Keşfet

9:Kurban Mı Avcı Mı?

YILAN AVI (KİTAP OLDU)

Kimdik biz. Kurban mı avcı mı? Tek çekimde bitirilmesi gereken film sahnesinde oynadığımız ölümcül bir oyunun içinde miydik? Bir kere çekebilecektik. Bu sahne herkesi etkiliyor olabilirdi.

Peki oyuncuları ne olacaktı. Bütün zamanını buna ayırıp birkaç şey kazanmak uğruna yaptıkları. Senaryo hazırdı. Bırak onlar yerine başkası oynasın. Kabul etmezler. O tehlikeyi önce kendileri hissedecek ardından ise hissettirecek.

Derin sularda yüzüp gerekirse boğulacak ama önce kendisi hazır olup olmadığını bilecek. Kuralların işleyişi böyledir. Tehlikeyi bilmek için görmek gerekir. Sadece hisler bir işe yaramaz. Gece ve gündüzünü buna adaman gereklidir.

Hayatın boyunca karşına çıkan tüm tehlike ve engelleri aşman için.

Önceki günden daha iyi olman için. Duygusuz bir lider olman için. En iyi şekilde yönetim için zamanını harcayacaksın. Ulaştığın her bir yükseklik için sorumluluğun artacak. Artan her sorumluluk güce işarettir.

Güç artar. Sorumluluk yükselir. Acılar katlanır. Her defasında tekrar dirilip ölürsün. Tekrar boğulur ama yine de okyanuslarda yüzersin. Planların en ince ayrıntıya kadar hesaplanır. Yollar ne olacağını bilerek açılır.

Göz görmeyen sisler kalkıp şeffaflaşır. Sırlar açığa çıkar. Kaybedilenler bulunur. Zaman daha yavaş akmaya başlar. Endişe ve korkular artar. İtaatkarlar isyana başlar. Başlarda bende bir itaatkardım.

Sonradan anladım ki bir itaatkâr olmak pek sevilmez. Özgürlüğün kısıtlanır. Zamanın elinden alınır. Yapmak istemediğin şeylere zorlanırsın. Karşı gelirsen katlanarak artan bir acı çekmeye mahkumsun.

Durdurulması imkansızdı. İmkânsız diyorum çünkü daha önce durdurmaya kalkan herkes öldürülmüş. Bunun suçlusu bulunamıyordu. Kimliği ortaya çıkanlar ise kendisini öldürüyordu. Bilinmek ve görülmek istemiyorlardı.

Herkesten uzakta soyutlanmış bir şekilde kendilerini yok ediyorlardı. Bir hayalet gibiydiler. Bizim onları görmeyip onların bizi gördüğü kişilerdi. Ortaya çıkamazdı. Eğer çıkarsa bütün herkesin kimliği açığa çıkardı.

Birinin kimliği hepsinin kimliğiydi. Yöneticileri bile buna bağlıydı. Ancak neden bizim gibi olmayı tercih etmiyorlardı. Her birinin birden farklı ve birden fazla kimliği vardı. Birden fazla kimlik…

Şahinler bunun içindi. Bir kimliği ortaya çıksa bile bir diğerine hızlıca adapte olabilendi. Tek birini kimliği ortaya çıktığında diğerleri de yanmazdı. Aksine daha çok yükselirdi. Kendi alan ve yetenekleri ile sınıflandırılmışlardı.

Aynı yetenek değil farklı yeteneklerdi. Biri tabancaysa diğeri kurşundu. Herkesin farklı bir alanı farklı bir anlayışı vardı. Stres ile nasıl başa çıkacakları dahilinde farklıydı. Güçlüydük. Onlarca plan ve bakış açısı ile hazırlanıyorduk.

Cesurduk. Üzerimize yapılan bir olay sırasında bile sakin kalıp ne yapacağımızı bilirdik. Bir olay yapılacağı zaman en önce davranırdık. Tahminlerimiz akla sığmayacak, hiçbirinin aklına gelmeyecek şekilde düzenliydi.

Ne yapacağını bilen, saygılı ve dürüsttü Şahinler. Üstlerine kurşun bile sağsa beraber olacak o kişilerdi. Bazıları aynı evde bazıları aynı sokakta birlikte büyümüşlerdi.

Sonsuza kadar devam eden yapıdalardı. Düşerse kalkar. Yorulursa dinlenir. Yara alırsa tedavi ederdi. Biri masumdu diğeri suçlu. Biri intikam ile yanıp tutuşuyordu. Diğeri anlamsızca ne olduğunu bilmeden duruyordu.

Pars içindeki kızgın ateşi ile kendini harlarken bir şey yapılması gerekiyordu. Şahmeran’ın kazanması için tek bir hamle lazımdı. Bir kişi bile bir hareket etse olay olacaktı. Karşı tarafı bekleyemezdik.

Yapacak bir şeyimiz olmalıydı. Hazırlıklı olmamız gerekirdi. Ne kadar karşı tarafı da beklesek hazırlığımız olmadan tek bir adım dahi atamıyorduk. Fırtına’dan yardım almalıydım. Ama bunu ona söyleyemezdim.

O 5. Lideriydi. Ben ise bu örgütün ilk lideriydim. Yardım almadan yapabileceğimi düşünüyorum.

Olmayacak. Hiçbir zaman Fırtına’dan yardım almadan bir plan yapamıyordum. Önceki bütün planlarımda olduğu gibi şimdi burada olsaydı daha iyi yardımı dokunacaktı. Şah’ta ortalıkta yoktu. Bu ikisi tamda zamanında gitmişti.

