BÖLÜM 5 — ZAMANIN UNUTTUĞU GECE
BÖLÜM 5 — ZAMANIN UNUTTUĞU GECE
1453 — Üç sembolün sırrı
İstanbul’un fethinin ardından şehirde yeni bir hayat kuruluyordu. Ancak sarayın duvarları arasında, çok az kişinin bildiği bir sır saklanıyordu.
Fatih Sultan Mehmet, önündeki ahşap masada duran eski saati inceliyordu. Saatin üzerinde üç farklı sembol vardı. Gövdesi sıradan bir ustanın elinden çıkmış gibi görünse de içindeki mekanizma, dönemin bilinen saatlerinden oldukça farklıydı.
Akşemseddin, saatin yanına yaklaştı.
“Bu eşyanın yalnızca zamanı gösterdiğini düşünmüyorum, hünkarım,” dedi. “Onu çalıştıranların başka bir şeyle karşılaştığı anlatılıyor.”
Fatih başını kaldırdı.
“Ne gördüklerini biliyor muyuz?”
“Hayır. Bazıları geçmişte yaşadıkları bir anı yeniden gördüklerini söylüyor. Bazılarıysa göz açıp kapayıncaya kadar kendilerini tanımadıkları bir yerde bulduklarını anlatıyor.”
Fatih, saatin üzerindeki sembollere baktı.
“Öyleyse ne olduğunu bilmediğimiz bir gücü kullanmaya devam edemeyiz.”
Tam o sırada saatin içinden ince bir tıkırtı geldi. İbreler kendi kendine hareket etmeye başladı. Odadaki kandilin alevi titredi ve duvarın üzerinde, kısa bir anlığına başka bir yerin görüntüsü belirdi.
Ardından görüntü kayboldu.
Akşemseddin sessizce saati inceledi.
“Bunu durdurmalıyız.”
Fatih de aynı düşüncedeydi. Ancak saatin parçalanmasının içindeki gücü tamamen ortadan kaldırıp kaldırmayacağını kimse bilmiyordu.
Sonunda karar verildi. Saatin bütünüyle kullanılmasını engellemek için mekanizması birbirinden ayrılacak, üç parçası farklı ailelere emanet edilecekti.
Birinci parça İstanbul’da yaşayan Yalçın ailesinin atalarına verildi. İkinci parça Şanlıurfa’daki Karahan ailesinin atalarına teslim edildi. Üçüncü parçayı ise kimliğini gizli tutan başka bir aile koruyacaktı.
Fatih, ailelerin temsilcilerine son kez seslendi.
“Bu parçaları bir araya getirmekten kaçının. Zamanın işleyişini değiştirebilecek bir gücün sonuçlarını kimse bilemez.”
Aileler emaneti kabul etti.
Saatin tamamı artık yoktu. Fakat üç parça da birbirinden tamamen bağımsız değildi. Her birinin üzerinde aynı sembollerden biri bulunuyordu ve parçalar bir araya geldiğinde aralarındaki bağ yeniden güçleniyordu.
Kimse bunun ileride nelere yol açacağını bilmiyordu.
Üç ailenin zamanda kaçışı
Yıllar geçti. Emanetler kuşaktan kuşağa aktarıldı. Aileler, saatin hikâyesini çocuklarına anlatırken en önemli ayrıntıyı hep vurguladı: Üç parça bir araya getirilmemeliydi.
Ancak yüzyıllar sonra, üç aileyi de tehdit eden bir olay yaşandı.
Bu olayın ayrıntıları sonraki kuşaklara eksik ulaştı. Aile kayıtlarında yalnızca aynı döneme ait birkaç not bulunuyordu. Üç aile, sakladıkları emanetlerin peşine düşen kişilerden kaçmak zorundaydı. Bir araya gelmeden kurtulamayacaklarını anlayınca, atalarının yasakladığı şeyi yapmaya karar verdiler.
Üç parçayı birlikte kullandılar.
Parçalar yan yana getirildiğinde semboller soluk bir ışıkla parladı. Saatin eski mekanizması tamamlanmamış olmasına rağmen odanın içindeki hava değişti. Dışarıdaki sesler kesildi; ardından çevrelerindeki her şey gözlerinin önünden siliniverdi.
Aileler kendilerini tanımadıkları bir zamanda buldu.
Binalar farklıydı. İnsanların kıyafetleri, sokakların görünümü ve çevreden gelen sesler alışık oldukları dünyaya ait değildi. Ne kadar süre orada kaldıklarını anlayamadılar. Üstelik geri dönmenin nasıl mümkün olacağını da bilmiyorlardı.
Üçüncü aileden biri, elindeki parçanın diğer ikisiyle aynı anda titreştiğini fark etti.
“Birlikte geldik,” dedi. “Belki yine birlikte dönmemiz gerekiyor.”
Parçaları yan yana tuttular. Semboller yeniden parladı ve zamanın akışı değişti. Birkaç dakika sonra kendilerini ayrıldıkları yerde buldular.
Ama yaşadıkları olayın bedeli vardı.
Ailelerden bazıları yolculuk sırasında yaşananları ayrıntılarıyla hatırlayamıyordu. Ellerindeki eski kayıtların bir kısmı kaybolmuş, bazı tarihler birbirine karışmıştı. Üçüncü aile ise olanları unutulmaması için gizli bir deftere yazdı.
