KAÇMAK KURTULMAK MIDIR?
|•KAYRA•|
Erdem Bucaklar.. Demek işbirlikçi olduğun birileri var öyle mi, öyleyse biz bulalım bakalım ne iş karıştırdığını. Meriç'e tableti uzattım sessizce ekrana baktı. Erdem'in aracındaki GPSten aldığımız sinyaller daha önce hiç gitmediği yerlerin sinyalleriydi ve yine aynı yerden sinyal alıyorduk. Korumayla değil de kendi arabasıyla gittiğine göre çok önemli birileri olsa gerek.
"Meriç sinyaldeki yerin adresini öğren tüm mobese kayıtlarını görmem gerekiyor kim Erdem'e yardım ediyor bulmalıyım."
"Olur" sorgusuz kabul eden Meriç'e baktım ne delikanlı adamdı. Yanlışımda doğrumda yanımda olmuştu. Diğer kuzenlerim gibi bana komplo kurmamış aksine her zaman arkamı toplayıp kontrol etmişti. Saat gece yarısına gelmek üzereydi yağmursa yağıyordu halâ. Ofisin camına doğru yürüdüm. Pencereyi açtığımda soğuk rüzgar beni kendime getirdi. Uykum biraz açılmıştı. Bu hafta sonunda Fransa'da olacaktık. Erdem orada bir otel zinciriyle ortaklık kuracaktı ondan önce anlaşmayı bizim yapmamız gerekiyordu. Resmen hayatını bu sözleşmeyi yapabilmek için yaşıyordu. Anlaşma eğer başka biri tarafından gerçekleşirse kahrolurdu. Hele ki o başka biri ben olursam onun için daha kötü. Neticede birbirimizin kuyusunu kazıyoruz. Tek fark ben onun ne yaptığından haberdarım.Ona hazırladığım sürpriz için heyecanlıydım. Keyif dalgası bedenimi sardı. Erdem'le ben üniveristedeyken tanışmıştık. O son sınıftı ben 3tüm. Turizm ve otelcilik okuyordu. Bana o zaman bu otel zincirinin hayali olduğunu söylediğinde ona karşı bunu kullanacağımı nerden bilebilirdi ki? Ben de tahmin etmemiştim böyle olacağını ama bahçemi küle çevirmeye teşebbüste bulunmadan önce ona karşılık vereceğimi bilmek zorundaydı.
"Tamam sinyali Fatih'e gönderdim. Adresi göndersin mobese işi bende" Meriç yanıma gelirken söyledi bunları ama biraz hızlı olmalıydık Erdem ve işbirlikçisini birlikte ziyaret etmek istiyordum.
"Kaç dakikaya?"
"5 bilemedin 5 virgül 1" sonra her zamanki egosuyla saçlarından parmaklarını geçirip böbürlenmeye başladı. Kolumla ittirdim onu gülümseyerek cama geri döndüm.
"Bilemedin 10 değil miydi o" dedim.
"Benim gibi bir mühendise söylenmeyecek sözler bunlar cugino." Meriç gerçekten çok iyi bir bilgisayar mühendisi.Böbürlenmek hakkıydı ama çok şımarıyordu be. Meriç telefonuna gelen bildirimle beraber tekrar geldiği yöne gitti.
"Sayaç açmaya başla 5 dakikamın hakkını yedirmem." dedim arkasından. Anlaşılan adres gelmişti.Ofisteki o loş ve sessiz atmosferde, masanın üzerindeki tabletin ekranı mavi bir ışıkla aydınlanıyordu. Meriç, parmaklarını klavyede hızla gezdirdikten sonra arkasına yaslandı ve ekrandaki sabitlenen konumu bana çevirdi.
"Bingo," dedi Meriç, tek kaşını kaldırarak. "Erdem’in haftalardır o gizli kapaklı işleri çevirdiği nokta tam olarak burası, Kayra. Şehrin bu saatte hayalet kasabaya dönen ara sokaklarından biri..."
Masaya doğru eğilip ekrana baktım. Haritadaki kırmızı nokta, şehirdeki sakin bir yerleşim bölgesindeki sokağı işaret ediyordu. Zihnimdeki dişliler anında kilitlendi. Otel zinciri anlaşmalarıyla, büyük ortaklıklarla yatıp kalkması gereken bu adamın gece yarısı bu ara sokakta ne işi vardı?
"Demek o günlerdir aradığım işbirlikçi buradaydı," dedim, sesimdeki o buz gibi tınıyla. "Erdem bu noktada gizli ortağıyla buluşuyor. Bütün bu kaçma kovalamaca tiyatrosu da bu yüzden."
Meriç kafasını kaşıdı. "Kim bilir hangi pis işi çeviriyorlar... Ne yapıyoruz?"
Siyah trençkotumu omuzlarıma atıp kol saatimi düzelttim.
