Keşfet

BÖLÜM 6 — HER EVİN KENDİ HİKÂYESİ

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

BÖLÜM 6 — HER EVİN KENDİ HİKÂYESİ

İstanbul — Yalçın Ailesi

Demir, sabah alarmı çalmadan uyandı.

Askerlik alışkanlığıyla yatağından kalktı, yüzünü yıkadı ve odasının penceresini açtı. İstanbul çoktan hareketlenmişti. Sokaktan araç sesleri geliyor, karşı apartmanın balkonunda biri çiçeklerini suluyordu. Her şey sıradandı.

Demir’in aklındaysa günlerdir sıradan olmayan bir mesele vardı.

Masasının üzerinde eski bir fotoğraf duruyordu. Fotoğraftaki binanın duvarında üç sembol bulunuyordu. Yanında da ailesinden kalan küçük metal parça vardı. İlk bakışta sıradan bir eşya gibi görünüyordu. Ancak son günlerde fotoğrafı metal parçanın yanına koyduğunda, üzerindeki işaretlerin birbirine benzediğini daha net fark ediyordu.

Fotoğrafı eline aldı.

“Burada ne yaşandı?” diye mırıldandı.

Soruyu kaçıncı kez sorduğunu kendisi de bilmiyordu. Binanın geçmişini araştırmış, eski kayıtları incelemiş, ulaşabildiği belgeleri karşılaştırmıştı. Fakat her seferinde aynı noktaya geliyordu: Üç sembol ve eksik bilgiler.

Kapısı hafifçe tıklandı.

“Demir, kahvaltı hazır!” diye seslendi annesi Aylin.

“Geliyorum anne.”

Aylin, Türk dili ve edebiyatı öğretmeniydi. Evde herkesin bir telaşı olsa da kahvaltı konusunda taviz vermezdi. Ona göre insan, günün geri kalanında ne kadar yoğun olursa olsun, güne düzgün başlamalıydı.

Demir fotoğrafı çekmeceye koydu ve mutfağa geçti.

Babası Hakan masada oturmuş, telefonundan haberleri okuyordu. İnşaat mühendisi olduğu için eski binalar ve mimari yapılar hakkında konuşmayı severdi. Demir’in araştırmasını da başından beri biliyordu.

“Yine o binayla mı uğraştın?” diye sordu Hakan, oğlunun yüzüne bakarak.

Demir sandalyeye oturdu.

“Uğraşmak demeyelim de bir türlü içime sinmiyor baba. Binanın eski kayıtlarını buldum ama bazı belgeler eksik. Sanki birileri özellikle belirli sayfaları ortadan kaldırmış.”

Hakan telefonunu masaya bıraktı.

“Eski yapılarda kayıtların eksik olması şaşırtıcı değil. Yangın, taşınma, arşivlerin zarar görmesi… Bir sürü sebep olabilir. Ama senin bulduğun semboller her belgede aynı şekilde görünüyorsa bunu ayrıca incelemek gerekir.”

“Ben de onu düşünüyorum.”

“Binanın mimari çizimlerine ulaşmayı denedin mi?”

Demir başını kaldırdı.

“Henüz değil.”

“Öyleyse oradan başla. Bazen bir yapının hikâyesi, hakkında yazılanlardan çok planlarında saklıdır.”

Demir bu fikri aklının bir köşesine yazdı.

Kahvaltı sırasında aileden diğerleri de konuşuldu. Kaan’ın hukuk bürosundaki işleri yoğundu. Yazılım mühendisi Mert, üzerinde çalıştığı projeyi bitirmeye uğraşıyordu. Polis memuru Aras’ın mesaisi uzamıştı. Psikolog Selin ise gün içinde görüşmeleri olduğu için erkenden evden çıkmıştı.

Ailenin en küçüğü olan Demir, çoğu zaman abilerinin ve ablasının farklı alanlarda edindiği deneyimlerden yararlanırdı. Ancak bu kez elindeki mesele, alışılmış bir araştırmaya benzemiyordu.

Herkesin kendi hayatı ve sorumlulukları vardı. Yine de Demir bir şey istediğinde ailesi elinden geldiğince yardımcı olurdu.

Aylin, oğlunun düşünceli hâlini fark etti.

“Demir, aklındaki şeyi çözmek için kendini bu kadar yormak zorunda değilsin. Biraz dinlenmek de iyi gelir.”

Demir hafifçe gülümsedi.

“Merak etme anne. Sadece bir şeyin peşine düştüm. Nereye varacağını görmek istiyorum.”

Aylin daha fazla üstelemedi.

Demir kahvaltıdan sonra odasına döndü. Bilgisayarını açıp eski binanın mimari kayıtlarını aramaya başladı. Bir süre sonra farklı bir arşivde binanın geçmişine ilişkin kısa bir açıklama buldu. Ancak binanın ilk kullanım amacı belirtilmemişti. Kayıtlarda yalnızca belirli bir dönemde onarım gördüğü ve bazı bölümlerinin kapatıldığı yazıyordu.

Demir sayfayı büyüttü.

Belgenin alt köşesinde silik bir işaret vardı.

Üç çizgi ve ortalarında küçük bir daire.

Fotoğraftaki sembollerden biriydi.

Demir sandalyesinde doğruldu.

“Demek yalnızca duvarda değilmişsin…”

Ekranın görüntüsünü kaydetti. Ardından fotoğrafı yeniden açıp iki işareti karşılaştırdı. Benzerlik tesadüf olamayacak kadar belirgindi; yine de elinde kesin bir sonuca varmasını sağlayacak kadar bilgi yoktu.

