Keşfet

BÖLÜM 10 — GERÇEĞİN EŞİĞİNDE

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

BÖLÜM 10 — GERÇEĞİN EŞİĞİNDE

İstanbul’da sabah erkenden çalan telefon, Demir’i yatağından kaldırdı.

Askerlik hayatının kazandırdığı alışkanlıkla hemen doğruldu. Arayan Mert’ti.

“Demir, uyandırdım mı?”

“Yok, zaten kalkıyordum. Hayırdır?”

“Dün araştırdığımız kayıtlarla ilgili yeni bir şey buldum. Müsait olduğunda eve uğra, sana göstermem lazım.”

Demir saate baktı.

“Öğleden sonra gelebilirim. Telefonda söyleyemeyeceğin kadar önemli mi?”

“Bence önemli. Üstelik senin de bilmen gerekiyor.”

Demir’in yüzündeki ifade ciddileşti.

“Tamam. Gelince konuşuruz.”

Telefonu kapattıktan sonra bir süre düşündü. Günlerdir eski binanın ve üzerindeki garip işaretin peşindeydiler. Her yeni bilgi başka bir soruyu beraberinde getiriyordu. Bu kez Mert’in sesinden, bulduğu şeyin önceki araştırmalarından farklı olduğunu anlamıştı.

Öğleden sonra Demir, Mert’in yanına gitti.

Mert çalışma masasının üzerindeki belgeleri gösterdi.

“Bunlara bak.”

Demir ilk sayfayı eline aldı. Eski bir hastanenin arşivinden alınmış kayıtlardı. Sayfanın üst kısmında annesi Aylin Yalçın’ın adı yazıyordu.

Demir şaşkınlıkla Mert’e baktı.

“Annemin adı burada ne arıyor?”

“Ben de önce anlamadım. Sonra başka bir kayıt buldum.”

Mert ikinci sayfayı uzattı. Bu kez Nermin Karahan’ın adı vardı.

Demir belgeleri yan yana koydu. İkisinde de 1997 yılına ait doğum ve taburcu bilgilerinin uyuşmadığı belirtiliyordu.

“Bunlar kesin mi?” diye sordu.

“Belgelerin arşivden geldiği söyleniyor. Ama ayrıntıları henüz doğrulatamadım.”

Demir sayfaları yeniden inceledi.

“İki ayrı aile, aynı yıl, aynı hastane… Üstelik kayıtlar da birbirini tutmuyor.”

“Benim de dikkatimi çeken bu.”

Demir derin bir nefes aldı.

“Önce kayıtların doğruluğunu öğrenelim. Sonra aileme anlatırım. Böyle bir konuda tahminlerle hareket edemeyiz.”

Mert başını salladı.

“Ben de aynı şeyi düşünüyorum.”

Demir belgeleri dosyaya yerleştirdi. İçinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı. Annesinin adını böyle bir kayıtta görmek onu beklemediği bir yere sürüklemişti.

Yine de henüz hiçbir şey kesin değildi.

Şanlıurfa’da Elif de benzer bir haber bekliyordu.

Hastaneye vardığında arşiv biriminden kendisine ulaşıldığını söylediler. Önceki gün yaptığı başvuru üzerine eski kayıtlar yeniden incelenmişti.

Görevli, Elif’i odasına çağırdı.

“Başvurunuzla ilgili bazı belgeler bulundu. Ancak kayıtlar arasında uyuşmazlık var. Konunun daha ayrıntılı incelenmesi gerekiyor.”

Elif sandalyesine oturdu.

“Nasıl bir uyuşmazlık?”

“Şu an elimizdeki belgelerle kesin bir açıklama yapamıyoruz. İki aileye ait doğum ve taburcu kayıtlarının yeniden karşılaştırılması gerekiyor.”

Elif şaşkınlıkla baktı.

“İki aile mi?”

Görevli başını salladı.

“Evet. Konu netleşmeden size yanlış bilgi vermek istemiyoruz.”

Elif bir süre sessiz kaldı.

“Peki, bu ailelerden biri benim ailem olabilir mi?”

“Bunu henüz söyleyemeyiz. İnceleme tamamlanınca gerekli bilgilendirme yapılacak.”

Elif teşekkür edip odadan çıktı. Koridorda yürürken düşüncelere dalmıştı. Eski bir dosyayı incelemekle başlayan araştırması, şimdi kendi ailesine kadar uzanabilecek bir meseleye dönüşmüştü.

Eve döndüğünde bunu ailesiyle paylaşmaya karar verdi.

Akşam, Yalçın ailesi sofradaydı. Demir, yemeğin bitmesini bekledi. Sonra odasından getirdiği dosyayı masaya bıraktı.

“Size bir şey anlatmam gerekiyor.”

Aylin oğlunun sesindeki ciddiyeti fark etti.

“Ne oldu?”

Demir belgeleri önlerine koydu.

“Eski bir hastane kaydı bulduk. 1997 yılına ait. Burada senin doğum kaydın var anne. Bir başka belgede de Nermin Karahan’ın adı geçiyor.”

Aylin’in yüzü değişti.

“Benim doğum kaydım mı?”

“Evet. Belgelerde doğum ve taburcu bilgilerinin uyuşmadığı yazıyor.”

Hakan dosyayı eline aldı. Sayfaları dikkatle inceledikten sonra başını kaldırdı.

“Bu belgelerin doğruluğunu araştırdınız mı?”

“Henüz tamamen doğrulayamadık baba. Ama konuyu takip ediyoruz.”

Aylin’in sesi titredi.

“Demir, bunun bizimle ne ilgisi olabilir?”

