BÖLÜM 17 — 1453: ZAMANIN İLK SIRRIİstanbul, 1453
BÖLÜM 17 — 1453: ZAMANIN İLK SIRRI
İstanbul, 1453
İstanbul'un fethinin üzerinden birkaç ay geçmişti. Şehirde hayat yavaş yavaş düzene giriyor, insanlar yeni bir başlangıç için uğraşıyordu.
Fakat şehrin eski yapılarından birinin altında, çok az kişinin bildiği bir sır saklıydı.
Fatih Sultan Mehmet, çalışma odasında önündeki çizimleri inceliyordu. Birkaç gün önce kendisine getirilen gizemli eşya hâlâ aklındaydı. Üzerinde rakamlar bulunmayan, alışılmış saatlere hiç benzemeyen bu eşyanın ne işe yaradığını kimse anlayamamıştı.
Akşemseddin içeri girdiğinde Fatih başını kaldırdı.
“Bu eşya hakkında yeni bir şey öğrendik mi?”
“Henüz hayır hükümdarım. Fakat onu yeniden incelememiz gerektiğini düşünüyorum.”
Fatih çizimleri masanın üzerine bıraktı.
“Öyleyse tekrar görelim. Belki bu kez bir anlam çıkarabiliriz.”
Akşemseddin bir süre düşündü.
“Gidelim. Ancak sizden bir ricam var. Ne olursa olsun, ben söylemeden ona dokunmayın.”
Fatih hafifçe gülümsedi.
“Bu kadar endişelenmenizin bir sebebi olmalı.”
“Var hükümdarım. Sadece henüz neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyoruz.”
Eski yapının altındaki odaya girdiklerinde saat, taş masanın üzerinde duruyordu.
Fatih birkaç adım yaklaştı. Gövdesini dikkatle inceledi. Üzerinde üç farklı sembol vardı. Ne rakam ne de bildikleri saatlerin işleyişine benzeyen bir düzen bulunuyordu.
“İlk gördüğümüzde de böyleydi,” dedi.
Akşemseddin başını salladı.
“Evet. O günden beri değişmedi.”
Fatih, sembollerden birine biraz daha yaklaştı.
“Peki, hiç çalıştığını gördünüz mü?”
“Hayır. Fakat bu, çalışamayacağı anlamına gelmez.”
Fatih bir süre saati inceledi. Sonra elini uzatarak üzerindeki ilk sembole dokundu.
Akşemseddin hemen seslendi.
“Dokunmayın hükümdarım!”
Ama artık çok geçti.
Önce odanın içinden hafif bir ses duyuldu.
Tik…
Tik…
Tik…
Saat çalışmaya başlamıştı.
Üzerindeki ilk sembol soluk bir ışıkla parladı. Ardından taş masanın üzerindeki ince çizgiler de aydınlandı.
Fatih elini geri çekti.
“Demek çalışabiliyor.”
Akşemseddin'in yüzü ciddileşti.
“Biraz geride durun.”
Tam o sırada karşılarındaki taş duvarda görüntüler belirmeye başladı. Önce eski bir şehir, ardından birbirinden farklı sokaklar ve evler göründü.
Fatih dikkatle baktı.
“Burası İstanbul değil.”
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Görüntüler hızla değişti. Sonunda duvarda üç ayrı kapı belirdi. Her kapının üzerinde saatin sembollerinden biri bulunuyordu.
Fatih bir adım yaklaştı.
“Bu kapılar neyi gösteriyor olabilir?”
Akşemseddin cevap veremedi. O da ilk kez böyle bir şey görüyordu.
Birkaç saniye sonra görüntüler kayboldu. Saatin sesi kesildi ve oda yeniden sessizliğe büründü.
Fatih bir süre konuşmadı. Gördüklerini anlamlandırmaya çalışıyordu.
“Az önce gördüklerimiz geçmiş miydi, gelecek mi?”
Akşemseddin saatin yanına geldi.
“Bilmiyorum hükümdarım. Fakat bu eşyanın sıradan olmadığından artık eminim.”
Fatih ona döndü.
“Eğer geçmişi gösterebiliyorsa, bundan faydalanamaz mıyız? İnsan geçmişte yapılan hataları görebilir.”
Akşemseddin başını hafifçe salladı.
“Geçmişi görmek başka, onu değiştirmeye çalışmak başka. İnsan gördüklerine kapılırsa bugünü unutabilir.”
“Peki, geleceği gösteriyorsa?”
“Daha büyük bir tehlike olur. Geleceğini öğrenen insan, her şeyi kontrol edebileceğini düşünür. Oysa zamanın nasıl ilerleyeceğine biz karar veremeyiz.”
