Keşfet

ZAMANIN İKİ YÜZÜBÖLÜM 11. 2— GEÇMİŞİN ÖFKESİ, İKİ AİLENİN İSYANI

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

BÖLÜM 11 — GEÇMİŞİN ÖFKESİ, İKİ AİLENİN İSYANI

İstanbul — 2026

Yalçın ailesinin evinde son birkaç gündür kimsenin keyfi yerinde değildi.

Hakan, çalışma odasında hastaneden aldıkları raporu yeniden okuyordu. Raporu kaçıncı kez eline aldığını kendisi de bilmiyordu. Her okuyuşunda aynı gerçekle karşılaşıyordu.

Demir, onların biyolojik oğlu değildi.

Aylin salonda oturmuş, Demir'in çocukluk fotoğraflarına bakıyordu. Fotoğrafların birinde küçük Demir, babasının omzunda gülüyordu. Aylin fotoğrafı eline aldı, bir süre inceledi.

Demir salona girdiğinde annesini öyle görünce durdu.

“Anne, yine mi fotoğraflar?”

Aylin fotoğrafı masaya bıraktı.

“Ne yapayım oğlum? Elime alınca bırakamıyorum.”

Demir yanına oturdu.

“Ben de düşünüyorum. Ama kendimizi bu kadar yıpratmayalım.”

Aylin oğluna baktı.

“Peki, o kadın nasıl hissediyordur? Nermin… Senin biyolojik annen.”

Demir bir süre cevap vermedi.

“Bilmiyorum anne. Onu tanımıyorum ki.”

“Bir gün tanışacaksınız elbette.”

“Evet. Ama şu an ne söyleyeceğimi bile bilmiyorum.”

Hakan çalışma odasından çıktı. Elindeki raporu masaya bıraktı.

“Ben hâlâ inanamıyorum. Hastane yıllarca bunu nasıl fark etmez?”

Demir babasına döndü.

“Baba, ben de aynı soruyu soruyorum. Ama artık gerçeği biliyoruz. Nasıl olduğunu da öğreneceğiz.”

Hakan başını salladı.

“Öğreneceğiz. Bu işin peşini bırakmayacağım.”

Şanlıurfa — 2026

Karahan ailesinin evinde de durum farklı değildi.

Selahattin, çalışma odasında eski hastane belgelerini inceliyordu. Nermin ise salonda sessizce oturuyordu. Elif yanına geldiğinde annesinin gözlerinin dolduğunu fark etti.

“Anne, yine mi üzülüyorsun?”

Nermin kızının elini tuttu.

“Üzülmemek mümkün mü kızım? Bir oğlumuz varmış. Yıllarca başka bir evde büyümüş.”

Elif annesinin yanına oturdu.

“Ben de ne hissedeceğimi bilmiyorum. Ama sen benim annemsin. Bu değişmeyecek.”

Nermin kızına sarıldı.

“Sen de benim kızımsın. Bunu kimse değiştiremez.”

Bir süre sessiz kaldılar.

Sonra Selahattin odadan çıktı.

“Bu işin peşini bırakmayacağım. Hastanenin yaptığı hata yüzünden iki aile de yıllarca gerçeği bilmeden yaşamış.”

Elif babasına baktı.

“Baba, belki de o dönemde gerçekten büyük bir karışıklık yaşandı. Ama önce ne olduğunu öğrenmeliyiz.”

Selahattin'in yüzü hâlâ asıktı.

“Öğreneceğiz kızım. Hem de en ince ayrıntısına kadar.”

İstanbul — İlk Karşılaşma

Hastane, eski kayıtlarla ilgili soruları yanıtlamak için iki aileyi yeniden görüşmeye çağırmıştı.

Yalçın ailesi koridora geldiğinde Karahan ailesi de oradaydı.

Hakan, karşısında duran Selahattin'e baktı.

“Selahattin Karahan sizsiniz, değil mi?”

“Evet. Siz de Hakan Yalçın olmalısınız.”

İki adam tokalaştı. Ancak ikisinin de yüzündeki gerginlik belliydi.

Hakan söze başladı.

“Böyle tanışmayı istemezdim.”

Selahattin hafifçe başını salladı.

“Biz de istemezdik. Ama olan oldu.”

Hakan'ın sesi sertleşti.

“Kolay söylüyorsunuz. Yirmi dokuz yıl boyunca bir kızımız olduğunu bile bilmedik.”

Selahattin de geri adım atmadı.

“Biz de bir oğlumuz olduğunu bilmiyorduk. Elif'i kendi kızımız olarak büyüttük.”

Aylin konuşmaya çalıştı.

“Kimse sizin yaşadıklarınızı küçümsemiyor. Ama bizim de içimiz yanıyor.”

Nermin gözlerini sildi.

“Bizim de yanıyor. Ne yapacağımızı biz de bilmiyoruz.”

Tam o sırada Demir koridorun diğer ucundan geldi.

“Baba, ne oldu?”

Hakan oğluna döndü.

“Bir şey yok. Konuşuyoruz.”

Demir, karşı tarafta duran aileye baktı. Yanlarında genç bir kadın vardı. Elif de aynı anda başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Demir birkaç saniye durdu. Karşısındaki kişinin Elif olduğunu anlamıştı.

Elif de onun Demir olduğunu biliyordu.

İlk karşılaşmaları böyle olmuştu. Ne özel bir an vardı ne de uzun bir konuşma. Sadece birbirlerini ilk kez görüyorlardı.

Demir hafifçe başını salladı.

“Merhaba.”

Elif de aynı şekilde karşılık verdi.

“Merhaba.”

Sonra ikisi de ailelerinin yanına döndü.