“Bilmiyorum anne. Ama bir hastane karışıklığı yaşanmış olabileceği ihtimali var.”

Bir süre kimse konuşmadı.

Aylin yıllardır sakladığı fotoğraf albümünü hatırladı. Demir’in bebeklik fotoğraflarını defalarca incelemiş, onun büyüdüğü her ana tanıklık etmişti. Şimdi önündeki birkaç sayfa, bütün bunları başka bir gözle düşünmesine neden oluyordu.

“Ben seni kucağıma aldığım günü unutmadım,” dedi. “Böyle bir şeyin mümkün olduğunu düşünmek bile zor.”

Demir annesine baktı.

“Henüz kesin bir şey bilmiyoruz. Ben de gerçeği öğrenmek istiyorum.”

Hakan dosyayı kapattı.

“Öyleyse hastaneden resmî bilgi isteyeceğiz. Belgeler doğrulanmadan bir sonuca varmayacağız.”

Demir başını salladı.

“Tamam baba.”

O akşam konuşma burada bitti. Fakat kimse önündeki yemeğe eskisi gibi devam edemedi.

Şanlıurfa’da Karahan ailesi de aynı akşam bir araya geldi.

Elif, hastanede öğrendiklerini anlatırken Nermin sessizce dinliyordu.

“Henüz kesin bir şey söylemiyorlar,” dedi Elif. “Ama 1997’de iki aileye ait kayıtların birbirini tutmadığını söylediler.”

Selahattin kaşlarını çattı.

“Peki, sizinle ne ilgisi olduğunu söylediler mi?”

“Hayır baba. İnceleme tamamlanmadan açıklama yapamayacaklarını söylediler.”

Baran öne eğildi.

“Yanlış teslim edilmiş bebeklerden mi şüpheleniyorlar?”

Elif omuzlarını kaldırdı.

“Bunu bile bilmiyoruz. Sadece kayıtların uyuşmadığını söylediler.”

Nermin elindeki bardağı masaya bıraktı.

“Peki, şimdi ne olacak?”

“Belgeleri yeniden inceleyecekler. Sonuç çıkınca haber vereceklermiş.”

Selahattin kararlı bir sesle konuştu.

“Biz de resmî açıklamayı bekleyeceğiz. Ne olduğunu öğrenmeden kimseyi suçlamanın anlamı yok.”

Elif annesinin yüzüne baktı.

“Anne, sen iyi misin?”

Nermin kısa bir süre duraksadı.

“İyiyim kızım. Sadece insan böyle şeyleri duyunca ister istemez endişeleniyor.”

Elif annesinin elini tuttu.

“Bir şey çıkarsa birlikte öğreniriz.”

Nermin kızına baktı. Onu yıllardır kendi evladı olarak sevmiş, büyütmüş ve her zaman yanında olmuştu. Şimdi duyduğu ihtimalin ne anlama geldiğini bilmiyordu. Ama Elif’e duyduğu sevginin değişmediğinden emindi.

Yine de o gece uykuya dalması kolay olmadı.

Gece yarısına doğru İstanbul’un eski mahallelerinden birinde, kimsenin bilmediği bir odada küçük bir lamba yanıyordu.

Üçüncü aileden bir kişi, masanın üzerindeki eski defteri açmıştı. Yanında yıllardır saklanan belgeler ve üç işaretli düzeneğe ait metal bir parça duruyordu.

Yeni haberler, defterdeki eski notlarla örtüşüyordu.

Kişi, 1997 yılına ait iki doğum kaydını yan yana koydu. Birinde Aylin Yalçın’ın bir kız çocuğu dünyaya getirdiği, diğerinde Nermin Karahan’ın bir erkek çocuk doğurduğu yazıyordu.

Taburcu belgelerindeki bilgilerse farklıydı.

Kişi, defterine kısa bir not düştü:

İki bebeğin ailelerine yanlış teslim edilmiş olabileceğine dair kayıtlar yeniden inceleniyor. Olayın nasıl gerçekleştiği ve emanetle bağlantısı henüz bilinmiyor.

Tam defteri kapatacakken masanın üzerindeki metal parçadan hafif bir ses geldi.

Kişi başını kaldırdı.

Parçanın üzerindeki işaretlerden biri, sanki içinden bir ışık geçiyormuş gibi parladı. Odanın duvarında bir anlığına üç ince gölge belirdi.

Sonra her şey eski hâline döndü.

Kişi metal parçaya yaklaştı. Dokunduğunda yüzeyi soğuktu. Üzerinde yeni bir iz yoktu.

“Yine mi?” diye fısıldadı.

Bu olayın neden yaşandığını bilmiyordu. Yıllardır korunan emanet, bazı zamanlarda kendiliğinden tepki veriyordu. Fakat ne zaman ve neden harekete geçtiğini kimse açıklayamamıştı.

Defteri yeniden açtı ve son sayfaya bir cümle yazdı:

Gerçek ortaya çıkmaya başladı. Ancak saatin sırrı hâlâ kapalı.

Ardından metal parçayı eski kutusuna yerleştirdi.

Ertesi sabah Demir görevine hazırlanırken belgelerin kopyalarını dosyasına koydu. Önceliği, kayıtların doğruluğunu öğrenmekti. Aklındaki soruları bir kenara bırakıp işine odaklanmaya çalışıyordu.

Mert’e mesaj gönderdi:

“Belgelerin kaynağını araştır. Resmî doğrulama olmadan kesin konuşmayalım.”

Mert kısa süre sonra cevap verdi:

“Tamam. Haber çıkar çıkmaz sana söylerim.”

Aynı saatlerde Elif de hastaneden gelecek açıklamayı bekliyordu. Nermin ev