Keşfet

BÖLÜM 8 — DUVARIN ARDINDAKİ İZ

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

BÖLÜM 8 — DUVARIN ARDINDAKİ İZ

İstanbul

Demir, sabah kahvaltısını bitirince odasına çıktı. Masanın üzerindeki eski fotoğrafı eline aldı. Birkaç gündür bu binayla uğraşıyordu ama hâlâ doğru düzgün bir cevap bulamamıştı.

Tam bilgisayarını açacakken kapı çaldı.

“Girebilir miyim?” diye seslendi Mert.

“Gel.”

Mert içeri girip masadaki fotoğrafa baktı.

“Bugün de bununla mı uğraşıyoruz?”

Demir başını kaldırıp güldü.

“İstersen başka bir şey bul, onunla uğraşalım.”

“Yok, sağ ol. Bu daha yeterince başımı ağrıttı.”

Mert sandalyeye oturdu. Birlikte eski binanın kayıtlarını yeniden incelediler. Dün buldukları belgede, binadan çıkarılan bazı eşyaların ayrı bir dosyayla teslim edildiği yazıyordu. Fakat o dosyanın kendisi ortada yoktu.

Demir bilgisayar ekranını ona çevirdi.

“Bak, burada teslim kaydından söz ediyor. Ama kaydın nerede tutulduğu belli değil.”

Mert satırları dikkatle okudu.

“Belki dijital arşive aktarılmamıştır. Eski belgelerin hepsi internette bulunmuyor ki.”

“Ben de onu düşünüyorum. Binanın kendisini görürsek belki başka bir ipucu buluruz.”

Mert saate baktı.

“Güzel. Yani sabah sabah dışarı çıkıyoruz.”

“İtirazın varsa söyle.”

“Yok. Zaten seni yalnız bıraksam akşama kadar o fotoğrafı büyütüp küçülteceksin.”

Bir süre sonra evden çıktılar.

Demir, babasının yardımıyla binanın bulunduğu semti öğrenmişti. Yol boyunca fotoğrafı birkaç kez kontrol etti. Binanın eski hâliyle bugünkü hâlinin birbirine benzeyip benzemediğinden emin olmak istiyordu.

Sokağa girdiklerinde biraz yavaşladılar.

Bina hâlâ ayaktaydı. Pencereleri değişmiş, giriş kapısı yenilenmişti. Duvarların bir kısmı da onarılmıştı. Yine de eski fotoğraftaki yapıyı tanımak zor değildi.

Demir fotoğrafı açtı.

“Burası olmalı.”

Mert başını kaldırıp binaya baktı.

“Peki, içeri nasıl gireceğiz?”

“Önce kime ait olduğunu öğreneceğiz. Öyle pat diye giremeyiz.”

Yakındaki dükkânda çalışan birine binayı sordular. Adam, yapının uzun zamandır kullanılmadığını, ara sıra bakım için görevlilerin geldiğini söyledi. İçeri girmelerine izin verecek birinin olup olmadığını bilmiyordu.

Demir teşekkür edip geri döndü.

“Bugünlük bu kadar mı?” diye sordu Mert.

“Bir dakika. Şuraya bakalım.”

Binanın yan tarafına geçtiler. Duvarın alt kısmında, sıvası dökülmüş küçük bir bölüm vardı. Demir önce pek önemsemedi ama biraz yaklaşınca durdu.

Taşların üzerinde bir işaret görünüyordu.

Çantasından metal parçayı çıkarmadı; onu yanında taşısa da yabancıların ortasında incelemek istemiyordu. Bunun yerine telefonuyla işaretin fotoğrafını çekti.

Mert de yanına geldi.

“Tanıdık geldi mi?”

Demir fotoğrafa bir kez daha baktı.

“Evet. Elimdeki parçanın üzerindeki işarete benziyor.”

“Belki aynı döneme aittir.”

“Belki. Ama bunu anlamadan kesin konuşmayalım.”

İşaretin birkaç fotoğrafını daha çektiler. Ardından binanın girişindeki eski tabelanın kalıntılarını incelediler. Yazının çoğu silinmişti. Yalnızca birkaç harf seçilebiliyordu.

Mert tabelayı fotoğrafladı.

“Bunu birine gösterelim. Belki eski adını bulabiliriz.”

Demir başını salladı.

Oraya gelirken ellerinde yalnızca eski bir fotoğraf ve eksik bir kayıt vardı. Şimdi ise gerçekten var olan bir binaya ulaşmışlardı. Üstelik binanın duvarında, metal parçadaki işarete benzeyen bir şekil bulmuşlardı.

Bu, saatin sırrını çözdükleri anlamına gelmiyordu.

Ama araştırmaya devam etmek için yeterli bir nedendi.

Şanlıurfa

Elif, hastaneden eve geldiğinde yorgundu. Çantasını odasına bıraktıktan sonra mutfağa geçti. Annesi Nermin yemek hazırlıyordu.

“Hoş geldin kızım. Yemek yiyecek misin?”

“Birazdan anne. Önce üstümü değiştireyim.”

Nermin kızının yüzüne baktı.

“Yine o eski belgeler mi?”

Elif gülümsedi.

“Bu sefer gerçekten yeni bir şey buldum.”

“İyi de bütün akşamını onlara ayırma. Biraz dinlen sen de.”

“Tamam, merak etme.”

Elif yemeğini yedikten sonra odasına geçti ve bilgisayarını açtı. Birkaç gündür incelediği belgenin nereden geldiğini araştırıyordu. Belgenin üzerindeki açıklamada, evrakın geçmişte başka bir koleksiyona aktarıldığı yazıyordu.