"Baskına gidiyoruz," dedim, gözlerimdeki o sert parıltıyla. "Gidip bu işbirlikçiyi ve Erdem'i suçüstü yakalayacağız
|•SEZİN•|
Dışarıdaki yağmur camlara vururken, içerideki o sahte huzur ikimize de biraz nefes aldırır gibi olmuştu. Ama bu sessizlik, Ayça'nın telefonunun ekranında parlayan o tek bir bildirim ışığıyla paramparça oldu.
Ayça’nın telefonu masanın üzerinde titredi. Ekran kilidini açtığında, yüzündeki tüm renk saniyeler içinde çekildi; dudakları aralandı ama ses çıkmadı.
"Ne oluyor Ayça? Kim o?" diye sordum, hızla battaniyeyi üstümden itip doğrularak.
Ayça, titreyen parmaklarıyla ekranı bana çevirdi. Gönderen malum kişinin ta kendisiydi, Erdem: “Kapıyı kilitlediniz, saklandınız sandınız değil mi? O duvarlar sizi benden koruyamaz. Aşağı inin, Ayça. Yoksa o kapıyı kırıp içeri girmek zorunda kalacağım. Bekletmeyin beni.”
"Ucube..." diye fısıldadım, öfkem mideme bir yumruk gibi otururken.Bu kanserli hücre nasıl bulmuştu burayı, Ayça sırf ondan kurtulmak için taşınmıştı. Gerçekten de kaçmak kurtulmak mıydı?
"Gözlerini oymak lazım! Sakın cevap verme, hemen polisi arıyorum." dedim bu seferde.
"Polis gelene kadar o kapıyı kırar!" Ayça’nın gözleri korkuyla dolmuştu, elleri zangır zangır titriyordu. Tam o sırada binanın girişindeki diyafon acı bir çığlıkla çalmaya başladı. Peşi sıra demir kapının zorlandığına dair metalik bir ses yankılandı. Biri aşağıda, apartman boşluğunda zili taciz ediyordu.
"Aşağıda..." diye yutkundu Ayça. "Binanın girişinde..."
"Kilitli kapıdan giremez ama ya üst komşulardan biri kapıyı açtıysa?" Beynimde tehlike çanları çalarken ayaklandım.
"Tek başına inemezsin, asla."
Üzerimdeki ince pijamanın üzerine alelacele koyu renk bir hırka geçirip ayağıma herhangi bir ayakkabı geçirdim. Ayça da panikle arkamdan geldi. Antredeki boy aynasında solgun yüzlerimize son bir kez bakıp binanın ana giriş kapısını araladık.
Merdivenlerden inerken her adımda tahtalar gıcırdıyor, sanki nefes bile almamız yasak gibi hissettiriyordu. Demir dış kapıyı itip sokağın karanlığına adım attığımız an, o buz gibi ve nemli gece havası ciğerlerimizi yaktı. Yağmur felaketin habercisi olmak ister gibi ıslatmaya başladı bedenlerimizi. Sokağın lambası titreyerek yanıyor, havada ağır bir kasvet bırakıyordu.
Önce etrafta kimsecikler yok gibi göründü. Derin bir nefes alıp tam geri dönecekken, sokağın köşesindeki o karanlık gölgeden bir tıkırtı yükseldi.
Ve oradaydı.
Erdem, elleri kabanının cebinde, yüzünde o her zamanki mide bulandırıcı, rahat sırıtışıyla binaların arasından süzülüp tam önümüze dikildi. Sokak lambasının sarı ışığı yüzüne vururken, gözlerindeki o saplantılı parıltı midemi bulandırmaya yetmişti.
"Nereye böyle kaçıyorsunuz kızlar?" dedi, sesi o kadar sakindi ki bu sakinlik korkunçluk derecesindeydi.
"Daha vedalaşmamıştık, sabırsız davrandınız."
Ayça geriye doğru sendeledi ve korkuyla koluma yapıştı.
"Uzak dur bizden, Erdem! Yeter artık, defol git hayatımızdan!"
Erdem, Ayça’nın feryadını duymamazlıktan gelerek, sanki aramızdaki mesafeyi yok saymak ister gibi bir adım daha attı. Gözlerini doğrudan bana diktiğinde, sesindeki o tehditkar tını sokağı sardı
"Birlikte gitmeden buradan bir yere adım atamazsınız. Özellikle seninle görecek hesabımız var, Sezin... Arkadaşının aklını çelmeyi bırakıp akıllı olsan iyi olurdu."
İşte sokağın ortasında, o yağmur damlalarının altında, Erdem’in bizi köşeye sıkıştırdığı o an, nefesimizin kesildiği andı.
Yorumlar
- ..: ne demezsin
- erdemdd ne yere bakaaan yürek yakanannnn ciktuuu
- oyyy aycamm kiyamamamammmm
- ..: teşekkürler abla 🎀
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: 🔥🔥🔥🔥
- Ötüken Kalemi 00 Kalem: eline sağlık canım içi
- ..: Teşekkürler
- İkbal Sürücü: 🕊️
- İkbal Sürücü: ❤️
- İkbal Sürücü: 🤩
- İkbal Sürücü: bölüm çok güzeldi emeğine sağlık