BÖLÜM 9 — BİR GECede DEĞİŞEN KADERLER
BÖLÜM 9 — BİR GECede DEĞİŞEN KADERLER
İstanbul’da sabah, Yalçın ailesinin evinde her zamanki telaşıyla başlamıştı.
Aylin mutfakta kahvaltıyı hazırlarken Hakan masada telefonundan iş mesajlarını kontrol ediyordu. Demir içeri girdiğinde annesi önündeki tabağı işaret etti.
“Gel oğlum, kahvaltını yap. Yine çıkıp gideceksin, sonra öğlene kadar bir şey yemiyorsun.”
Demir sandalyeye oturdu.
“Bugün biraz işim var anne. Çok oyalanamam.”
Hakan telefonunu masaya bıraktı.
“Dün de aynı şeyi söyledin. Şu eski bina meselesi hâlâ devam mı ediyor?”
“Evet baba. Mert’le bazı kayıtları karşılaştırıyoruz. Birbirini tutmayan bilgiler var.”
“Peki, ne buldunuz?”
“Şimdilik kesin bir şey yok. Eski bir yapıyla ilgili kayıtlar eksik. Bir de fotoğrafta gördüğümüz işaret var.”
Hakan düşünceli bir ifadeyle oğluna baktı.
“Öyleyse önce binanın geçmişini öğrenin. Belki o işaretin ne olduğunu açıklayan bir kayıt vardır. Elinizde yeterli bilgi olmadan sonuca varmayın.”
Demir başını salladı.
“Ben de bunu yapmaya çalışıyorum.”
O sırada Mert mutfağa girdi. Elinde, önceki akşam bilgisayarına aktardığı fotoğrafın çıktısı vardı.
“Demir, şuna bir daha bak. İşareti büyüttüm. Duvarın üzerindeki şekil, bulduğumuz metal parçadaki işaretle neredeyse aynı.”
Demir kâğıdı eline alıp dikkatle inceledi.
“Bunu daha önce de fark etmiştik ama binanın planlarını görmeden bir şey söyleyemeyiz.”
Aylin çayları masaya bırakırken ikisine baktı.
“İkiniz de sabah sabah yine gizemli işlere başladınız.”
Mert gülümsedi.
“Az kaldı anne. Belki bugün bir şey buluruz.”
“İnşallah bulursunuz da şu kahvaltınızı da bitirirsiniz.”
Hakan hafifçe güldü. Birkaç dakika sonra sohbet gündelik işlere döndü. Mert’in yetiştirmesi gereken proje, Hakan’ın toplantısı ve Demir’in görev programı konuşuldu.
Evde her şey sıradandı.
Demir, yıllardır aynı sofrada oturduğu insanların kendisi hakkında bilmediği bir gerçek olduğunu henüz bilmiyordu.
Şanlıurfa’da Karahan ailesinin evinde de sabah kahvaltısı hazırlanıyordu.
Elif, hastaneye gitmeden önce çantasını kontrol ediyor, bir yandan da telefonundaki notlara göz atıyordu. Nermin kızının önüne çayını bıraktı.
“Kızım, yine mi o eski kayıtlarla uğraşıyorsun?”
Elif başını kaldırdı.
“Dün arşivde ilginç bir dosya buldum anne. Bazı bilgiler eksik, bazıları da birbiriyle uyuşmuyor.”
Selahattin konuşmaya katıldı.
“Nasıl yani? Yanlış mı yazılmış?”
“Bilmiyorum baba. Dosyanın devamı yok. Önceki kayıtlarla karşılaştırmadan kesin bir şey söyleyemem.”
Zeynep merakla kardeşine döndü.
“Peki, hangi yıla ait?”
“1997.”
Nermin’in eli bir an durdu. Kızının yüzüne baktı, sonra önündeki bardağı masaya bıraktı.
“1997 mi?”
Elif annesinin şaşkınlığını fark etti.
“Evet. Neden sordun?”
“Bir şey yok kızım. Eski bir yıl olduğu için şaşırdım.”
Elif omuz silkti.
“Zaten kayıtlar da çok eski. Belki bir kısmı kaybolmuştur.”
Baran, masadaki konuşmaya katıldı.
“Bence önce dosyanın devamını bul. Eksik bir kayıttan yola çıkarak bir şey anlamak zor.”
“Ben de öyle düşünüyorum,” dedi Elif. “Bugün yeniden başvuracağım.”
Nermin konuşmadı. Yıllar önce doğum yaptığı günü hatırlamaya çalıştı. Hastanenin kalabalığını, doğumdan sonraki yorgunluğunu ve bebeğini ilk kez kucağına aldığında hissettiği mutluluğu hatırlıyordu.
O gün yaşananlarda tuhaf bir şey olduğunu düşünmemişti.
Elif çantasını alıp ayağa kalktı.
“Ben çıkıyorum. Geç kalacağım.”
Nermin kızının yanına gidip omzunu düzeltti.
“Dikkatli git. Akşam da çok geç kalma.”
“Tamam anne.”
Elif evden çıktığında Nermin bir süre kapıya baktı. Sonra başını çevirip kahvaltı masasını toplamaya başladı. Kızının araştırdığı yılın kendi hayatındaki en önemli tarihlerden biri olduğunu biliyordu ama bu iki şeyin birbiriyle bağlantılı olabileceği aklından bile geçmemişti.
Hastanenin arşiv bölümü öğleden sonra sakindi.
Elif, önceki gün bulduğu dosyanın numarasını görevliye verdi. Bir süre bekledikten sonra görevli elinde ince bir klasörle geri döndü.