Başka bir deyişle, aradığı bilgi aynı dosyada olmayabilirdi.

Elif, eski katalog numarasını yeniden arattı. Bu kez karşısına farklı bir kayıt çıktı. Belge, yıllar önce düzenlenmiş bir arşiv listesinin içinde yer alıyordu.

Açıklamayı dikkatle okudu.

“Aynı dosyadan çıkarılan belgeler arasında üç parçalı bir düzeneğe ilişkin teslim tutanağı bulunmaktadır.”

Elif sandalyesinde doğruldu.

“İşte bu…”

Hemen önceki belgeyi açtı. Orada da üç işaretli emanetten söz ediliyordu. İki kaydın aynı şeyle ilgili olup olmadığını henüz bilmiyordu ama benzerlik dikkat çekiciydi.

Tutanağın kendisine ulaşamıyordu. Katalogda yalnızca varlığından söz ediliyordu.

Elif not defterini açıp bulduklarını yazdı:

Üç işaretli emanet.

Üç parçalı düzenek.

Eksik teslim tutanağı.

Eski İstanbul evrakları.

Bir süre bu notlara baktı. Sonra telefonunu alıp Zeynep’i aradı.

“Bir şey buldum,” dedi Elif.

“Bu sefer ne buldun?”

“Üç parçalı bir düzenekten söz eden başka bir kayıt var. Üstelik eski belgelerin bulunduğu yer de İstanbul’la bağlantılı.”

Zeynep’in sesi ciddileşti.

“Peki, düzeneğin ne olduğunu yazmışlar mı?”

“Hayır. Yalnızca teslim tutanağından söz ediyorlar. Asıl belge kayıp.”

“En azından nereden devam edeceğini biliyorsun.”

“Evet. Ama İstanbul’a gitmeden önce biraz daha araştırmak istiyorum.”

“Bence de. Elindeki bütün bilgileri toparla. Belki başka bir kayıt daha çıkar.”

Telefonu kapattıktan sonra Elif yeniden bilgisayarına döndü.

Bir süre sonra eski bir binanın fotoğrafına ulaştı. Fotoğrafın altında, geçmişte evrakların saklandığı kurumun adı yazıyordu.

Elif görüntüyü büyüttü. Binanın girişini dikkatle inceledi. Yapının, daha önce gördüğü başka bir fotoğraftaki binaya benzediğini düşündü. Yine de bundan emin değildi.

Fotoğrafın açıklamasında İstanbul yazıyordu.

Elif, bulduğu bilgileri kaydetti.

İlk kez araştırmasının kendisini gerçekten bir yere götürdüğünü hissediyordu. Yine de önünde cevaplardan çok soru vardı.

Üç parçalı düzenek neydi?

Neden teslim tutanağı kayıptı?

Ve bütün bu belgeler neden aynı işaretlerden söz ediyordu?

Akşam — Yalçın Evi

Demir eve döndüğünde Hakan salonda oturuyordu. Demir’in elindeki fotoğrafları görünce meraklandı.

“Binaya gittiniz mi?”

“Evet, baba. Hâlâ ayakta. Ama içine giremedik.”

“İyi yapmışsınız. İzin almadan girmek doğru olmaz.”

Demir telefonunu çıkarıp duvardaki işareti gösterdi.

“Şuna bak. Eski fotoğraftaki binanın duvarında bulduk.”

Hakan görüntüyü büyüttü.

“Bu işaretin ne olduğunu biliyor musun?”

“Hayır. Ama aileden kalan metal parçanın üzerindekine benziyor.”

Hakan bir süre daha fotoğrafa baktı.

“Binanın eski planlarını bulabilirsek duvarın geçmişte nasıl göründüğünü anlayabiliriz. Belki de sıradan bir onarım izidir. Önce araştırmak gerek.”

“Ben de onu düşünüyorum.”

Hakan telefonu geri verdi.

“Yarın bana binanın adını ve adresini gönder. Mesleğim gereği eski yapı planlarının nerelerde bulunabileceği konusunda sana yardımcı olabilirim.”

Demir’in yüzü aydınlandı.

“Sağ ol, baba.”

Od asına geçtiğinde Mert de fotoğrafları göndermişti. Demir, duvardaki işaretle metal parçanın üzerindeki şekli yan yana açtı.

Benzerlik belirgindi.

Ama neden aynı işaret iki ayrı yerde bulunuyordu?

Metal parçayı masanın üzerine koydu. Kenarındaki silik çizgiye gözü takıldı. Daha önce fark etmediği küçük bir harf vardı. Fotoğrafını çekip büyüttü ama harfin tamamını seçemedi.

Bir süre uğraştıktan sonra bilgisayardaki dosyaları kaydetti.

Bu gece daha fazlasını öğrenemeyecekti.

Yine de ertesi gün ne yapacağını biliyordu: Binanın eski planlarını bulacak, kayıp teslim kaydının izini sürecekti.

Gece — Saklanan Defter

Şehrin başka bir yerinde, kimliği henüz bilinmeyen biri eski bir defteri açtı.

Defter, uzun yıllardır aynı yerde saklanıyordu. Sayfaları sararmış, bazı yazılar silikleşmişti. Buna rağmen içindeki notlar dikkatle korunmuştu.

Kişi, 1997 tarihli sayfayı buldu.

“O gece yaşananlardan sonra kayıtlar yeniden incelenecek. Eksik bilgiler tamamlanmadan kesin bir sonuca varılm