Örgüt çöktüm diyorken onlar ne halt ediyordu. Umarım ikisini aynı yerde yakalamam. Yoksa en ağır şekilde bedelini ödetecektim. Kim ölmüştü. Kim kalmıştı. İkisi birden ölse umurumda olmaz yerlerine başkalarını alırdım.

Peki tek biri öldüyse… O zaman ne yapacaktım. Hiçbir şey tabiide. Fırtına ölmediği sürece hiçbir sıkıntı olmazdı. O bu örgütün en iyi plan yapanıydı. Eğer o ölürse bütün üyeleri baştan sona öldürür. Sonrada bunu yapanları öldürürdüm.

Benim için hiç fark etmiyordu gerçi. Önce bunu yapanı sonra örgüt üyelerini öldürürdüm. Örgütün tek bir kişisi bile çok değerliydi. Eğer. Fırtına ölürse… Örgütün bütün sırları açığa çıkabilirdi.

Bunun olmasını istemiyordum. Neden örgütün sırları yayılsın ki. Gerçi o zaman diğerleri de ölürdü. İnsanlar. Son nefesini verirken intikam ateşi her bir çığlıkta daha çok harlanırdı. Her çığlık bir ateş.

Her ateş bir çığlık. Cehennemin en son katında yaşarken sizi katlar arası gezdirip daha çok acı çektirmek benim için bir eğlence olacaktı. Belki de Pars bu yüzden oluşmuştu. Kan ve vahşeti sonuna kadar hissetmek içindir.

Neden olmasın. Kan, vahşet, şiddet, baskı, kaos… İçinde bulunduğum her ortamda bunlardan en az bir tanesi olurdu. En az bir tanesi olurdu. Çünkü benim geldiğim her ortama gelen biri vardı. Yanımdan ayrılmıyordu.

Benimle beraber gelen biriydi. Ölüm. Aklını alacak bilgileri en olmadık zamanda söyleyip ortamı ve alanı geren Ölüm. Kendisinde nefret etmiyordum. Bu sevdiğim anlamına gelmiyor.

Aynı şekilde Pars’ta geçerliydi. Ne severim ne de nefret ederim. Kendimi bildim bileli zaten benimlelerdi onlarda. Aynı Şah’ın kendini bileli benimle olması gibiydi. Ona acı çektirmiştim. Kabul ediyorum.

Ama ben ona sürekli yardımda bulunmaya çalıştım. Kendisi bilmezdi. Ben hatırlayıp bilirdim. O günlerde onu koruyup bakan kişi bendim. İstemsizce yapıyordum. O zamanlar bunu tam olarak fark edememiştim.

Şu an anlıyorum ki hiçte öyle değilmiş. Bu istemsizce oluşan bir şey değildi. Önce bir takıntıydı. Ardından istemsizce olan bir şeye dönüştü. Ona bağlıydım ve bağımlı. Hiçbir zaman vazgeçemedim.

Reşit olduğunda bile onu ilk olarak ben alıp örgütümün baş köşesine koydum. Nankörlük yaptın. Bana bunu mu layık gördün? Seni her zaman korudum ben. Her zaman arkanda durdum.

Saçmaladığın her bir fikri bile oturup saatlerce dinledim. Hepsi saçmaydı. Yine de fikirlerine yenisini ekleyip daha çok saçmalaman için yer açtım. Aklımın her bir köşesini seninle doldurdum. Bana olmasını istediğin bu mu?

Dünya yansa umurumda olmazdı. Seni önemsedim. Neydi bu duygu neden böyle hissediyordum. Çaresizlik miydi? Yoksa bambaşka bir his olabilir miydi? Ben duygu hissetmezdim.

Peki şu an olan şey neydi. Yorgun değildim. Bitkin değildim. Ümidimi bile yitirmeden bekledim. Senden tek istediğim şey biraz anlayıştı. Onu bile başaramadın. Ne yapmamı bekliyordun. Sözünü kesen herkesi öldürmüştüm.

Ama bende senin sözünü kestim. Beni mi öldüreceksin. Sanmam. Sen bunu yapamazsın. Gücün herkese yeter ama bana yetmez. Bana karşı gelemezsin.

Bana karşı gelen herkes şu an bir ölüydü. Ancak seni öldüremezdim. İçimde sana karşı kalan küçük bir iyilik kalmıştı. Ya da eksiden kalma bir merhametti. Bilemezdik. Bilmek istemezdik. Önceden yapılan şeyler için pişmanlık duyardık.

Ben hiç böyle bir şey hissetmedim .geriye baktığımda hep iyiki yaptım dedim. Hala demeye devam ediyorum. Pars’ın bugün yaptıkları bile çok mantıklı geliyordu. Aklım almayacaktı. Almıyordu da.

Bunu neden yapabilirsin ki. Kimden emir aldın. Kiminle iş birliği yapıyorsun. Bana karşı olan nefretini sana kim öğretti. Ben sana bunu demedim. Ben sana bunu öğretmedim. Söyle bana. Kim?

Örgütün başından bile ayrıldın. Ben sana sürekli her şeyin en başında olmanı söyledim. En önde olacaktın. Söz vermiştin. Yaşadığın süre boyunca örgütün başında olmaya devam edecektin.

Ben sana söz falan vermedim. Ne tek bir kişiyle iş birliği yaptım. Ne de tek bir kişiden emir aldım. Bu benim kendi kararımdı. Yaşadığım süre boyunca değildi. Liderlikten çekilene kadar en ö