“Aradığınız kaydın devamını bulamadım,” dedi. “Ama dosyada başka bir not var. Belki işinize yarar.”
Elif klasörü açtı.
Eski kâğıtların arasında kısa bir açıklama bulunuyordu:
Doğum ve taburcu kayıtlarında uyumsuzluk tespit edilmiştir. İlgili belgelerin yeniden incelenmesi gerekmektedir.
Elif satırı bir kez daha okudu.
“Uyumsuzluğun ne olduğu açıklanmamış mı?”
“Hayır. Bu dosyada yalnızca inceleme yapılması gerektiği yazıyor. Devamındaki evrak başka bir arşive aktarılmış olabilir.”
“Oraya başvurma imkânım var mı?”
“Elbette. Bunun için ayrı bir talep oluşturmanız gerekiyor. Fakat sonuçlanması biraz zaman alabilir.”
Elif notlarını çıkardı.
“Başvuruyu bugün hazırlayabilir miyim?”
“Tabii.”
Elif gerekli bilgileri yazarken aklından türlü ihtimaller geçti. Eski hastane kayıtlarında eksiklik olması mümkündü. Yanlış yazılmış bir tarih ya da tamamlanmamış bir form da olabilirdi.
Ama doğum ve taburcu kayıtlarının neden uyuşmadığını öğrenmek istiyordu.
Başvurusunu tamamlayıp dosyayı görevliye teslim etti. Ardından hastaneden ayrıldı.
Henüz elinde yalnızca birkaç satırlık bir not vardı. Yine de bu not, yıllardır kimsenin dönüp bakmadığı bir gecenin kapısını aralıyordu.
İstanbul, 1997.
Hastanenin koridorları gece boyunca hareketliydi. Aynı saatlerde doğum yapan anneler, yeni doğan bebekler ve birbiri ardına tamamlanması gereken kayıtlar vardı.
Aylin Yalçın, doğumun ardından odasında dinleniyordu. Yorgun olmasına rağmen kucağındaki bebeği izlemekten kendini alamıyordu. Küçük kızının yüzüne baktı, parmaklarını usulca tuttu.
“Hoş geldin kızım,” diye fısıldadı.
Aynı hastanede Nermin Karahan da bebeğini kucağına almıştı. Onun bebeği de sakince uyuyordu.
Nermin, oğlunun alnına hafifçe dokundu.
“Seninle eve gitmek için sabırsızlanıyorum.”
O gece hastanede kısa süreli bir elektrik kesintisi yaşandı. Koridorların ışıkları söndü, ardından acil aydınlatmalar devreye girdi. Personel, cihazların ve hasta odalarının kontrolüyle uğraşırken servislerdeki yoğunluk arttı.
Yeni doğan bölümünde de işler karıştı.
Birbirine yakın saatlerde doğan bebeklerin kayıtları hazırlanıyordu. Bazı formlar tamamlanmayı bekliyor, bazı bilekliklerdeki bilgiler yeniden kontrol ediliyordu. Yaşanan telaş sırasında iki bebeğe ait evraklar birbirine karıştı.
Elektrik yeniden geldiğinde herkes işini toparlamaya çalışıyordu. Ancak kayıtlar baştan sona dikkatle karşılaştırılmadı. Bilekliklerdeki bilgilerle teslim formları arasındaki uyumsuzluk fark edilmedi.
Sabaha karşı iki aileye de bebekleri teslim edildi.
Aylin, kucağına verilen erkek bebeğin kendi çocuğu olduğuna inanıyordu. Nermin de kendisine teslim edilen kız bebeği kendi kızı olarak kabul etti. İkisinin de elinde hastanenin hazırladığı belgeler vardı.
O gün kimse, yaşanan karışıklığın yıllar sonra bile ortaya çıkarılamayacak kadar derin sonuçları olabileceğini düşünmedi.
Yalçın ailesi, Demir adını verdikleri erkek bebeği evine götürdü.
Karahan ailesi ise Elif adını verdikleri kız bebekle Şanlıurfa’ya doğru yola çıktı.
Böylece iki çocuk, biyolojik ailelerinden uzakta büyümeye başladı.
Yıllar boyunca Demir, Yalçın ailesinin oğlu olduğunu bilerek yaşayacaktı. Elif de Karahan ailesinin kızı olarak büyüyecekti.
İki aile için o gece, çocuklarının dünyaya geldiği ve yeni bir hayatın başladığı geceydi.
Oysa hastane kayıtlarında, kimsenin henüz fark etmediği bir yanlışlık kalmıştı.
2026, İstanbul.
Eski bir evin kapalı odasında, kimliğini kimsenin bilmediği üçüncü ailenin bir üyesi masanın üzerindeki belgeleri inceliyordu.
Önünde yıllardır saklanan bir defter, birkaç eski hastane kaydı ve üç işaretli düzeneğe ait küçük bir metal parçası vardı.
Kişi, iki doğum kaydını yan yana koydu.
Aylin Yalçın’ın dosyasında 1997 yılında bir kız çocuğu dünyaya getirdiği yazıyordu.
Nermin Karahan’ın dosyasında ise aynı yıl bir erkek çocuk doğurduğu kayıtlıydı.
Ardından taburcu belgelerini açtı.
İsimler ve bilgiler birbirini tutmuyordu.
Kişi, kayıtları yeniden kontrol etti. Sonra eski defterin boş bir sayfasına şu notu düştü:
1997 yılına ait doğum ve taburcu kayıtları karşılaştırıldı