BÖLÜM 13 — BİR CEVABIN PEŞİNDE
BÖLÜM 13 — BİR CEVABIN PEŞİNDE
Sabah erkenden Demir’in telefonu çaldı. Birliğinden gelen aramayı cevapladıktan sonra yataktan kalktı. Bugün yoğun bir günü olacaktı. Önce hastaneye uğrayacak, ardından birliğine geçecekti.
Üniformasını hazırlarken gözü masanın üzerindeki eski metal parçaya takıldı. Birkaç gündür odasında duruyordu. Ne zaman ona baksa aklına aynı soru geliyordu: Bu küçük parçanın ailesinin geçmişiyle ne ilgisi vardı?
Parçayı eline aldı. Üzerindeki sembollerden biri yine hafifçe parlıyordu.
Demir başını iki yana salladı.
“Sabah sabah seninle uğraşamam.”
Tam o sırada kapı açıldı. Aylin içeri baktı.
“Demir, kahvaltı hazır. Geç kalacaksın.”
“Geliyorum anne.”
Aşağı indiğinde Hakan, Kaan ve Mert masadaydı. Selin de çayını almış, pencerenin yanında oturuyordu.
Hakan oğluna baktı.
“Bugün hastaneye gidecektin, değil mi?”
“Evet baba. Eski kayıtlarla ilgili yeni bir gelişme varmış. İki aileyi de çağırmışlar.”
Mert hemen araya girdi.
“Bu hastanenin arşivinde bizim aileden daha çok belge çıktı. Yakında çalışanlara da akrabalık testi yapacaklar.”
Kaan güldü.
“Sen önce kendi işlerini düzene koy.”
Demir de gülümsedi ama fazla konuşmadı.
Aylin önüne kahvaltısını koydu.
“Bugün Karahan ailesiyle yine karşılaşacağız. Umarım bu defa daha sakin geçer.”
Hakan çayından bir yudum aldı.
“Benim tek istediğim, o gece ne olduğunu öğrenmek. Yıllardır bilmediğimiz bir şey var.”
Demir babasına baktı.
“Öğreneceğiz baba. Ama biraz zamana ihtiyacımız var.”
Hakan cevap vermedi. Bu olayın onu ne kadar etkilediği belliydi.
Şanlıurfa'da Elif de güne erken başlamıştı. Hastanede nöbeti vardı. Kahvaltısını yaparken telefonu masanın üzerinde titredi.
Demir'den mesaj gelmişti.
Demir: Bugün yine hastanedeyiz. Hazır mısın?
Elif gülümsedi.
Elif: Hastaneye gitmeye zaten alışığım. Ama bu defa hasta dosyası biraz farklı.
Demir: Dosya demişken, umarım bu kez eksik belge çıkmaz.
Elif: Senin kadar meraklı olursam bütün arşivi incelerim.
Demir: Ben askerim, araştırmacı değilim.
Elif: Şimdilik öyle diyelim.
Elif telefonu bıraktığında Zeynep yanına geldi.
“Kimle yazışıyorsun?”
“Demir'le.”
Zeynep gülümseyerek karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Son zamanlarda bayağı konuşuyorsunuz.”
Elif ona baktı.
“Abartma. Birkaç mesajlaştık sadece.”
“Ben bir şey demedim ki.”
“Yüzünden belli.”
Zeynep gülerek ayağa kalktı.
“Tamam, tamam. Doktor hanımın hastaları bekliyor.”
Elif başını iki yana salladı. Kız kardeşinin bu konuyu kolay kolay bırakmayacağını biliyordu.
Öğleye doğru iki aile İstanbul'daki hastanede buluştu.
Bu kez toplantının sebebi belliydi. Hastane yönetimi, 1997 yılına ait eski doğum kayıtlarının bir bölümünü yeniden incelemişti. Depoda bulunan bazı belgelerin ailelerle paylaşılması ve bundan sonraki araştırmaların nasıl yürütüleceğinin konuşulması gerekiyordu.
Hakan, Aylin, Demir ve Yalçın ailesinin diğer üyeleri toplantı odasına geçti. Bir süre sonra Selahattin, Nermin ve Karahan ailesi de geldi.
Demir, Elif'i kapının önünde görünce başıyla selam verdi.
“Merhaba.”
“Merhaba. Bugün de buradayız demek.”
“Görünen o.”
Elif hafifçe gülümsedi.
“Umarım bu defa güzel bir haber alırız.”
“Ben de aynı şeyi umuyorum.”
İçeri girdiler.
Hastanenin arşiv sorumlusu masanın üzerine birkaç dosya bıraktı.
“Öncelikle geldiğiniz için teşekkür ederim. Eski kayıtları incelemeye devam ediyoruz. 1997 yılında yaşanan elektrik kesintisiyle ilgili hastane kayıtlarını bulduk. O gece bazı işlemler elle yapılmış. Ancak iki bebeğin kayıtlarının hangi aşamada karıştığını kesin olarak belirleyemedik.”
Selahattin sabırsızca sordu:
“Peki başka bir belge buldunuz mu?”
“Evet. Eski depoda bazı ek kayıtlar bulundu. Fakat henüz tamamı incelenmedi.”
Hakan öne doğru eğildi.
“Yani hâlâ ne olduğunu bilmiyoruz.”
“Şu an için kesin bir açıklama yapamıyoruz.”
Nermin'in gözleri önündeki dosyalara takıldı.
“İnsan düşünmeden edemiyor. O gece neler yaşandı acaba?”
Aylin sessizce başını salladı.
“Ben de yıllardır bilmeden yaşadım. Şimdi dönüp her şeyi yeniden düşünüyorum.”
