5:Kanlı Satranç
Dakikalar geçmek bilmiyordu. Pars içimde “Görmüyor musun? O sensiz daha mutlu, gör artık bunu…” diyordu. Hayır. Bu gerçek değil. O benim yanımda daha iyiydi. Uçaktayken bile herkese gülümsüyor, neşeyle konuşuyordu. Hayır. Gülmemeli. Kimse onun bu şekildeki sesini duymasın. Yüzünü kimse görmesin. Ondan kimse haberdar olmasın. Sadece benim olsun. Benimle yaşasın.
Ama başka kimseye gitmesin. Şu an ise bir kafede kitabını okuyor ve 5. kahvesini içiyordu. Arada bir yanında oturan bir adamla göz göze geliyor lakin sonrasında kitaplarını okumaya geri dönüyorlardı. Bu hoşuma gitmemişti. Sadece oturup kitabını okumalıydı.
Kimseyle iletişime girmemeliydi. Her şey onun iyi olması içindi. Bunu görmüyor muydu? Belki de benden nefret ediyordu… Hayır. Öyle bir şey yok. Şah benden nefret etmez ki. Öyle durmuyor. Bir ara durup garsonu çağırdı. Sanırım yeni bir kahve alacaktı.
Yeni aldığı kahve ile beraber 6. kahvesi olacaktı. Bu kadarı zararlı değil miydi? Fazla kafein kalbe zarar verirdi. Hızlıca oturduğum yerden kalkıp kapüşonumu açtım. Şah’ın yanına doğru ilerlerken, o ise hiçbir şey olmamış gibi kahvesini içiyordu.
Hiçbir şey olmamış gibi mi. Burada sence hiçbir şey olmamışlık bir olay mı vardı? Ne zaman anlayacaktı. Benden kaçamazdı. Bunun cezasını ağır bir şekilde ödeyecekti. Kılıç’la konuşurken yanıma gelmesinin sebebini bilmiyor muyum sanıyordu?
Hayır biliyordum. Verdiği sahte belgelere kadar hepsini biliyordum. Sadece bilerek o belgeleri imzalıyordum. Belgelerin sahte olmadığını sanmamı bekliyordu. Bende öyle yapıyordum. Ama bu belgelerin sahte olduğu o kadar belliydi ki.
Her şey ortadaydı. Açık ve net olan bir şeye kanıp onunla sonsuz döngü içinde bir oyun oynama zevki bana aitti. Herkes sahtekarlık yapardı ama bununda bir adabı bir edebi olmalıydı. Olduğun şeyde en iyisi olmalısın. Sahtekarlık yapıp dosyaları sahteleri ile değiştirirken bile…
Onun için her şey bu kadar kolay olmamalıydı. Acı çekmesi gerekiyordu. Canı için endişe etmesi gerekliydi. Panik yapıp kendi planının içinde kördüğüm oluşturmalıydı. Neden bu kadar sakin ve mutlusun. Olmaman gerekiyor. Ben burada acı içinde zar zor dururken senin mutlu olmaman gerekiyordu.
Göremiyor muydun? Beni bu kadar hafife alamazdın. Pars içindeki öfkeyi kusmak için hazırda beklerken yeri titreten bir sertlikle adım atarak onun yanına ulaştım. Omzuna dokunup onu bekledim. Birkaç saniye içerisinde baktı. Gözleri bir anda açıldı.
Sanırım beni burada da gördüğü için şaşırmış olmalıydı. Ya da korktuğu için… Bilemiyorum. Pars, herhangi bir sözde patlamak için hazırda bekliyordu. Onun korkusu yüzümde hafif bir tebessüme sebep oldu. Bu korkuya saatlerce kahkahalarla gülebilirdim.
Gözlerinin içine doğru baktım.
“Sanırım burada da karşılaştık. Ne tesadüf…” dedim.
Sözümle beraber dili tutulmuş gibi korkarak bana bakıyordu. Seni bu kadar korkutacak ne yaptım. Birkaç dakika sonra gözleri korkudan çok artık öfke doluydu. Benden bu kadar mı nefret ediyordu. Hayır. Şah benden nefret etmez.
Bana öfke duymaz. Duyamaz. Bana böyle bir şey yapması onun sonu olurdu. Gözleri görmez. Kulakları duymaz. Kolları hareket etmez olurdu. Ölümden bile beter olurdu. Artık bir satranç tahtasının ortasındaydık. Bize karşı gelen artık yaşayamayacaktı.
Kimse onlara bu izni vermedi. Veremezdi! Benim haberim olmadan kimse hareket dahi edemezdi. Piyonları öne sürmeden bir kale ya da vezir olarak ilerleyemezdi.
Onlar bu hatayı yaptığı anda öleceklerini iyi biliyorlardı. O yüzden onlardan önce piyonları sürüklememiz gerekiyordu. En başta Şah. O hiçbir zaman adı gibi şah olmadı. Çünkü en önemliler her zaman en arkada olurdu. Şah gibi en önde durarak piyonluğu yapmazlardı.
Piyonlar korkaktı. Güçsüzdü. Karar alamazdı. Zihinlerine ani gelen motivasyonlar kendini üstün görerek kale ve veziri ele geçirmek isterdi. Ama nafile. Piyonlar sadece yem için kullanılıyordu.
Onların biz ve örgüte karşı hiçbir şansı yoktu. Ne kadar aralarında önceden ve hala örgütte olan kişilerde olsa onlar bir piyondu. Yardımımız için bize yalvaracaksan başka kapıya gitmeliydin. Biz senin düşündüğün kadar merhametli ve şefkatli değiliz.
