Keşfet

5.Bölüm

Yüzyıllık Sevda

Kararımı verdim yarın sabah Aybüke gittiğinde o mağaraya bir de ben bakacağım ölmemişse ya yaşıyorsa ya da cenazesini bulacaktım ama yaşıyordu içimde öyle bir his vardı. Sabah olmuştu Aybüke fakülteye gitmişti bana birşeyler hazırlamıştı yemek için oturdum kendimi bir şeyler yemek için zorladım az da olsa yedim sonra dışarı baktım hava açıktı kararımı verdim gidecektim üstümü değiştirdim tam kapıya yöneldim ki vazgeçtim evet vazgeçmiştim korkuyordum ya onun ölüsünü bulursam adım atamadım olduğum yere çöktüm ağlamaya başladım gitmeye cesaretim yoktu.

Geçmiş

Eninde sonunda gidecektim zaten kendi zamanıma o yüzden çok dert etmedim buradaki zamanımın kıymetini çıkartayım en azından dedim.

Birkaç gün sonra

Teyzeye adını sormamıştım ne zamandır burada onunlaydım ama adını bile bilmiyorum neyse yarın cepheye gideceğiz erken kalkacakmışız o yüzden uyumam lazımdı sabah ezanıyla kapı açıldı.

⁃ Leyla uyan kalk gidiyoruz kızım.

⁃ Tamam teyzem. Yola çıkmıştık acaba ne zaman varırız bence birkaç güne varırız.

İki gün sonra

Sonunda Batı cephesine varmıştık çok yorucuydu at arabasıyla geldik ama olsun teyzeyi takip etmeye devam ettim bir çadıra girdi o çadır büyük ihtimalle yaralı askerlerin olduğu bir çadırdı korkuyordum ya çok kötü durumdalarsa çadıra girdim 1 kadın ve birkaç yaralı asker vardı kadın teyzeye döndü ve

⁃ Hoşgeldin Hatice teyze.

⁃ Hoşbuldum kızım.

⁃ Bu kim Hatice teyze?

⁃ Bu benim torunum Leyla o da az da olsa bir şeyler bilir ben çok fazla gelemem artık ama torunum burada sizinle birlikte kalsın yardım eder size.

⁃ Tamam teyzem.

⁃ Geç hadi kızım şu tarafa bir yere.

⁃ Tamam anneanne. Kadın benim fikrimi sormadı ben ne zaman gideceğim ya kendi zamanıma sanırım burada kaldım. Gösterdikleri yere doğru ilerledim askerleri gördüm tedavileri yapılmıştı ya dinleniyorlar ya da gözleri kapalıydı uyanmalarını bekliyorlardı sanırım. Teyze beni bırakıp gitmişti ben ne yapacaktım tek başıma tanımadığım insanlarla tek kalmıştım.

Çadırın içi keskin bir yara merhemi, tütün ve nemli toprak kokuyordu. Hatice teyzenin beni buraya bırakıp gitmesiyle kendimi birden o dönemin en acı gerçekliğinin ortasında bulmuştum. "Anneanne" rolünü o an öyle bir kabullenmiştim ki, itiraz etmeye ne vaktim ne de cesaretim vardı.

Köşeye çekilmiş, sedirde yatan yaralı bir askerin yarasını tazeleyen diğer kadına bakıyordum. Adı Zeynep’ti. Gözleri yorgunluktan çökmüş ama bakışlarında demirden bir irade vardı.

⁃ Leyla, durma öyle dikilerek -dedi Zeynep başıyla köşedeki sargı bezlerini işaret ederek-. Şu gaz lambasını yak, akşam iniyor. Yaralıların ateşi çıkabilir, tetikte olacağız.

⁃ Başımı salladım. Modern dünyada antiseptik jellerin, steril eldivenlerin hayatımızda olduğu o günleri düşündüm; şimdi ise elimde iptidai bir bez parçası ve gaz lambasıyla 1921 yılının cephe gerisindeydim.

Aradan saatler geçerken çadırın flapları aniden aralandı. İçeriye giren soğuk gece havasıyla birlikte, dışarıdan koşturmaca sesleri, emir komuta zincirinin boğuk tınıları doldu. Gelen orta yaşlı, yüzü baruttan kararmış bir milis neferiydi. Zeynep ablaya doğru hızlı adımlarla yaklaştı:

⁃ Zeynep bacı, güney hattından yeni yaralılar geliyor. Çatışma şiddetlendi. Komutan Ali Pusat’ın birliği Yunan müfrezesini püskürttü ama ağır zayiatımız var.

Kalbim öyle bir attı ki, o an zamanın nasıl büküldüğünü, bu çadıra neden düştüğümü sorguladığım o akıl almaz sarsıntıyı yeniden hissettim. Bu adam, hikayenin en başında bildiğim, o trajik sona doğru yürüyen adamdı.

Zeynep abla telaşla ayağa kalktı:

⁃ Hadi Leyla, hazırlanın! Sedirleri boşaltın, ağır yaralıları içeri alacağız!

Yorumlar

  • Helin: Sağol aşkısı
  • İkbal Sürücü: 😢
  • İkbal Sürücü: çok güzel bir bölümdü
  • İkbal Sürücü: emeğine sağlık knk
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: @yazarhelinn 😍
  • Helin: Teşekkür ederim 🤍
  • Ötüken Kalemi 00 Kalem: çok güzeldi kuzummm🫠🫠😄