7:Ölümün Kıyısında
Her ölüm bir başlangıçtır ve her başlangıç bir ölümdür. Bu ölümler fiziksel olmasına bile gerek yoktu. Ruhunu öldürdüğün herkes aslında fiziksel olarak da ölmüştür. Dünya son kez yanacaktı. İnsanlar kanlar içinde yatarken kendini düşünen tek kişi ben olacağım.
“…Çünkü benden önemli biri yoktu. Olamazdı da… Bu evren sadece benim ve bana itaat etmek için doğanlara güzeldi. Bu evren bana itaat edilmesi için oluşmuştu. Bu zamana kadar bana edilen en güzel hediye buydu. İtaat edilmek ve emirlerimin tek söyleyişte uygulanmasıydı.
Sanki her şey yerli yerinde gidiyordu. Sanki demeye gerek yoktu. Zaten öyleydi. Burası bizim için vardı. Ne kadar çabalarsan çabala itirazların bir işe yaramayacak. Evren seni değil bizi duyacak. Ardından ise itirazını ceza ile sonuçlandıracaktır.
Bu karar seni içinden çıkılmaz bir dehşete düşürecektir. Ardından. O gelecek. Ruhunu senden yavaşça çekecek. Nefes hissini kaybedeceksin. Artık. Kendi aldığın nefesi duyamayacaksın ve en sonunda bizimle olacaksın.
Ölülerin yaşamında. Burası sandığın gibi bir yer değil. Biz ve bizim gibiler hayatına son verecek.
Göz bebeklerinden yansıyan adı konulmayan hisler seni yavaşça yok edecek…
En sonunda ise tamamen yok olacaksın. Burası bir kurtuluş değildi çünkü buradan kurtuluş yoktu. Kemiklerin eriyip yok olana kadar burada olacaksın. Acıyı her zerrene kadar hissedeceksin. Dünyanın sana dar geldiğini, nefesinin sana yetmediğini düşüneceksin. …
Yetersiz olduğunu düşüneceksin. Başarısız olduğunu düşüneceksin. Akli dengen yerinde olmayacak. Belki kendini yerlere vuracaksın. Ama durmayacak. Her adımın sana karşı bir zindan olacak. Geceleri uykusuz kalacaksın. Gördüğün şeyler gerçek olmayacak.
Tam o anda bizim olacaksın. Kontrolü tamamen bırakmış biri olacaksın. Gece ve gündüzü ayırt edemeyeceksin. Dünya artık senin için olmayacak. Sadece dümdüz pas ve kül kokusu olan bir tavana bakarak yaşamına devam edeceksin.
Son dakikaların olacak. Güzelce geçireceğin son dakikalar her zaman hayatını kurtaracak olan o birkaç son dakikadır. Burada ne kadar yaşayacağının bir garantisi yoktur. Kimi 5 dakika bile yaşayamazken kimi 95 yıl yaşar. Kimse sana neden bu kadar zamandır yaşıyorsun demez.
Diyemez. Kimsenin sana karşı bir nefret sözü olmasın. Sen önce kendi değerini bil. Hayatını sana zindan eden tek kişi her zaman sensindir. Bunun başka açıklaması yok. Olmazda. Dünyayı iste yakayım. Cehenneme çevireyim ama sakın kendini suçlamaya kalkışma.
Burası senin hem evin olacak hem de ölümün. Sadece itaat her şeyden önce gelecek. Bunu kabul ettiğin an güvende olacaksın. Huzur ya da mutluluktan bahsedemem ama güvenli ve güzel bir hayatın olacaktır.” diyen Fırtına sözlerinden sonra birkaç saniye sessiz kaldı.
Ama bu sessizlik o kadar gürültülüydü ki kulaklarım çınlıyordu. Ardından masada duran tabancayı eline alıp içine tek bir mermi yerleştirip mekanizmayı çevirdi. O anda itibaren çıkışımız olmamak üzere bir kapının ardında duruyorduk.
Burada iki kişiydik. Ancak saniyeler sonrasında burada bir kişi hayatının son gününü yaşamış olacaktı. Gözler görmez. Kulaklar duymaz. Hafıza bilmez olurdu. Tabancayı kaldırdı. Elini yavaşça tetiğe götürdü. Kulaklarda duyulacak olan o sesi beklerdim.
Olmadı. Silah onda patlamadı, onun yerine başka bir ses geldi. Silah tık etti. Boştu. Fırtına sevinirken yüzümde tek bir ifade vardı. Endişe. O silah bende patlayabilirdi. Varlığından bile şüphe ettiğim duygularım neden şimdi gelmek zorundaydı.
Ansızın gelen duygulardan nefret ederdim. Yapacak bir şey yoktu. Fırtına elindeki tabancayı bıraktıktan sonra ben aldım. Silahı doğrultup yavaşça tetiğe baskı uyguladım. Uygulanan her bir baskı sona doğru götüren bir yoldu. Dönüş olamayacaktı.
