Keşfet

BÖLÜM 15 — GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

BÖLÜM 15 — GECENİN İÇİNDEKİ GÖLGE

Demir, o sabah telefonuna gelen mesajı birkaç kez okudu.

“Saatin gösterdiği binaya gitmeyin. Orada sizi bekleyen şey geçmişiniz değil.”

Mesajın altında herhangi bir isim ya da numara görünmüyordu. Gönderen, bilinmeyen bir numara kullanmıştı.

Demir telefonu masaya bıraktı. Bir süredir yaşadıkları zaten yeterince tuhaftı. Ailelerin yıllardır bilmediği gerçekler ortaya çıkmış, 1453'ten kalan saat yeniden hareketlenmiş, eski belgelerde açıklanamayan izler bulunmuştu. Şimdi de biri onları takip ediyor gibiydi.

Telefonunu yeniden eline aldı ve mesajın ekran görüntüsünü Mert'e gönderdi.

Mert birkaç dakika sonra aradı.

“Mesajı gördüm. Numarayı araştırmaya çalışıyorum ama şu an elimde yeterli bilgi yok.”

“Bizi nereden takip ediyor olabilir?”

“Bunu henüz bilmiyorum. Ama birinin bu kadar ayrıntıyı bilmesi normal değil.”

Demir bir süre sustu.

“Eski binaya gitmemizi istemiyor.”

“Belki de özellikle oraya gitmemizi istiyordur. Her iki ihtimali de düşünmeliyiz.”

Mert'in sesi ciddileşmişti.

“Bu işi kendi başımıza çözmeye çalışmayacağız. Araştırmacıyla ve ailelerle konuşalım. Gerekli izinler olmadan hiçbir yere girmeyelim.”

Demir bu kez itiraz etmedi.

Öğleden sonra iki aile yeniden bir araya geldi.

Hakan, masanın üzerine eski binanın fotoğrafını bıraktı. Selahattin fotoğrafa dikkatle baktı.

“Bu binanın bizim geçmişimizle ne ilgisi var? Artık her şeyin ucunun o saate çıkmasından yoruldum.”

Nermin, eşinin sözlerine karşılık vermedi. Onun da kafası karışıktı. Yıllarca kendi çocukları bildikleri insanlarla ilgili öğrendikleri gerçekleri kabullenmeye çalışıyorlardı. Şimdi bir de geçmişten gelen bu gizemle uğraşıyorlardı.

Araştırmacı dosyasını açtı.

“Bina, 1453 sonrasında yapılan bazı düzenlemelerde adı geçen eski yapılardan biri. Elimizde kesin bir bağlantı yok. Ancak bulduğumuz çizimlerde üç sembolün aynı yapıda kullanıldığı görülüyor.”

Aylin fotoğrafa biraz daha yaklaştı.

“Yani bu saatle ilgili bir şeyler orada olabilir mi?”

“Olabilir. Ama kesin konuşmak için erken.”

Demir, telefonundaki mesajı herkese gösterdi.

“Biri bizi oradan uzak tutmaya çalışıyor.”

Hakan'ın yüzü gerildi.

“Bu iş artık yalnızca eski bir saatin sırrını araştırmak olmaktan çıktı.”

“Biliyoruz,” dedi Mert. “Bu yüzden dikkatli hareket edeceğiz.”

Ertesi gün gerekli izinler alındıktan sonra ekip eski binaya gitti.

Bina, yılların etkisiyle yıpranmıştı. Duvarlarının bazı bölümleri dökülmüş, pencerelerinin çoğu eski tahta parçalarıyla kapatılmıştı. İçeride ağır bir toz kokusu vardı.

Demir, girişteki duvarı inceledi. Taşların arasına işlenmiş üç sembol hemen dikkatini çekti.

“Bunlar,” dedi. “Saatin üzerindeki işaretlerle aynı.”

Araştırmacı çantasından eski bir çizim çıkardı. Çizimde de aynı semboller bulunuyordu.

Mert, çizimi duvarın yanına tuttu.

“Birbirleriyle örtüşüyorlar.”

Elif de çizime yaklaştı.

“Peki bu işaretler neden üç tane? Neden tek bir sembol değil?”

Araştırmacı cevap vermeden önce çizimin arkasını çevirdi. Orada silik bir yazı vardı:

“Emanetler ayrılırsa sır korunur. Yeniden birleşirlerse geçmiş hatırlanır.”

Selahattin yazıyı okudu.

“Yine aynı şey. Üç emanet, üç aile… Ama kimse bize ne olduğunu söylemiyor.”

Hakan ona baktı.

“Belki de söyleyebilecek kimse kalmamıştır.”

Bu söz üzerine odada kısa bir sessizlik oldu.

Tam o sırada binanın içinden hafif bir tıkırtı duyuldu.

Herkes sesin geldiği yöne döndü.

Demir, koridorun sonundaki kapıya yaklaştı. Kapı aralıktı. İçeride eski bir masa ve birkaç ahşap raf vardı.

Araştırmacı masanın üzerindeki defteri dikkatle inceledi.

“Bu, aradığımız dönemden kalmış olabilir.”

Defterin ilk sayfasında saatin çizimi bulunuyordu. Altında ise tarih vardı: 1453.

Demir sayfayı çevirdi. Yazılar oldukça silikti. Yalnızca birkaç kelime okunabiliyordu.

“Üç parça… Üç emanet… Birinin sözü…”

Cümle yarım kalmıştı.

Elif, defterin kenarındaki işaretleri fark etti.

“Bunlar da aynı semboller.”

