BÖLÜM 16 — DEĞİŞEN HAYATLAR
BÖLÜM 16 — DEĞİŞEN HAYATLAR
İstanbul'da sabah her zamanki gibi hareketli başlamıştı. Yalçın ailesinin evinde kahvaltı hazırlanıyor, mutfaktan çay kokusu yükseliyordu. Ancak son günlerde evin içinde farklı bir hava vardı. Herkes öğrendiklerini anlamaya, yeni duruma alışmaya çalışıyordu.
Demir üniformasını giymiş, kahvaltı masasının bir köşesinde telefonuna bakıyordu. Birazdan görev yerine gitmesi gerekiyordu.
Kaan çayını karıştırırken kardeşine baktı.
“Demir, seninle konuşmak için artık randevu mu almamız gerekiyor?”
Demir başını kaldırdı.
“Ne oldu yine?”
“Sabahın başından beri telefon elinde. İnsan bir ailesine de vakit ayırır.”
Mert hemen araya girdi.
“Bence telefonu elinden alalım. Belki o zaman bizimle konuşur.”
Demir gülerek karşılık verdi.
“İkiniz de sabah sabah başladınız.”
Aras da sohbete katıldı.
“Bırakın çocuğu. Belki önemli bir mesaj bekliyordur.”
Aylin masaya yeni bir tabak bıraktı.
“Tamam artık. Kahvaltınızı edin de herkes işine gücüne baksın.”
Hakan, Demir'e döndü.
“Bugün kaçta çıkıyorsun?”
“Birazdan baba. Birliğe geçmem gerekiyor.”
Hakan başını salladı.
“Dikkatli ol.”
“Merak etme.”
Demir ayağa kalkarken Aylin arkasından seslendi.
“Akşam müsait olursan ara. Birlikte konuşuruz.”
“Ararım anne.”
Kapıya yöneldiğinde Selin gülümseyerek ona baktı.
“Telefonunu da yanında götürmeyi unutma. Malum, bazı insanlar mesaj bekliyor.”
Demir ne demek istediğini anlamıştı.
“Sen de başladın!”
Evdekilerin gülüşmeleri arasında kapı kapandı.
Demir görev yerine ulaştığında günlük çalışmalar başlamıştı. Arkadaşlarıyla selamlaştıktan sonra kendisine verilen programı kontrol etti.
Bir süre sonra komutanı kendisini odasına çağırdı.
“Demir, önümüzdeki dönem için yeni bir görevlendirme planı var. İsmin değerlendirmeye alınmış. Henüz kesinleşmedi ama birkaç gün içinde belli olur.”
Demir dikkatle dinledi.
“Anlaşıldı komutanım.”
“Şimdilik mevcut görevine devam et. Haber geldiğinde seni bilgilendiririz.”
“Teşekkür ederim komutanım.”
Odadan çıktığında bir süre düşündü. Mesleğinde yeni bir sorumluluk almak istiyordu. Fakat son zamanlarda ailesiyle ilgili yaşananlar da aklını meşgul ediyordu.
Telefonunu kontrol ettiğinde Elif'ten mesaj geldi.
Elif: Günaydın. Bugün nasıl gidiyor?
Demir: Şimdilik sakin. Senin hastanede durumlar nasıl?
Elif: Sakin kelimesini bugün kullanmayalım. Sabah başladığından beri oturamadım.
Demir: Kolay gelsin doktor hanım.
Elif: Teşekkürler asker bey. Sen de kendine dikkat et.
Demir gülümsedi, telefonu cebine koydu ve işine döndü.
Şanlıurfa'da Elif'in günü de oldukça yoğun geçiyordu. Hastanede bir hastadan diğerine koşuyor, doktor arkadaşlarıyla birlikte işlerini yetiştirmeye çalışıyordu.
Öğleye doğru kısa bir mola verebildi. Telefonuna baktığında Zeynep'ten mesaj geldiğini gördü.
Zeynep: Akşam eve erken gel. Annem hepimizi aynı masada görmek istiyor.
Elif: İşim erken biterse gelirim.
Zeynep: Demir de geliyor mu?
Elif mesajı okuyunca gülümsedi.
Elif: Senin başka soracak sorun yok mu?
Zeynep: Şimdilik yok. Önceliklerim var.
Elif cevap yazacakken bölüm sorumlusu yanına geldi.
“Elif, seninle bir şey konuşmak istiyorum.”
“Tabii hocam.”
“Önümüzdeki ay hastanede yeni bir çalışma başlayacak. Ekibe katılmak ister misin? Senin de bu çalışmada yer almanı istiyoruz.”
Elif şaşırdı.
“Gerçekten mi? Çok isterim.”
“Güzel. Ayrıntıları yarın konuşuruz.”
Elif'in yüzünde içten bir gülümseme belirdi. Son günlerde yaşadığı karmaşanın arasında bu haber ona iyi gelmişti. Kendi mesleğiyle ilgili yeni bir fırsat yakalamak, kendisini yeniden toparlamasına yardımcı olacaktı.
Akşam iki aile bir araya geldi. Yalçın ailesi, Karahan ailesinin evine misafir olmuştu. Büyük yemek masası hazırlanmış, herkes yerini almıştı.
Başlangıçta sohbet biraz mesafeli ilerlese de kardeşlerin bir araya gelmesiyle ortam kısa sürede hareketlendi.
Baran, Demir'e döndü.
“Askerlik nasıl gidiyor?”
“İyi gidiyor. Yoğunluk var ama alıştık.”
Fırat gülümseyerek araya girdi.