Şimdilik yapabileceği tek şey araştırmaya devam etmekti.

Ama ilk kez doğru yere yaklaştığını hissediyordu.

İstanbul — Karahan Ailesi

Elif, hastanedeki uzun nöbetinin ardından evine döndüğünde hava kararmıştı.

Doktorluk, onun için yalnızca bir meslek değildi. İnsanların en zor anlarında yanında olmayı önemsiyordu. Fakat son günlerde hastanedeki yoğunluğun dışında da zihnini meşgul eden bir konu vardı.

Çantasını bıraktı, ellerini yıkadı ve mutfağa geçti. Bir şeyler atıştırdıktan sonra masanın üzerindeki dosyayı açtı.

Dosyada, geçmişte yaşanmış bir hastane olayına ilişkin eski bir belge bulunuyordu. Elif bu belgeye ilk ulaştığında sıradan bir kayıt olduğunu düşünmüştü. Ancak sayfanın kenarındaki üç sembol dikkatini çekmişti. Sonra aynı işaretleri başka bir belgede daha görmüştü.

İşin tuhaf tarafı, sembollerin bulunduğu kayıtların bir kısmı eksikti.

Elif telefonunu eline aldı ve annesi Nermin’i aradı.

“Anne, müsait misin?”

“Senin için her zaman müsaitim kızım. Nöbetin nasıl geçti?”

“Yoğundu ama iyiyim. Sana bir şey soracağım. Bizim ailede eskiden kalma belgeler, eski eşyalar var mı? Özellikle doksanlı yıllardan önceye ait olanlar.”

Nermin bir an düşündü.

“Babanın sakladığı birkaç eski evrak var. Bir de aileden kalan bazı eşyalar. Ama neden sordun?”

Elif, elindeki belgeye baktı.

“Bir araştırma yapıyorum. Hastanedeki eski bir kayıtla ilgili. Bazı işaretler dikkatimi çekti.”

“İstersen babanla konuş. O, aileden kalan evrakları daha iyi bilir.”

Elif teşekkür etti. Telefonu kapatmadan önce annesinin sesindeki merakı fark etti ama konuyu uzatmadı. Henüz elinde ailesini ilgilendiren bir durum olduğunu düşündürecek kesin bir bilgi yoktu.

Kısa süre sonra babası Selahattin aradı.

Nermin konuyu ona anlatmıştı.

“Eski evrakları merak ediyormuşsun,” dedi Selahattin. “Bir şey mi buldun?”

“Henüz emin değilim baba. Sadece bazı semboller tekrar ediyor.”

“Bazen eski kayıtlar, bugünkü meselelerin nereden çıktığını anlamaya yardım eder. Ama acele karar verme. Önce neye baktığını iyice öğren.”

Elif babasının sözlerini dikkatle dinledi.

Selahattin, inşaat ve tarım yatırımlarıyla ilgilenen bir iş insanıydı. İş hayatında belge ve kayıtların önemini bilirdi. Elif’in araştırmasını küçümsememesi, onun için rahatlatıcıydı.

Aileden diğerleri de kendi hayatlarının telaşındaydı. Baran hukuk alanındaki işleriyle ilgileniyor, Fırat inşaat mühendisliği yapıyor, Yaman veteriner hekim olarak çalışıyor, Zeynep ise Türkçe öğretmenliği görevini sürdürüyordu. Elif, ailenin en küçüğüydü. Mesleği nedeniyle çoğu zaman yoğun bir tempoda yaşasa da ailesiyle bağını koparmamaya çalışıyordu.

Telefon görüşmesi bittikten sonra dosyasına döndü.

Belgede olayın tarihi açıkça yazıyordu: 1997.

Elif, tarih satırının altındaki notları yeniden okudu. Hastanede yaşanan elektrik kesintisinden söz ediliyordu. O gece bazı kayıtların yeniden düzenlendiği, birkaç belgenin ise daha sonra arşivde bulunamadığı belirtilmişti.

Bu bilgi tek başına bir şey kanıtlamıyordu. Hastanelerde eski kayıtların eksik olması mümkündü. Ancak aynı belgede yer alan semboller, Elif’in daha önce gördüğü işaretlerle örtüşüyordu.

Dosyanın fotoğrafını çekti. Sonra sembolleri ayrı bir kâğıda çizerek karşılaştırdı.

Bir çizgi eksikti.

Belki belge yıpranmıştı. Belki de işaret başından beri böyleydi. Elif emin olamadı.

Sandalyeye yaslandı ve gözlerini kısa süreliğine kapattı.

Bütün bunların birbiriyle bağlantılı olduğuna inanmak istiyordu ama doktor olarak alışkanlığı, önce kanıt aramaktı.

Kendi kendine, “Önce kayıtların devamını bulacağım,” dedi.

O gece için kararını vermişti.

Ertesi gün hastanenin arşiv sorumlusuyla konuşacak, mümkünse eski kayıtların hangi kuruma devredildiğini öğrenecekti.

Henüz Demir’in adını bilmiyordu.

Demir de onun varlığından habersizdi.

İkisi de aynı geçmişin farklı parçalarına bakıyordu.

Adı Saklı Kalan Aile

Şehrin neresi olduğu bilinmeyen, eski bir evin arka odasında küçük bir masa duruyordu.

Masanın üzerinde d