Keşfet

2:Fırtınanın Gölgesinde

YILAN AVI (KİTAP OLDU)

Neden bana bunları gösteriyorsun? Eğer benimle oynamaya çalışıyorsan dikkatli ol.

Bende seninle oynarım. Sen benimle oynuyorum sanarsın. Ama asıl kuklacı benimdir Pars Bey. Burada öğrendiklerimi küçümsemeye falan da kalkma! Burada senden daha çok bilgiliyiz. Evet dışarısı hakkında bir bilgim yok.

Ancak burası hakkında en çok bilgi sahibi olan benim dışarıda sen benimle oynarsın. İçeride ise ben… Adım gibiydim ben. Bir Kılıç gibiydim. Bir kılıç kadar keskindim. Bir Kılıç kadar cesaretliydim. Bir kılıç kadar cesurdum. Korkusuzdum. Sonuçlar beni pes ettirmezdi.

Sadece önüme bakardım. Arkamdan istedikleri kadar konuşabilirlerdi. Ne de olsa onların yamadıklarını yapmıştım. Ben eski örgüt üyesi Serdar Yılmaz. Kod adım Kılıç. Lakabım Büyük Şahin.

Bir şahin kadar keskin gözlere sahiptim. Kimse benim bölgemdeyken kaçamazdı. Özellikle Pars, ben buraya ilk kez gelmediğimi söylemek isterim. Buraya yeni değil. Yeniden geldim. O an zihnim birdenbire çözülmeye başladı. Eski benliğimi hatırlıyordum.

Evet cidden ben bir zamanlar buranın sahibiydim. Şimdi ne kadar mahkûmu olsam da ve Pars, kimliğin açığa çıktı. Artık senin kim olduğunu biliyorum ve artık sende benim kuklamsın.

Burası sadece bir eğitim merkezi değildi. Bir kırılma noktasıydı. Kendini etki altında sanarsın. Ancak etki altında olan onlardır. Sen ise bir yıldız gibi parlayansın. Sen onları yönetecek kişisin.

Sen Şahinlerin kurucususun Kılıç. Hatırla bunları. Hepsini hatırla ve hatırlat. Kim olduğunu unutturmak yok. Hepsi sana itaat edecek. En başta Pars ve diğerleri… Benim kim olduğumu unutturdunuz.

Ama sizin de unuttuğunuz bir şey var. Unuttuğun şeyleri elbet bir gün tekrar hatırlarsın. Ben burada kimliğimi ve kim olduğumu unuttum. Ama dedim ya herkes bir gün kaybettiği şeyi hatırlar. Ben de hatırladım.

Ben Şahmeran örgütünün yardımcı kurucusuydum. Ben kendi örgütümün, Şahinler’in kurucusuydum. Şahmeran’a bile diz çöktürecek güçteyken neden kendimi buna yoruyordum ki?

Eğitmenin Yılan Avı hakkında anlattıkları tamamen yalandı. Çünkü o oyunlara ben karar vermiştim. Adının hakkını alması gerekiyordu. Bende öyle yaptım. İnsanlar dönüp Yılan Avı’na baktığında başta çok masum durduğunu söyleyecek ama içine girdiğinde ise bir daha çıkamayacağı türden oyunlar belirlemiştim.

Ben Yılan Avı’na bu yüzden katılmamıştım. Oyunları ben yaptığım için… Çıkış yöntemlerini ve bütün gizli hilelerini bildiğim içindi. Beni burada sadece oyalamak istedikleri için getirmişlerdi.

Zihnimi daha çok manipüle etmek istedikleri içindi. Sanki burada zorla seçilmişim gibi göstermek içindi. Ama asıl amaçları beni burada mahkûm etmekti. Oyunlara katılmamı istemedikleri için.

Onlar benim örgüte yapabileceklerimi gördüğü için tutsak etmişlerdi. Ben buraya bilerek hapis edilmiştim. Eğer zihnim manipüle edilmeseydi. İşte o zaman Pars ve örgüt üyeleri tamamen yok olurdu. Eğitim merkezindekiler ise esirim…

Tekrar söylüyorum. Ben Şahinlerin kurucusu Serdar Yılmaz. Bu örgütü size bırakmayacağım. Artık zihnim ve hafızam çözüldüğüne göre… açıklanmayan hiçbir sır kalmayacak. Herkes örgütün ve Pars’ın kim olduğunu öğrenecek.

Bunları açıkladıktan sonra sadece bana itaat edecekler. Şah artık olmayacak. Şah’ta Pars ile beraber yok olacak. Onları öldürmeyeceğim.

Onlar bana kendilerini öldürmem için yalvaracak. Ama ben onları her defasında yaşatacağım. Zihinleri manipüle olana kadar durmayacağım. Hayat onlar için ölüm anlamına gelecek! Şahinler her zaman kazanacak. Şahmeran ise bir isim olarak kalacak.

Şahmeran beni zirveye taşımak için güç olarak kalacak. Ben ve Şahinler ise yönetimi ele alacağız. Burası bizim bölgemiz. Ben bunları düşünürken Pars ise önümde garipsemiş bir şekilde bana bakıyordu. Kara hayvanı gökyüzünden ne anlar ki?

Şah… Pars ve örgüt üyeleri… biz Şahin’leri hiçbir zaman anlamadınız. Siz yer yüzü ile sınırlıydınız. Ama biz hem karayı hem de gökyüzünü biliyoruz. Size karşı her zaman öndeydik.