Defterin sonuna şu uyarıyı eklediler:
“Parçalar bir araya geldiğinde zamanın kapısı açılıyor. Fakat bu kapıdan geçmek, geçmişin değişmeden kalacağını garanti etmiyor. Emanetler bir daha birlikte kullanılmamalı.”
Üç aile yeniden ayrıldı. Parçalar farklı yerlerde saklandı ve yaşananlar ailelerin en büyük sırrına dönüştü.
Saatin bütünü yok edilmişti. Buna rağmen parçaların taşıdığı güç ortadan kalkmamıştı.
Aileler, tehlikenin sona erdiğine inanmak istedi.
Yanılıyorlardı.
1997 — Bir hastanede değişen kader
1997 yılında, iki aile aynı hastanede çocuklarını kucaklarına almayı bekliyordu.
Hakan ile Aylin Yalçın’ın bir kızları olacaktı. Selahattin ile Nermin Karahan ise oğullarının doğumunu bekliyordu.
O gece hastanede yoğunluk vardı. Hemşireler doğum servisinde bir odadan diğerine koşuyor, doktorlar hastalarla ilgileniyordu. Her şey normal görünüyordu.
Ancak hastanenin yakınında saklanan iki saat parçası, daha önce hiç görülmemiş biçimde tepki vermeye başladı. Aynı saatlerde üçüncü aile de kendi emanetinin titreştiğini fark etti.
Üç parça, birbirlerinden uzakta olmalarına rağmen aynı anda harekete geçmişti.
Hastanenin elektrik sistemi kısa süreliğine kesildi. Koridorlar karanlıkta kaldıktan sonra acil aydınlatmalar yandı. Birkaç dakika süren kargaşada sağlık çalışanları hastaları ve yeni doğan bebekleri güvenli biçimde kontrol etmeye çalıştı.
O sırada, kimsenin fark edemediği bir karışıklık yaşandı.
Yalçın ailesinin yeni doğan kızı Elif ile Karahan ailesinin yeni doğan oğlu Demir, yanlış ailelere teslim edildi.
Elif, biyolojik ailesi olan Yalçınların yanında büyümesi gerekirken Karahan ailesine verildi. Demir ise Karahanların oğlu olmasına rağmen Yalçın ailesinin yanında büyümeye başladı.
Aileler bebeklerini kucaklarına aldıklarında bir yanlışlık olduğundan şüphelenmedi. Hastane kayıtları da bu hatayı ortaya çıkaracak biçimde düzenlenmedi. Herkesin bildiği hikâye aynıydı: Her aile kendi çocuğunu kucağına almıştı.
Peki, saat parçalarının aynı anda tepki vermesiyle bebeklerin karışması arasında gerçekten bir bağ var mıydı?
Bunu kanıtlayabilecek kimse yoktu.
Elektrik kesintisi, hastanedeki karışıklığı açıklayabilirdi. Ancak üç parçanın aynı anda tepki vermesi ve bunun tam da o gece yaşanması, üçüncü ailenin dikkatinden kaçmadı.
Aile, gizli defterine yeni bir not ekledi:
“1997. Üç emanet aynı anda uyandı. Aynı gece iki çocuğun kaderi değişti. Bunun bir tesadüf olup olmadığını bilmiyoruz. Parçalar yeniden kullanılmamalı. Gerçek ortaya çıkarsa, yıllardır saklanan sırlar da açığa çıkabilir.”
Defter kapatıldı.
Bebekler büyümeye başladı. Demir, Yalçın ailesinin oğlu olduğunu bilerek yetişti. Elif de Karahan ailesinin kızı olarak büyüdü. Onları seven aileler, gerçeğin farkında olmadan hayatlarına devam etti.
Yıllar boyunca hiçbir şey bu düzeni bozmadı.
Ta ki 2026 yılına kadar.
2026 — Parçalar yeniden uyanıyor
Demir Yalçın, ailesinden kalan eski fotoğrafları incelerken bir binanın görüntüsüne rastladı. Fotoğrafın köşesinde üç sembol vardı. Semboller, ailesinin ahşap kutuda sakladığı saat parçasının üzerindekilerle aynıydı.
Kutuyu açtı ve parçayı eline aldı.
“Bunlar nereden geliyor?” diye mırıldandı.
Metal yüzeyin üzerindeki işaretlerden biri hafifçe parladı. Demir elini geri çekti. Birkaç saniye boyunca parçanın içinden ince bir tıkırtı duyuldu.
Sonra sessizlik oldu.
Demir, yaşadığı şeyi yorgunluğuna bağlamaya çalıştı. Fakat fotoğrafı yeniden eline aldığında, sembollerin artık yalnızca eski bir süs olmadığından emindi.
Aynı günlerde Elif Karahan da eski bir hastane belgesinin peşindeydi. Doktorluk mesleğinin yoğunluğuna rağmen belgedeki üç sembolü araştırmayı bırakamıyordu. İşaretlerin, eski bir kurumun kayıtlarında geçen bir binayla bağlantılı olduğunu öğrenmişti.
Babası Selahattin, Elif’in soruları üzerine ailelerinde yıllardır saklanan metal parçayı çıkardı.
Elif belgeyi parçanın yanına koydu.
“Baba, buradaki sembollerle aynı.”
Selahattin uzun süre parçaya baktı.
“Büyüklerimiz bunun ailemize çok eskiden kaldığını söylerdi. Ama nereden geldiğini bilen yok.”
Elif,