Araştırmacı defteri kapatıp korumaya almak için çantasını açtı. Tam o sırada binanın ışığı bir kez yanıp söndü.

Ardından duvarın içinden saatin tik taklarını andıran bir ses yükseldi.

Demir cebindeki metal parçayı çıkardı.

Parça hafifçe ısınmıştı. Üzerindeki sembollerden biri soluk bir ışıkla parlıyordu.

“Yine başladı,” dedi.

Elif de çantasındaki eski kâğıdı çıkardı. Kâğıdın üzerindeki işaretler belirginleşmişti.

Bir anda odanın içindeki hava değişmiş gibi oldu. Herkes aynı anda sustu.

Araştırmacı, elindeki deftere baktı.

Fakat defter artık çantasında değildi.

“Az önce buradaydı,” dedi şaşkınlıkla.

Herkes etrafı kontrol etmeye başladı. Masa, raflar ve odanın köşeleri tek tek incelendi. Defter hiçbir yerde yoktu.

Mert, kapının yanındaki güvenlik kamerasına baktı.

“Kameranın kaydını kontrol etmeliyiz.”

Kayıt açıldığında görüntünün birkaç saniyeliğine kesildiği görüldü. Görüntü yeniden geldiğinde odanın kapısının açık olduğu fark ediliyordu.

Demir kapıya yöneldi ancak Hakan onu durdurdu.

“Tek başına hiçbir yere gitmiyorsun.”

“Birisi buradaydı.”

“Biliyorum. Ama ne olduğunu anlamadan peşinden gitmeyeceğiz.”

Araştırmacı yetkililere haber verilmesini istedi. Olay kayıt altına alındı. Binanın çevresinde yapılan incelemede açık bir pencere bulundu. Ancak defteri kimin aldığına dair kesin bir iz yoktu.

Demir, çıkışta bir kez daha duvara baktı.

Üç sembolden biri artık görünmüyordu.

Akşam olduğunda Demir evine döndü.

Hakan, salondaki eski dolabın önünde duruyordu. Demir'in çocukluğundan kalma bazı eşyalar, yıllardır burada saklanıyordu.

“Babanın eski evraklarına bakıyordum,” dedi Hakan. “Belki saatle ilgili bir şey buluruz diye.”

Demir dolabın alt rafındaki kutuyu fark etti.

“Bu kutu ne?”

Hakan kutuyu eline aldı.

“Sen küçükken odandaki eski eşyaları toplarken ayırmıştım. Uzun zamandır açmadım.”

Kutunun kapağında Demir'in çocukken yazılmış adı vardı. İçinde birkaç eski fotoğraf, sararmış bir zarf ve metal bir plaka bulunuyordu.

Demir plakayı eline aldı.

Üzerinde saatin üç sembolü işlenmişti.

“Bunu daha önce gördün mü?”

Hakan dikkatle baktı.

“Hayır. Ama bu kutunun içindeyse yıllardır bizimle birlikteymiş demektir.”

Demir zarfı açtı. İçinden eski binanın bir fotoğrafı çıktı. Fotoğrafın arkasına tek bir cümle yazılmıştı:

“Üç aileden biri verdiği sözü bozdu.”

Demir yazıyı birkaç kez okudu.

“Bunu kim yazmış?”

Hakan başını iki yana salladı.

“Bilmiyorum.”

O sırada Aylin salona geldi. Fotoğrafı görünce olduğu yerde durdu.

“Bu binayı nereden buldunuz?”

Demir annesine döndü.

“Eski eşyaların içinden çıktı.”

Aylin fotoğrafı eline aldı. Bir süre sessizce inceledi.

“Bu saati daha önce görmüştüm,” dedi sonunda.

Hakan şaşırdı.

“Nerede?”

“Senin kaldırdığın eski masa saatini hatırlıyor musun? Demir küçükken bir gece kendi kendine çalışmaya başlamıştı. Çok korkmuştum. Sonra sen saati kaldırmıştın.”

Hakan düşündü.

“Evet, hatırlıyorum. Ama bunun o saatle ilgisi olduğunu bilmiyordum.”

Aylin fotoğrafın arkasındaki yazıya yeniden baktı.

“Demek o günlerden beri bir şeyler saklıymış.”

Demir metal plakayı masaya bıraktı.

“Artık saklanan ne varsa ortaya çıkarmamız gerekiyor.”

Aynı saatlerde Elif de evinde eski fotoğrafları inceliyordu.

Zeynep, onun odasının kapısından içeri baktı.

“Yine o saat meselesi mi?”

Elif başını kaldırdı.

“Başka bir şey düşünemiyorum. Her bulduğumuz şey yeni bir soru çıkarıyor.”

Zeynep yatağın kenarına oturdu.

“Bazen biraz ara vermen gerekiyor.”

Elif gülümsedi.

“Bunu söyleyen kişi, sabahtan beri benimle birlikte fotoğraf arıyor.”

“Ben yalnızca sana yardım ediyorum. Merak ettiğimden değil.”

Elif hafifçe güldü.

Tam o sırada telefonuna Demir'den mesaj geldi.

Demir: Bugün bulduğumuz defter ortadan kayboldu. Ama eski bir fotoğraf ve metal bir plaka bulduk.

Elif: Yani her cevap yeni bir soru demek.

Demir: Sanırım bu işin en yorucu tarafı da bu.

Elif: Yarın konuşuruz. Bugün biraz dinlenmeye çalış.

Demir bir süre ekrana baktıktan sonra cevap yazdı.

Demir: Sen de. İyi geceler Elif.

Elif: İyi geceler Demir.

Elif telefonu bıraktığında Zeynep'in yüzünde hafif bir