ZAMANIN İKİ YÜZÜBÖLÜM 12 — YANİ BİZİM AİLEMİZ Mİ DEĞİŞMİŞ?
ZAMANIN İKİ YÜZÜ
BÖLÜM 12 — YANİ BİZİM AİLEMİZ Mİ DEĞİŞMİŞ?
İstanbul — 2026
Yalçın ailesinde kahvaltı masası kurulmuştu ama kimsenin pek iştahı yoktu.
Hakan çayını karıştırırken Demir'e baktı.
“Bugün nereye gidiyorsun?”
“Arşive uğrayacağım. Mert de gelecek.”
Aylin oğlunun önüne peynir tabağını koydu.
“Yine o eski belgeler mi?”
“Evet anne. Hastanede bulduğumuz kayıtların devamını araştıracağız.”
Kaan sandalyesine yaslandı.
“Ben hâlâ şu işe akıl erdiremedim. Yirmi dokuz yıl sonra bir telefon geliyor ve hayatımızın bildiğimiz kısmı değişiyor.”
Mert hemen araya girdi.
“Bence bizim aile ağacını baştan çizmemiz gerekiyor.”
Selin güldü.
“Sen önce kendi odanı düzene sok, sonra aile ağacını çizersin.”
Mert itiraz edecek gibi oldu ama Demir ondan önce konuştu.
“Bir de siz dalga geçiyorsunuz. Ben hâlâ ne düşüneceğimi bilmiyorum.”
Aylin oğluna baktı.
“Kimse senden hemen alışmanı beklemiyor.”
Demir annesinin elini tuttu.
“Biliyorum anne.”
Hakan çayından bir yudum aldı.
“Bugün ne bulursanız bize de haber verin.”
“Tamam baba.”
Demir kahvaltısını bitirip hazırlandı. Kapıdan çıkarken Mert de arkasından yetişti.
“Bekle, ben de geliyorum.”
“Zaten sensiz gideceğimi düşünmemiştim.”
Şanlıurfa — Aynı Sabah
Elif hazırlanırken Zeynep odasına girdi.
“Bugün İstanbul'dan haber var mı?”
Elif çantasına dosyalarını yerleştirdi.
“Henüz yok.”
“Demir'le görüşecek misiniz?”
Elif kardeşine baktı.
“Zeynep, daha doğru düzgün tanışmadık bile.”
“İyi ya, bugün tanışırsınız.”
Elif gülümseyerek başını salladı.
“İnsan bir anda böyle bir şeyin içinde kalınca ne yapacağını şaşırıyor. Dün başka bir hayatım vardı, bugün başka sorularla uğraşıyorum.”
Zeynep yanına oturdu.
“Senin hayatın değişmedi ki. Sadece bilmediğin bir gerçeği öğrendin.”
Elif bir süre düşündü.
“Belki de en doğrusu bu.”
Tam çıkacakken annesi Nermin kapıda göründü.
“Bugün hastaneye mi gidiyorsun kızım?”
“Evet anne. Birkaç belgeyi yeniden inceleyeceğiz.”
Nermin kızının çantasını düzeltti.
“Yorulma olur mu?”
“Merak etme.”
Elif annesine sarıldı ve evden çıktı.
İstanbul — Hastane Arşivi
Demir ile Mert arşiv biriminin önüne geldiklerinde Elif çoktan oradaydı.
Elif onları görünce ayağa kalktı.
“Merhaba.”
Demir başıyla selam verdi.
“Merhaba. Beklettik mi?”
“Yok, ben de yeni geldim.”
Mert gülümseyerek elini uzattı.
“Ben Mert.”
“Elif. Tanıştığımıza memnun oldum.”
Demir hafifçe gülümsedi.
“Geçen sefer biraz karışık bir ortamda tanışmıştık.”
Elif de gülümsedi.
“Biraz mı? İnsan böyle bir tanışma yaşayacağını düşünmez.”
Mert araya girdi.
“Ben hâlâ olayı anlamış değilim. Bir gün normal hayatımıza devam ediyoruz, ertesi gün aileler birbirine karışmış.”
Elif güldü.
“Ben de anneme geçen gün, 'Yani bizim ailemiz mi değişmiş?' diye sordum.”
Demir hemen karşılık verdi.
“Ben de aynı şeyi düşündüm. Hatta babama sordum, şimdi kime benziyorum diye.”
Mert kahkaha attı.
“Peki, ne dedi?”
“Hiçbir şey demedi. Sadece gazeteyi indirdi, bana baktı.”
Elif gülmeye başladı.
Bir an için hastaneye neden geldiklerini unutmuş gibiydiler. Sonra Elif elindeki dosyayı gösterdi.
“İsterseniz başlayalım. Yoksa burada sabaha kadar konuşacağız.”
Eski Kayıtlar
Arşiv görevlisi onları küçük bir odaya aldı. Masanın üzerine birkaç dosya bıraktı.
“Bunlar 1997 yılına ait kayıtların bir bölümü. Önceki incelemelerde bulunamayan bazı belgeler de bu dosyaların içinde olabilir.”
Demir dosyalardan birini açtı.
“Şu teslim tutanağına bakın.”
Elif yanına geldi.
“Burada bir tarih düzeltmesi yapılmış.”
Mert belgeyi kendine doğru çekti.
“İmza kısmı da boş.”
Elif başını salladı.
“Evet. Bu işlemi kimin yaptığı belli değil.”
Demir başka bir sayfayı çevirdi.
“Peki, bu kayıt neden ayrı tutulmuş?”
Görevli cevap verdi.
“Bazı belgeler daha sonra başka dosyalara aktarılmış. Hepsini bir arada bulmak mümkün olmadı.”