Her türlü hileyi biliriz. Kurallar bizim için önemsizdi. İstersem şu an Pars’ı avlayabilirdim. Ama biz sizin gibi değiliz. Önceden plan kurup sonra saldırmayız. Biz saldırıya geçeriz. Plan ise bize uyar. Aklımı yitirmiştim. Sonradan gelen zihnim beni ileri düşünmeye zorluyordu.

İstesem şu an Pars’ın kimliğini yüzüne karşı söylerdim. Ancak dediğim gibi… Pars’ın etkisi buydu. Karşında o varken ağzını bıçak açamazdın.

O konuşurdu. Sen dinlerdin. Avına kaçacak hamle bırakmadan saldırıya geçerdi. Hazırlıksız yakalanan Av ise saniyeler içinde yakalanırdı. Şahinler bile… Öğrenmek için bazen yenilmek, kaybetmek gerekirdi.

Şahinlerin hırsı yüzünden bundan dolayı çoğu zamana kara hayvanlarına karşı kaybetmiştir. Biz şahinler kara hayvanlarına karşı kaybettik. Ama dersimizi çok iyi aldık.

Nerede ve nasıl şekilde vuracağımızı çok iyi biliriz. Siz tam saldıracakken kaçarız. Ancak bu gerçek bir kaçma değildir. Saldırıya hazırlık için kaçar hazır olduğumuzda ise vurarız. Şahinleri hafife alınacak hayvanlar değildir.

Eğer bir Şahin’i hafife alıyorsan aptallık ediyorsun demektir. Biz sizin gibi planlı hareket etmeyiz. Anında karar veririz. Plansız hareket etmemiz dikkatli olmadığımız anlamına gelmiyor.

Keskin gözlere sahip bir Şahin, nokta atışı yapar. Bu da onu iyi bir avcı yapmaktadır. Biz Şahin’ler buyuz. Gözlerimiz kapalı bile olsa tam isabet olacak şekilde vururuz. Siz ise sadece izlersiniz.

Gökyüzüne bakmak nasıl hissettirir bilmem ama yukarıdan sizi izlemek hoşuma gidiyor. Bir Şahin evine asla boş dönmez. Dönemez de… Bir Şahin için tek bir Av bile önemlidir. Çünkü bu Av’lar bizi biraz daha yukarı çıkmamızı sağlar.

Her Av bir gelişimdir. Her kaybediş ise bir öğrenimdir. Av bizim için çok şey ifade eder. Kara hayvanları ne kadar yeryüzüne hükmediyor olsalar bile kanadı olmayan her hayvan bir gün ölür.

Sonuçta bir ağaca çıkarsın evet ama o dal kırılırsa kim seni kurtaracak? Kanatların mı, yoksa kanat oda kurtulabilir misin? Biz avcılar sizin gibi kara hayvanlarıyla işimiz olmaz.

Biz aşağıya bakanlardan değil. Yukarıya bakıp hedefe doğru ilerleyenlerdeniz. Biz ne pahasına olursa olsun hedeflerimiz için her şeyi yaparız. İstersek canımızı bile ortaya koyarız. Bilmem anlatabildim mi çünkü Pars Bey, biz Şahinler size benzemeyiz.

Biz ne Şahmeran gibi sadece bir mitolojiden ibaretiz. Ne de kara hayvanları gibi yeryüzünde dolaşırız. Biz göklere doğru çıkan ve onun için ne olursa olsun yapacak kişileriz.

Biz Şahin’iz. Pars hala şaşkındı. İçimden geçenleri bir türü anlayamamıştı çünkü. Ama pekte merak edeceği konular da değildi zaten. Umursamaz diye düşünüyorum.  Ancak Pars düşündüklerim hakkında gayet meraklı ve şaşırmış gibi bakıyordu. En sonunda ikimizi düşüncelerimizden sıyırıp atmamızı sağlayan o şey oldu. Pars ağzını açtı.

“Bakıyorum da kendi geçmişini hatırlamış gibisin. Ne oldu o Şahin’lere yoksa bir yere çakılı mı kaldı.”

“Kara hayvanı gökyüzünden ne anlar ki Pars? Bizim gibilere aşağıdan bakmak nasıl hissettiriyor. Yukarıdan bakınca çok komik oluyorsunuz da!”

“Pek ümitlenme siz de pek iyi değilsiniz. Anca gökyüzünü hükmediyorum sanarsınız.” Pars bu cümleleriyle duygularımı yerle bir etmişti.

Ona karşı pek ümitli değildim. Zaten kötü bir yanıt alacağımı bile bile neden bu kadar sinirlenmiştim ki. Şahin’lerin en iyisi olduğunu düşündüğümden mi, yoksa kafamda bunları fazla büyüttüğüm için miydi bu sinirim?

Derin bir nefes aldım. Sinirimi yatıştırmak istiyordum ama bunu yapacak hiçbir şey yoktu. Sinirimi nasıl atabilirdim ki? Pars’ın cümleleri ruhumda yankılandı. İçimdeki hiddet dalgalanarak büyüdü, ama tam o an, zihnimde buz gibi bir soğukluk yayıldı.

“Bekle…” dedim içimden. “Bu onun istediği.”

Başımı hafifçe eğdim. Omuzlarımı düşürdüm. Sanki teslim olmuş gibi bir halim vardı. Pars zaferin tadını çıkarırcasına geriye yaslandı. Dudaklarındaki alaycı gülümseme, yılanın dilinden çıkan tıslama kadar rahatsız ediciydi.

“Demek sonunda diz çöktün,” dedi. Sesinde zaferin o bulanık, şişkin tınısı vardı.

Gözlerimi ağır ağır kaldırdım, tam gözlerinin içine baktım.

“Sen… kendini zaferinle avut,” dedim alçak bir tonla. “Ama unutma… gölgesine