş yavaş Av’a dönüşüyordum. Bundan nefret ediyordum. Av olmayı istemiyordum. Özellikle anlamsız kelimeler söyleyen seslerin arasında… Seslerin geldiği her bir tarafta yine o gölgeler vardı.

Sanırım aklımı kaçırmıştım. Karşımda Şah’a benzeyen bir gölge vardı. Evet cidden Şah’a benziyordu. Eğitmenin bana

Yorumlar

  • Mustafa Mete Bulut: aşırı güzel olmuş çok güzel bir dil ile yazılmış başarılarının devamını dilerim👏🔥