Fatih yeniden saate baktı.
“Öyleyse ne yapmalıyız?”
Akşemseddin hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
“Bu saat bir daha kullanılmamalı.”
Fatih kaşlarını çattı.
“Onu tamamen yok edemez miyiz?”
“Bunu denemek de tehlikeli olabilir. Üzerindeki üç sembolün birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Her parça ayrı yerde korunmalı.”
Fatih düşünceli bir şekilde masanın etrafında yürüdü.
“Kimlere emanet edeceğiz?”
“Birbirinden habersiz üç aileye. Her aile yalnızca kendisine verilen parçayı koruyacak. Diğer parçaların nerede olduğunu bilmeyecek.”
Fatih ona baktı.
“Peki, neden üç aile?”
“Çünkü bu sırrın tek bir kişinin elinde kalmasını istemiyorum. Parçalar bir araya gelmedikçe saatin yeniden çalışması da önlenmiş olur.”
Fatih bir süre sessiz kaldı.
“Bu ailelere saatin ne olduğunu anlatacak mıyız?”
“Hayır. Yalnızca kendilerine verilen emaneti korumalarını söyleyeceğiz. Ne kadar az şey bilirlerse, o kadar az soru sorarlar.”
Fatih başını salladı.
“Öyle olsun. Bu sır burada kalmalı.”
Birkaç gün sonra saatin parçaları birbirinden ayrıldı.
Her parça ayrı bir kutuya yerleştirildi. Kutuların üzerine herhangi bir isim ya da açıklama yazılmadı.
İlk emanet İstanbul'da yaşayan bir aileye teslim edildi.
İkinci emanet, başka bir bölgede yaşayan ve güvenilirliğiyle bilinen bir aileye verildi.
Üçüncü parçanın kime teslim edildiği ise özellikle gizli tutuldu.
Aile büyükleri Akşemseddin'in karşısında toplandığında, onlara yalnızca bir görev verildi.
“Size teslim edilen bu parçayı koruyacaksınız. Başka parçaları aramayacak, onu birleştirmeye çalışmayacaksınız.”
Aile büyüklerinden biri merakla sordu:
“Peki, neden böyle bir şey yapmamız gerekiyor?”
Akşemseddin bir süre düşündü.
“Her şeyin cevabını bilmek zorunda değilsiniz. Bazı emanetler, ne olduğunu bilmeden de korunmalıdır.”
Bir başkası yeniden sordu:
“Ya bir gün bu parça yeniden çalışırsa?”
Akşemseddin'in cevabı netti.
“Çalıştırmayacaksınız. Bu konuda size verdiğim uyarıyı unutmayın.”
Aile büyükleri başlarını sallayarak emaneti teslim aldı.
O gün verilen sözün yüzyıllar boyunca korunacağını düşünüyorlardı.
Gece olduğunda Fatih ve Akşemseddin, saatin bulunduğu odaya son kez girdiler.
Taş masanın üzerinde artık saat yoktu. Yalnızca üç parçanın ayrıldığı yerde küçük izler kalmıştı.
Fatih masaya baktı.
“Bundan sonra bu konu kapanmış olacak mı?”
Akşemseddin derin bir nefes aldı.
“Biz üzerimize düşeni yaptık. Gerisi emaneti koruyacak olanlara bağlı.”
Fatih bir süre düşündü.
“Umarım bizden sonra gelenler bu sırrı unutmaz.”
“Umarım hükümdarım. Çünkü bir gün parçalar yeniden bir araya gelirse, neler olacağını kimse bilemez.”
Fatih odadan çıkmadan önce son kez arkasına baktı.
“Öyleyse bu saat bir daha çalışmamalı.”
Akşemseddin başını eğdi.
“Bunun için dua edelim.”
İstanbul, 2026
Aradan yüzyıllar geçmişti.
Bir evde, eski bir kutunun içinde saklanan metal parça hafifçe titredi. Üzerindeki sembollerden biri kısa süreliğine parladı.
Aynı anda başka bir evde bulunan ikinci parça da hareket etti.
Kimsenin bilmediği bir yerde, üçüncü emanetin sahibi eski bir defteri açtı.
Defterin ilk sayfasında 1453 tarihi ve altında şu cümle yazılıydı:
“Akşemseddin'in yasağı unutulursa, zaman yeniden konuşacak.”
Defteri okuyan kişi sayfayı kapattı.
Yüzyıllar önce verilen söz artık eskisi kadar güvende değildi.
Ve saat, ilk kez çalıştırıldığı günden çok sonra yeniden ses vermeye başlamıştı.