Boğuluyordum. Düşünceler içinde… Endişe içinde… Birazda olsa korku içinde boğuluyordum. Son kez tetiğe bastım. Son baskı biraz sert olacaktı ki gelen ses sadece birkaç saniye sürdü, ama hepimize ne anlatmak istediğini belirtti.
Tık. Boştu. Bu sefer sevinme sırası bendeydi. Fırtına’nın yüzünde az önce oluşan sevinç artık yoktu. Tam tersiydi. Artık korkuyla karışık sinir belli oluyordu. Sinirle masaya bıraktığım silahı alıp bana doğru baktı ve hiç düşünmeden tetiğe bastı.
Tık. Boştu. Son 3… 3 boşluktan biri doluydu ve bana gelmesi an meselesiydi. Belki de şu an anında çekip gitmeliydim. Olmadı. Bunu gururuma yediremezdim. Ya yapacaktım ya da ölecektim.
Artık kaçış yoktu. Yavaşça az önce tereddüt ettiğim tabancayı aldım. Düşünmeme bile gerek olmadı. Anında tetiğe bastım ve ölümümü bekledim. Birkaç saniye geçmişti ama hala bir şey değişmemişti.
Gözlerimi açtım. Fırtına’ya bakarken hafifçe sırıttım. Artık kazanan her halükârda belliydi.
Masaya bıraktığım tabanca artık hiçbir şey ifade etmiyordu. Bugün burada biri bir daha dönmemek üzere ayrıldı. Geri gelmeyecekti. İntikamı alınmayacaktı. Arkasından yas tutulmayacaktı. Üzülmeyeceklerdi.
Burada duygulara yer yoktu. Varlığından bile haberdar olamazdın. Duygular seni yanlış yere götürürdü. Eğer içinde tek bir duygu bile hissediyorsan onu yok et. Yoksa o duygu seni yok edecek.
Seni bir sarmaşık gibi içine çekip çürütecektir. Kendinde bu kadar fazla emin olmamalısın. Buda seni duygulara sürükler. Duygu hissetmeyeceğin şeyler yap. Bomboş değil duygusuz ol. Kimsenin sana hislere kaptırmasına izin verme.
Ölüm anında bile hiçbir şey hissetmemelisin. Burada uykunda ölmezsin. Kaza sonucu ölmezsin. Yöneticilerin isteği üzerine ölürsün. İşkence ve acı içinde ölürsün. Belki asılarak ölürsün. Belki de…
Makineler bağlısındır. Akciğer ile karaciğerin yerlerini değiştirmişlerdir. Oksijen giderek azalıyordur. Hayatta kalman gerekmektedir ama yapamazsın. Son nefesini verirsin. Gözlerin kapanmaz.
Aksine açık kalır ve kapatmaya kimse gelmez. Sadece seni alıp ormanın en derinlerine götürürler. Günlerce öyle kalırsın. Bedenin yavaşça çürür. Derin erir. Kemiklerin ortaya çıkar. Belki bedenin çürürken birkaç organında beraberinde patlar.
Toprağa karışıp bir bütün olursun. Varlığın bilinmez. Kim olduğun bilinmez. Kim olduğun bile bilinmemektedir. Adın unutulup gidecek. Sadece yaptıkların ile hatırlanacaksın. Bu yüzden sana en başında sana kural 2 söylendi.
Kural 2: Burası bir oyundan ibaret değil hareketlerine dikkat et.
Ne yaptığın ve ne yapacağını biliyoruz.
Görürüz. Duyarız. Hissederiz. Senin haberleri olmaz, diye yaptığın her harekete dönüp yeniden bak. Görmüyor musun? Onlar aslında bizim sana belirlediğimiz hareketlerdi. Bizim bildiklerimiz dışında hiçbir şey yapamıyorsun.
Sen bir kuklasın. Biz ise kuklacıyız. İstersen inkâr et. Gerçek değişmeyecektir. Yaptığın ve bundan sonra yapacağın şeyler hiçbir işe yaramaz. En sonunda gelip yine bize sığınacaksın. Gelip bizden yardım isteyeceksin. Tek bir yardım bile yapılmayınca yalvaracaksın. Sürüneceksin.
İnkâr etmeseydim bunlar olmazdı, diyeceksin. Yerlere kapanacaksın. İsteklerimiz dışına çıkmamaya yemin edeceksin. Şahmeran’a karşı yeminini tekrarlayacaksın. Şah’a tekrar dua edeceksin.
Gece gündüz durmadan ettiğin dualar ile çözüm arayacaksın. Bir süre karşılık gelmeyecek. Belki aylar sürecek. Belki de yıllar. Karşılığını bulana kadar dua ve yalvarışlara devam et.
Çözüm yolu ara. Bunları yaparken sakın bomboş durup sadece bunları yapma. Kendini oyala. Yaz. Çiz. Karala. Çözüm bunları yaparken gelecek. Hayatını sadece bunlara adayana değil. Seni bunlara zorlayan ile aynı yolda yürümemelisin.
Sınırların ihlal edildiği anda terk et. Hayatını ele geçirmek isteyenle değil. Onu birlikte inşa etmek isteyen ile aynı yolda yürümelisin.