Adımızı bir kere duyan bir daha anmak istemezdi. Korkulan kişiyiz. Adı anılmak istenmeyen. Konuşmaktan kaçınılan. Bundan zevk alan biriyiz. Kendini her gerildiğini hissettiğin anda, her sanki tek değilmişsin gibi düşündüğünde aynaya dön bak.
Arkanda Yılan Avı ve Şahmeran örgütüne dair izler göreceksin. Onları gördüğün andan beri aklından bir daha silinmeyecek. Delirdim sanacaksın ama daha tam delirmemiş olacaksın… Aklından çıkmayan onlarca düşünce arasında bir tek Yılan Avı’nı göreceksin.
Yılan Avı bütün düşünlerden seni sıyırıp tek kendine odaklanmanı sağlayacak. Bu düşünce seni daha çok bozacak. Yılan Avı ve Şahmeran örgütünü içeren düşüncelerin yerine önceki düşüncelerini daha çok istemeye başlayacaksın.
Hayat bundan sonra sana bir güzellik sunmayacak. Bundan sonra sadece bize çalışacaksın. Bizim için yatıp kalkacak. Bize dua edeceksin. Şimdilik senin peşinde değiliz. Ama olduğumuz zaman kaçacak hiçbir yerin bile kalmayacak.
Zaman akıp geçiyor. Biz gelene kadar ki hayatını güzel şeylere ayır. Ölüm sana gelmedikçe sen ölüme gitme. Bu seni bir Av yapar. Av olman bizim için sadece bir kötülükten ibarettir. O seni çürütür. Kötülüğe sürükler. Zaman algını yitirir.
Ama biz bunu istemiyoruz. Zaman algın bizimle olsun. Geçirdiğin her dakikaya lanet oku isteriz. Dünyanın sonuna kadar da gitsen bile yine seni bulacağımıza adın gibi emin olmalısın. Dünya bir son değil. Biz Dünya ile sınırlı kalmayız.
Hangi gezegene gidersen git, yine seni bulacağız. Ölüm bile bizi durduramayacak. Nerde olduğunun bir önemi kalmayacak. Tek düşüneceğin şey biz olacağız. Her an kendince endişe ve korku yaşayacaksın. Ama bunların hiçbiri gerçek olmayacak.
Bu bizim sana karşı önden verdiğimiz bir hediye olarak kalacak. Ama bu hediye tek biri olarak kalmayacak. Bundan sonra birkaç hediye daha alacaksın. Belki korkacaksın. Belki de tedirgin olacaksın. Ya da polisi aramaya kalkacaksın.
Ama arayamazsın. Sen polislere ulaşmaya çalışırken aslında bize geleceksin. Konuştuğun kişiyi yardım ekibi sanacaksın. Yardım için adresini verecek ve gelmelerini bekleyeceksin. Bizi bulup yakalanmalarını isteyeceksin. Ama düşündüğün gibi olmayacak.
Ancak gelen kişiler yardım ekibi olmayacak. Senin ecelini almaya gelen kişiler olacak. Onlara yalvaracaksın. Kaçmaya çalışacaksın. Lakin başarısız olacaksın. Sana neden başarısız olacağını söyleyeyim mi? Çünkü her yer kapalı…
Açık olan ne bir pencere ne de bir kapı. Hepsini kilitledin. Kendine karşı kaçış şansını düşürdün. Kilidi açacak vaktin olmayacak. Çünkü anahtarlarının yerini bilmiyorsun. Bilemeyeceksin. Onlar artık yok. O anahtar senin son kaçış şansındı.
Ama sen onu yaktın. Kül olana kadar yaktın ki kimse ulaşamasın. Ama şimdi o küllerin içinden anahtarı bulmaya çalışıyorsun. Nafile… O anahtar hiçbir zaman olamayacak. Artık zamanın doldu. Burada geçirdiğin bütün zamanı bitirdin ve tek suçun sana gelen o çiçeği almaktı.
Tek bir çiçeğe kanacak kadar aptaldın. Birinin sana karşı hisler beslediğini mi düşünüyorsun. Senin için üzgün değilim. Ama söylemek isterim. Kimse sana karşı bir his beslemiyor.
Görünen yüz ile gerçek yüz ile onlarca fark var. Bu çiçek sadece sana karşı bir his besliyormuş gibi göstermek içindi. Bunu anlamayacak kadar aptalsın. Her sözcük gerçek değildir. Bu evrende gerçek olan tek şey ölümdü. Ölüm bu evren ve hayatın bir gerçeğiydi.
Gözünü ilk açtığında gördüğün şey hayat olmuştu. Sonra ise iki kişiyle tanıştın. Onlara anne ve baba dedin. Önce sevdiler sonra ilgi gösterdiler. Ama büyüdükten sonrasını hiç düşündün mü? Aynı şekilde ne kadar ilgi gösterdiler sana.
Aynı şekilde ne kadar sevdiler seni. Aynı tavırlara ne kadar devam ettiler. Büyüdüğün için sevgiyi eskisi kadar göstermiyorlar sandın. Yalan. Gerçekten seven biri seni ne kadar zaman geçerse geçsin hala sevmeye devam eder. Peki seni hala aynı şekilde sevmeye devam ettiler mi?
Bir süre sonra o sevgi ve ilgiyi bıraktılar. Bu haya