Keşfet

BÖLÜM 7 — KAYIP KAYDIN İZİNDE

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

BÖLÜM 7 — KAYIP KAYDIN İZİNDE

İstanbul — Demir’in Bulduğu İz

Demir, sabah erkenden bilgisayarının başına geçti. Masasında eski binanın fotoğrafı, ailesinden kalan metal parça ve önceki gün bulduğu arşiv kaydı duruyordu.

Üçünü yan yana koyduğunda hâlâ aynı soruya takılıyordu: Bunların birbirleriyle ne ilgisi vardı?

Bilgisayarındaki belgeyi yeniden açtı. Eski binanın geçmişiyle ilgili bilgiler eksikti. Ancak alt bölümde, yapının onarımı sırasında bazı eşyaların çıkarıldığını belirten kısa bir not bulunuyordu.

Demir satırı büyüttü.

“Eski yapıdan çıkarılan sandık ve içindeki parçalar, ayrı bir kayıtla teslim edilmiştir.”

Teslim edilen parçaların ne olduğu yazmıyordu. Belgenin sonunda da başka bir arşiv dosyasına ait numara vardı.

Demir numarayı arama bölümüne girdi. Sonuç çıkmadı.

Bir daha denedi.

Yine aynı.

Telefonunu alıp Mert’i aradı.

“Bir kayda ulaştım ama devamı yok. Başka bir dosyaya gönderme yapıyor. Numarayı aratıyorum, hiçbir şey çıkmıyor.”

“Fotoğrafını gönder,” dedi Mert. “Belki eski kayıt sisteminde farklı bir numarayla tutuluyordur.”

Demir belgeyi gönderdi. Mert incelemeye başladığında o da fotoğrafın ayrıntılarına döndü.

Eski binanın bir köşesinde, diğerlerinden farklı duran kapalı bir geçit vardı. Üstündeki taşlar düzensiz görünüyordu. Geçidin yakınında küçük bir sembol seçiliyordu.

Demir, çekmecesinden metal parçayı çıkarıp yanına koydu.

İşaretler birbirine benziyordu.

Tam aynı olduklarını söyleyemezdi ama bu benzerlik artık dikkatini çekiyordu.

Bir süre sonra Mert aradı.

“Dosyanın numarası doğru. Ama dijital arşivde karşılığı yok. Kayıt başka bir yerde tutulmuş olabilir.”

“Peki, bulabilir miyiz?”

“Bunun için eski arşivin hangi kuruma devredildiğini öğrenmemiz gerekiyor. Şimdilik kesin bir şey söyleyemem.”

Demir teşekkür edip telefonu kapattı. En azından bir sonraki adımı belliydi.

Öğleden sonra fotoğrafı babası Hakan’a gösterdi.

“Baba, şu geçide bakar mısın? Sence sonradan mı kapatılmış?”

Hakan görüntüyü dikkatle inceledi.

“Olabilir. Taşların yerleşimi diğer kısımlardan farklı. Ama yalnızca fotoğrafa bakarak kesin konuşamayız.”

“Binanın hâlâ ayakta olup olmadığını öğrenmeye çalışıyorum.”

“Önce onu öğren. Eğer bina duruyorsa, geçmişiyle ilgili daha fazla bilgi bulabilirsin. Ama eski yapılara girerken dikkatli ol. Merak ettiğin her şeyin peşinden düşünmeden gitme.”

Demir başını salladı.

Babası haklıydı. Elindeki birkaç belgeyle büyük sonuçlara varmak istemiyordu.

O akşam Mert’le birlikte kayıt numarasının izini sürmeye karar verdiler. Demir’in aklında ise tek bir şey vardı: O binanın geçmişinde, birilerinin özellikle kayıtlardan çıkardığı bir bölüm bulunabilirdi.

Ve belki de ailesinden kalan metal parçanın cevabı oradaydı.

Şanlıurfa — Elif’in Önündeki Yeni Kapı

Elif, o gün hastanedeki işlerini bitirdikten sonra evdeki çalışma masasına oturdu. Birkaç gündür incelediği eski belgeyi yeniden açtı.

Kâğıdın arkasında bulunan 1453 tarihini daha önce fark etmişti. Ancak şimdi asıl dikkatini çeken, belgenin kenarındaki küçük açıklamaydı.

“Üç işaretli emanetin kaydı, eski İstanbul evrakları arasında aranmalıdır.”

Elif cümleyi iki kez okudu.

“Demek İstanbul…”

Bu, belgenin neden o tarihle ilişkilendirildiğini açıklamıyordu. Yine de araştırmasını sürdürebileceği somut bir yön gösteriyordu.

Telefonunu alıp Zeynep’i aradı.

“Hatırlıyor musun, sana gönderdiğim eski belgeyi?”

“Üzerinde üç sembol olan mı?”

“Evet. Belgenin arkasında İstanbul’daki eski evraklara bakılması gerektiğini söyleyen bir not var.”

Zeynep kısa bir süre düşündü.

“Belki asıl belge oradan geldi. Belki de yalnızca başka bir kayda gönderme yapıyor.”

“Ben de bunu anlamaya çalışıyorum. Ama belgenin aslı yok.”

“Önce o notun hangi dönemde yazıldığını öğrenmeye çalış. Belki sana bir şey anlatır.”

Elif teşekkür edip telefonu kapattı.

Zeynep’in önerisi mantıklıydı. Belgedeki tarih ile notun yazıldığı dönem aynı olmayabilirdi. Birisi yıllar sonra eski bir kâğıda açıklama eklemiş olabilirdi.