Hakan yeniden konuşmaya başladı.

“Bizim tek istediğimiz, bu işin nasıl olduğunu öğrenmek.”

Selahattin de aynı fikirdeydi.

“Öyleyse önce hastaneyi dinleyelim.”

Hastane Toplantı Odası — Cevapsız Sorular

Aileler toplantı odasına geçti. Arşiv sorumlusu önlerine eski belgeleri koydu.

Hakan sabırsızdı.

“Bize artık açıkça anlatın. O gece ne olmuş?”

Görevli belgeleri sırayla gösterdi.

“1997 yılında hastanede bir elektrik kesintisi yaşanmış. Bazı kayıtlar elle tutulmuş. Bebeklerin teslim işlemlerinde de eksiklikler var.”

Selahattin öne eğildi.

“Peki, iki bebeğin yanlış ailelere verilmesi nasıl mümkün olmuş?”

“Şu anki belgeler, teslim sırasında bir karışıklık yaşandığını gösteriyor. Ancak o geceye ait bütün kayıtlar elimizde değil.”

Nermin dayanamadı.

“Yani birileri çocuklarımızı yanlışlıkla başka ailelere mi verdi?”

Görevli kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.

“Eldeki bulgular bunu gösteriyor. Ancak olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini söyleyemiyoruz.”

Hakan öfkeyle arkasına yaslandı.

“Yirmi dokuz yıl geçmiş. Hâlâ bilmiyorsunuz.”

Demir babasına baktı.

“Baba, biraz sakin ol.”

Hakan oğluna döndü.

“Nasıl sakin olayım Demir?”

Demir de bu kez sesini yükseltmeden konuştu.

“Ben de kızgınım. Ama burada çalışan kişiye bağırarak o geceyi öğrenemeyiz.”

Elif araya girdi.

“Eski kayıtların dışında başka belgeler de olabilir. Belki hastanenin o dönemki arşivleri yeniden incelenebilir.”

Görevli başını salladı.

“Bu konuda yardımcı olabiliriz. Ancak bazı belgelerin başka kurumlara aktarılmış olma ihtimali de var.”

Selahattin dosyayı kapattı.

“Öyleyse onları da bulacağız.”

1453 — Geçmişin Sakladığı Sır

İstanbul'un fethinden sonra…

Gizli odada Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin ile birlikte masanın başında duruyordu.

Masanın üzerindeki saat, alışılmış saatlere benzemiyordu. Üzerinde rakamlar yerine üç ayrı işaret bulunuyordu.

Fatih işaretlere baktı.

“Bu düzenek hakkında hâlâ yeterince bilgi sahibi değiliz.”

Akşemseddin saatin çevresinde dolaştı.

“Ne olduğunu tam olarak anlamadan ona müdahale etmemeliyiz.”

Fatih, masaya biraz daha yaklaştı.

“Peki, neden üç işaret var?”

“Bunun cevabını bilmiyorum. Fakat her birinin ayrı bir anlamı olduğu açık.”

Tam o sırada saatten ince bir ses yükseldi.

Üç işaretten biri parladı.

Fatih dikkatle baktı.

“Yine başladı.”

Odanın duvarında belirsiz bir görüntü belirdi. Görüntü birkaç saniye içinde kayboldu.

Akşemseddin şaşkınlıkla saati inceledi.

“Bu emaneti tek bir yerde bırakmak doğru değil.”

“Ne önerirsin?”

“Üç parçaya ayırıp üç ayrı aileye emanet edelim. Her aile yalnızca kendi sorumluluğunu bilsin.”

Fatih bir süre düşündü.

“Peki, parçalar yeniden bir araya gelirse?”

Akşemseddin cevap vermekte zorlandı.

“Bunu henüz bilmiyoruz.”

O gece saat üç parçaya ayrıldı. İki parça iki ayrı aileye teslim edildi. Üçüncü parçanın emanet edildiği ailenin kimliği ise gizli tutuldu.

O günden sonra bu sır, kuşaklar boyunca korundu.

İstanbul — Gece

Demir odasında eski fotoğrafları inceliyordu.

Hastanedeki görüşmeden sonra aklına takılan sorular daha da artmıştı. Bir yandan ailesinin yaşadığı durumu düşünüyor, diğer yandan eski bina ve saatle ilgili araştırmasını sürdürmek istiyordu.

Masadaki metal parçaya uzandığı sırada ince bir ses duydu.

Başını kaldırdı.

Ses yeniden geldi.

Demir parçayı eline aldı. Üzerindeki işaretlerden biri hafifçe parlıyordu.

“Bu da nereden çıktı şimdi?”

Parçayı masaya bıraktı ve telefonuna uzandı. Mert'i aramayı düşündü ama tam o sırada odanın ışığı kısa bir an titredi.

Metal yüzeyde üç işaret birden belirdi.

Demir olduğu yerde kaldı.

“Bu normal değil.”

Şanlıurfa — Aynı Gece

Elif, odasında hastaneden aldığı eski belgeleri düzenliyordu.

Bir dosyanın arasından daha önce dikkatini çekmeyen küçük bir kâğıt çıktı. Üzerinde üç işareti andıran şekiller vardı.

Elif kâğıdı eline aldı.

“Bunu daha önce görmüş müydüm?”

Tam o sırada kâğıdın üzerindeki çizgiler belirginleşti.

Elif şaşkınlıkla geri çekildi.

Kâğıdı masaya bıraktı ve yeniden baktı. Birkaç saniye sonra her şey eski hâline dönmüştü.

Üçüncü Emanet

Şehrin başka bir köşesinde, üçüncü aileye ait odada eski saat parçası hareketlenmişti.