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Demir söze girdi.
“Bulduğunuz belgeleri inceleyebilir miyiz?”
Arşiv sorumlusu dosyayı ona doğru çevirdi.
“Elbette. Ancak bunların bir kısmı oldukça eski. Bazı sayfalar okunamayacak durumda.”
Mert dosyaya göz attı.
“Burada bir tarih var ama yanında başka bir not görünmüyor.”
Elif de sayfaya yaklaştı.
“Şu bölümde bir isim yazılmış. Fakat sonu silinmiş.”
Demir ona döndü.
“Sen okuyabildin mi?”
“Tam değil. Biraz daha yakından bakmam gerekiyor.”
İkisi belgeyi birlikte incelemeye başladı.
O sırada Selahattin ile Hakan arasında yeniden bir tartışma başladı.
“Bu kadar yıl geçmiş, hâlâ doğru düzgün cevap alamıyoruz,” dedi Selahattin.
Hakan'ın sesi yükseldi.
“Ben de senin kadar cevap bekliyorum. Sanki bu olayın sorumlusu bizmişiz gibi konuşma.”
“Ben kimseyi suçlamıyorum. Sadece ne olduğunu öğrenmek istiyorum.”
“Biz de istiyoruz!”
Aylin araya girdi.
“Lütfen. Buraya tartışmaya gelmedik.”
Nermin de eşinin koluna dokundu.
“Selahattin, biraz sakin ol.”
İki adam sustu. İkisi de öfkeliydi ama artık karşılarında birbirlerini suçlayacak insanlar değil, aynı olayın içinde kalmış iki aile vardı.
Toplantı sona erdiğinde aileler hastanenin bahçesine çıktı.
Hakan ile Selahattin biraz ileride konuşmaya devam etti. Bu defa sesleri daha sakindi. Aylin ve Nermin ise bir bankta oturuyordu.
Nermin, Aylin'e döndü.
“Demir'i ilk gördüğümde ne hissettiğimi anlatamam. Yıllarca nerede olduğunu bilmediğim oğlum karşımdaydı.”
Aylin gözlerini ona çevirdi.
“Ben de Elif'i görünce aynı şeyleri düşündüm. Ama Demir'i büyüttüm. Onu oğlum olarak sevmekten vazgeçemem.”
“Ben de Elif için aynı şeyi hissediyorum.”
Aylin hafifçe gülümsedi.
“Sanırım çocuklarımızın hayatını zorlaştırmadan birbirimizi tanımayı öğrenmemiz gerekiyor.”
Nermin başını salladı.
“Evet. Acele etmeyelim.”
Bahçenin diğer tarafında Demir ve Elif yan yana yürüyordu.
Elif, elindeki dosyayı çantasına koydu.
“Bugün de pek bir şey öğrenemedik.”
Demir omuz silkti.
“En azından yeni belgeler bulmuşlar.”
“Umarım içlerinden işe yarar bir şey çıkar.”
Bir süre sessiz yürüdüler.
Demir ona baktı.
“Bu arada hastanedeki işlerin nasıl gidiyor?”
“Yoğun. Son birkaç gündür doğru düzgün dinlenemedim. Senin askerlik nasıl?”
“İyi. Bazen yoğun oluyor ama alıştım. Görevimi seviyorum.”
Elif gülümsedi.
“Seninle konuşunca herkesin işi ne kadar yoğunmuş diye düşünüyorum.”
Demir güldü.
“Senin işin daha zor olabilir. En azından ben her gün farklı bir hastanın sorumluluğunu taşımıyorum.”
“Her mesleğin kendine göre zorluğu var.”
“Doğru.”
Elif bir an durup ona baktı.
“Sen hep böyle ciddi misin?”
Demir şaşırdı.
“Nasıl yani?”
“İlk tanıştığımızdan beri biraz resmî konuşuyorsun.”
Demir gülümsedi.
“Alışkanlık. Birlikte sürekli ciddi olmak zorunda kalıyoruz.”
“Demek biraz rahatlaman gerekiyor.”
“Bunu not aldım doktor hanım.”
Elif güldü.
“Yine doktor hanım!”
“Nasıl hitap etmemi istersin?”
Elif bir an düşündü.
“Elif desen yeter.”
Demir başını salladı.
“Peki Elif.”
İsim, Demir'in ağzından ilk kez bu kadar doğal çıkmıştı. Elif de bunu fark etti ama üzerinde durmadı.
Bir süre daha yürüdüler.
Demir, hastanenin çıkışına geldiklerinde konuştu.
“Bir gün vaktin olursa kahve içebiliriz.”
Elif gülümsedi.
“Olabilir. Ama nöbetlerime denk getirme.”
“Önce nöbet çizelgeni isteyeceğim galiba.”
“Bence de. Yoksa randevu almak zor olabilir.”
İkisi de güldü.
O an büyük bir şey yaşanmamıştı. Sadece birbirlerini biraz daha tanımışlardı. Ama ikisi de bu kısa konuşmanın hoşlarına gittiğini inkâr edemezdi.
Akşam Demir eve döndüğünde doğrudan odasına çıktı. Üniformasını çıkardıktan sonra masasına oturdu.
Eski metal parçayı eline aldı.
Bir süre inceledi. Üzerindeki üç sembolün çizgileri, daha önce fark etmediği kadar belirgin görünüyordu.
Sonra küçük bir ses duyuldu.
Tık.
Demir başını kaldırdı.
Parçanın içinden bir kez daha ses geldi.
Tık… Tık…
Bu defa sembollerin çevresinde ince bir ışık oluştu. Demir hemen telefonunu çıkardı ve Elif'e mesaj ya