Elif, bulduğu kayıtları tarih sırasına göre düzenledi. Birkaç dakika sonra başka bir ayrıntıyı fark etti.

Belgenin katalog açıklamasında, üç emanetin ayrı yerlerde tutulduğundan söz ediliyordu. Fakat bu bilgiyi içeren asıl kayıt eksikti.

Elif kaşlarını çattı.

Üç emanet.

Aynı ifade farklı bir belgede de karşısına çıkmıştı.

Bu noktada yalnızca sembollerin benzerliğinden söz edilemezdi. Belgeler arasında bir bağlantı bulunması mümkündü. Fakat bu bağlantının ne olduğunu anlamak için daha fazla bilgiye ihtiyacı vardı.

Elif yeni bir dosya açtı ve bütün ayrıntıları not etti. İlk fırsatta İstanbul’daki ilgili arşivlere ulaşmanın yolunu araştıracaktı.

Henüz Demir’in adını bilmiyordu. Demir’in de Elif’in araştırmasından haberi yoktu.

Ama ikisinin önündeki izler, ilk kez aynı şehri işaret ediyordu.

İstanbul, 1453 — Üç Parçaya Ayrılan Saat

İstanbul’un fethinin ardından şehirde yeni bir dönem başlamıştı. Fatih Sultan Mehmet, şehrin yönetimini düzenlerken geçmişten kalan eserlerin de incelenmesini istiyordu.

Bir gün kendisine getirilen masa saati, saraydaki diğer eşyalardan farklıydı.

Kadranında rakamlar bulunmuyordu. Onların yerinde üç sembol vardı. İçindeki mekanizmanın nasıl çalıştığıysa kimsenin anlayabildiği bir şey değildi.

Fatih, saati önüne koyup uzun süre inceledi.

“Bunu nerede bulmuşlar?”

Görevli, saatin eski bir yapıda bulunduğunu anlattı. Ancak kimin yaptığı, ne zaman oraya bırakıldığı ve daha önce kimlerin elinde bulunduğu bilinmiyordu.

Fatih, saatin kadranındaki işaretlere baktı.

“Peki, çalışıyor mu?”

“Bazen hareket ediyor, Sultanım. Fakat ne zaman duracağı belli değil.”

Fatih cevap vermedi. Bir süre sonra Akşemseddin içeri girdi ve saatin karşısında durdu.

“Bu nesne hakkında kesin olarak bildiğimiz çok az şey var,” dedi.

Fatih ona döndü.

“Öyleyse önce onu anlamalıyız.”

“Evet. Ancak anlamadan kullanmaya çalışmak doğru olmaz.”

O sırada saatin ibrelerinden biri kendiliğinden hareket etti. Kısa bir ses duyuldu ve ibre durdu.

Fatih de Akşemseddin de bunu gördü.

Akşemseddin’in yüzü ciddileşti.

“Bu saat yalnızca zamanı ölçmek için yapılmış olmayabilir.”

Fatih, “Bunu kanıtlayabilir miyiz?” diye sordu.

“Henüz hayır.”

Fatih, bilmedikleri bir şey hakkında kesin hüküm vermek istemedi. Saatin korunmasını ve hakkında tutulan kayıtların güvenli bir yerde saklanmasını emretti.

Fakat saatin nasıl çalıştığı anlaşılamadı. Onu inceleyenler de aynı sonuca varamıyordu.

Sonunda saatin üç parçaya ayrılmasına karar verildi. Her parça ayrı bir aileye emanet edilecek, böylece bütün saat tek bir kişinin elinde bulunmayacaktı.

Yalçın ve Karahan ailelerinin ataları da bu emanetleri koruyacak aileler arasındaydı. Üçüncü aile hakkındaki bilgiler ise sınırlı tutuldu.

Ailelere, kendilerine verilen parçaları korumaları söylendi. Ancak saatin bütün sırrı kimseye anlatılmadı.

Fatih, hazırlanmakta olan kayıtları son kez inceledi.

“Bilmediğimiz şeyleri bu kayıtlara gerçekmiş gibi yazmayın,” dedi. “Ne olduğunu anlamadığımız bir nesne hakkında yalnızca bildiklerimizi kaydedin.”

Bu emir üzerine saatin özellikleri, parçaların nasıl ayrıldığı ve kimlere teslim edildiği yazıldı. Fakat bazı ayrıntılar kayıtlara hiç geçirilmedi.

Yıllar geçtikçe belgeler farklı yerlere dağıldı. Bazıları kayboldu, bazıları eksik kopyalar hâlinde kaldı. Emanetleri koruyan aileler de bildiklerini kuşaktan kuşağa aktarırken saatin bütün hikâyesini koruyamadı.

Böylece üç parça birbirinden uzakta kaldı.

Saatin gerçek sırrıysa tarihin içinde saklı kaldı.

Gece — Saklanan Defter

Kimliği henüz bilinmeyen üçüncü ailenin evinde, eski bir defter masanın üzerinde açıktı.

Defterin sayfalarında tarihler, kısa notlar ve üç sembolün çizimleri bulunuyordu. Bazı satırlar silinmişti. Bazı isimlerin üzeri de özellikle çizilmişti.

Defteri inceleyen kişi, 1997 tarihli sayfaya geldiğinde durdu.

“O gece üç emanetin de kayıtları yeniden kontrol edildi. Sonuçla ilgili bilgi eksik. Gerçek doğrulanamadı.”

Notun altında daha sonra eklenmiş başka bir cümle vardı:

“Yeni bir işaret görülürse eski ka