Mert iç çekti.
“Yani yine başladığımız yerdeyiz.”
Elif gülümsedi.
“En azından elimizde yeni bir belge var.”
Demir ona baktı.
“Sen her durumda olumlu bir şey bulabiliyor musun?”
“Bulmaya çalışıyorum. Yoksa bu dosyalarla insanın morali bozulur.”
Demir gülümsedi.
“Bunda haklısın.”
Bir süre daha belgeleri incelediler. Ancak o gün, bebeklerin nasıl karıştığını açıklayacak kesin bir bilgi bulamadılar.
Hastane Bahçesi
Öğleye doğru araştırmaya ara verdiler.
Elif bahçeden çay aldı. Demir de kahvesini alıp yanına geldi.
“Yanına oturabilir miyim?”
“Tabii.”
Bir süre sessizce oturdular.
Demir kahvesinden bir yudum aldı.
“Bu kadar sakin kalabilmene şaşırıyorum.”
Elif ona döndü.
“Sanma ki içimde hiçbir şey yok. Ben de geceleri düşünüyorum. Sadece sürekli üzülmenin bir şeyi değiştirmediğini biliyorum.”
“Doğru.”
Elif gülümsedi.
“Sen de pek konuşmuyorsun.”
“Genelde böyleyim.”
“Anladım. O zaman konuşmak için seni zorlamayacağım.”
Demir güldü.
“İyi olur. Bazen sessizlik de gerekiyor.”
Elif çayını bitirirken ona baktı.
“Bu arada asker olduğunu öğrendim. Mesleğini seviyor musun?”
“Seviyorum. Kolay değil ama benim için anlamlı.”
“Güzel. Ben de doktorluğu seviyorum. Yorucu olsa da.”
“Belli. İnsan sevdiği işi yapınca biraz daha dayanabiliyor.”
Elif başını salladı.
O sırada Demir'in telefonu çaldı. Arayan Mert'ti.
“Demir, neredesiniz? Ben dosyaları buldum.”
Demir ayağa kalktı.
“Geliyoruz.”
Elif de çantasını aldı.
“Sanırım molamız bitti.”
Demir gülümseyerek cevap verdi.
“Maalesef.”
Akşam — İki Ayrı Ev
Demir eve döndüğünde Mert çoktan herkese hastanedeki gelişmeleri anlatmıştı.
Selin merakla sordu:
“Elif nasıl biri?”
Demir montunu çıkardı.
“İyi biri. Sakin, anlayışlı.”
Mert hemen araya girdi.
“Bir de Demir'le gayet güzel anlaştılar.”
Demir ona ters ters baktı.
“Mert, lütfen.”
Kaan gülerek konuştu.
“Tamam, tamam. Sadece sorduk.”
Aylin oğluna baktı.
“Yoruldun mu?”
“Biraz. Ama güzel bir gündü.”
Aylin gülümsedi. Oğlunun yüzünde uzun zamandır görmediği hafif bir rahatlama vardı.
Şanlıurfa'da ise Elif, Zeynep'e hastanede yaşananları anlatıyordu.
“Belgelerde yine eksikler varmış. Ama en azından yeni bir şey bulduk.”
Zeynep kardeşine dikkatle baktı.
“Demir'le de konuştunuz mu?”
Elif gülümsedi.
“Biraz.”
“Nasıl biri?”
“İyi biri. İlk başta biraz mesafeli ama konuşunca anlaşılıyor.”
Zeynep gülerek başını salladı.
“Sen de bugün pek neşelisin.”
Elif hemen itiraz etti.
“Her zamanki gibiyim.”
Ama bunu söylerken yüzündeki gülümsemeyi saklayamadı.
Gece — Yeniden Çalışan Saat
Demir odasında eski metal parçayı inceliyordu. Masanın üzerindeki fotoğrafla parçayı yan yana koymuştu.
Bir süre sonra metalin içinden hafif bir ses geldi.
Demir başını kaldırdı.
Tık.
Tık.
Tık.
Bu kez ses kesilmiyordu.
Metal yüzeyde üç işaret sırayla aydınlandı. Demir hemen Mert'i aradı.
“Mert, odama gelir misin?”
Mert kapıda belirdi.
“Ne oldu?”
Demir masayı gösterdi.
Mert'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Bu yine çalışıyor.”
“Evet. Ama bu kez daha belirgin.”
Aynı dakikalarda Elif, hastaneden getirdiği belgeleri odasında inceliyordu. Dosyanın içinden çıkardığı eski kâğıdın üzerindeki üç işaret bir anlığına parladı.
Elif şaşkınlıkla kâğıdı elinden bıraktı.
Telefonunu aldı ve Demir'e mesaj yazdı.
“Demir, sende de garip bir şey oldu mu? Eski belgede işaretler yeniden belirdi.”
Demir hemen cevap verdi.
“Saat parçası da çalışmaya başladı.”
Elif ekrana baktı.
“Demek ki ikisi bağlantılı.”
Demir metal parçaya yaklaştı. Tıkırtı giderek hızlanıyordu.
Mert de yanına geldi.
“Bence artık bu işi yalnızca eski kayıtlarla açıklayamayacağız.”
Demir cevap vermedi.
Saatin üzerindeki üç işaret aynı anda parladı.
Şehrin başka bir köşesinde üçüncü emanet de hareketlenmişti.
Üç ayrı yerde saklanan parçalar, yıllar sonra ilk kez aynı anda tepki veriyordu.
Ve o gece, kimsenin bilmediği bir şey daha değişmişti.
Geçmiş artık yalnızca saklanan bir hikâye değildi.
Yavaş yavaş bugünün içine karışıyordu.