“Bizim evde de yoğunluk eksik olmuyor. Yaman'ın anlattığı hayvan hikâyelerinden hepimiz ezberledik.”
Yaman itiraz etti.
“En azından benim anlattıklarım ilginç. Senin inşaat hikâyelerini dinlerken insanın uykusu geliyor.”
Mert hemen konuşmaya başladı.
“İsterseniz size bir uygulama yapayım. Kim ne zaman konuşacak, kim ne zaman susacak, hepsini ayarlarız.”
Zeynep güldü.
“Önce kendine bir susma ayarı yap.”
Masadakiler kahkahaya boğuldu.
Selahattin ve Hakan da bu konuşmaları izliyordu. Aralarındaki mesafe tamamen ortadan kalkmış değildi. Yine de çocuklarının aynı masada gülüp konuşması ikisine de iyi geliyordu.
Nermin, Aylin'e dönerek konuştu.
“Çocukları böyle bir arada görmek güzel.”
Aylin başını salladı.
“Evet. Zamanla birbirimizi daha iyi tanıyacağız. Acele etmeye gerek yok.”
Nermin hafifçe gülümsedi.
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Yemekten sonra Demir ve Elif bahçeye çıktı. Hava serinlemişti. Bir süre sessizce yürüdüler, sonra bahçedeki banklardan birine oturdular.
Elif gün içinde aldığı haberden bahsetti.
“Bugün hastanede yeni bir çalışma için teklif aldım.”
Demir ona döndü.
“Gerçekten mi? Güzel haber.”
“Evet. Uzun zamandır böyle bir fırsat bekliyordum.”
“Katılacak mısın?”
“Elbette. Ayrıntıları yarın konuşacağız.”
“Senin adına sevindim.”
Elif gülümsedi.
“Senin de yeni bir görevlendirme ihtimalin varmış. Zeynep söyledi.”
Demir güldü.
“Bu ailede haberler benden hızlı yayılıyor.”
“Bana da öyle geliyor.”
“Henüz kesinleşmedi. Birkaç gün içinde belli olacak.”
Elif bir süre düşündü.
“İstiyor musun peki?”
“Mesleğim açısından iyi olabilir. Ama son zamanlarda hayatımda yeterince değişiklik oldu.”
Elif başını salladı.
“Bazen her şeyi aynı anda çözmeye çalışıyoruz. Biraz zamana bırakmak gerekiyor.”
Demir ona baktı.
“Sen de mi böyle yapıyorsun?”
“Yapmaya çalışıyorum. Her zaman başarabildiğim söylenemez.”
İkisi de güldü.
Demir bir süre sonra konuştu.
“Geçen gün kahve içelim demiştim. Hâlâ aynı fikirdeyim.”
Elif gülümsemesini saklamadı.
“Ben de. Ama ikimizin de programı biraz karışık.”
“Bir gün ayarlarız.”
“Olur.”
Konuşmaları kısa bir sessizlikle devam etti. İkisi de birbirini tanımak için zamana ihtiyaçları olduğunu biliyordu. Şimdilik bu küçük sohbetler bile yeterliydi.
Bahçenin kapısından onları gören Selin, içeri dönmeden önce gülümsedi. Bir şey söylemeden salona geçti.
Gece ilerlediğinde ev sakinleşti. Nermin, salondaki eski dolaptan bir fotoğraf albümü çıkardı. Aylin de yanına oturup fotoğraflara bakmaya başladı.
Albümde yıllar öncesine ait aile fotoğrafları vardı.
Nermin, küçük Elif'in bahçede çekilmiş bir fotoğrafını gösterdi.
“Bunu hatırlıyorum. O gün bütün gün bahçede oynamıştı.”
Aylin fotoğrafa baktı.
“Çok güzel çıkmış.”
Nermin albümün sayfasını çevirmek üzereyken salondan hafif bir ses duyuldu.
Tik…
İki kadın aynı anda başını kaldırdı.
Odanın köşesindeki eski masa saatinin akrep ve yelkovanı hareket ediyordu.
Aylin ayağa kalktı.
“Bu saat yine mi çalışıyor?”
Nermin şaşkınlıkla saate yaklaştı.
“Bir süredir hiç çalışmıyordu.”
Saat birkaç kez daha tıkladıktan sonra durdu. Ancak o sırada masanın üzerindeki fotoğraf albümünün kapağı aralandı.
Nermin, az önce baktıkları fotoğrafı eline aldı.
Bir süre dikkatle inceledi.
“Aylin, şuna bir bak.”
Fotoğrafın arka planında, bahçe kapısının önünde duran iki kişi vardı. Biri Hakan'a, diğeri Selahattin'e benziyordu.
Aylin fotoğrafı eline aldı.
“Bu nasıl olabilir? O tarihte birbirimizi tanımıyorduk.”
Nermin de aynı şaşkınlık içindeydi.
“Ben bu fotoğrafı defalarca gördüm. Bu iki kişi daha önce yoktu.”
Fotoğrafı çevirdiler. Arkasında da yeni bir yazı belirmişti:
“Bazı karşılaşmalar tesadüf değildir. İnsanlar unutur, zaman saklar.”
İki kadın birbirine baktı.
Ertesi sabah Demir, annesinin telefonuyla uyandı.
“Alo anne?”
“Demir, müsait misin?”
“Evet, ne oldu?”
Aylin bir an duraksadı.
“Dün gece eski fotoğraflardan birinde değişiklik oldu. Babanla Selahattin Bey'in görüntüsü fotoğrafa eklenmiş gibi.”
Demir yatağında doğruldu.
“Nasıl yani? Fotoğrafı sakladınız mı?”
“Evet, bur