ZAMANIN İKİ YÜZÜİKİ AİLE, TEK KADERBİRİNCİ BÖLÜMGeçmişten Gelen Ses
ZAMANIN İKİ YÜZÜ
İKİ AİLE, TEK KADER
BİRİNCİ BÖLÜM
Geçmişten Gelen Ses
İstanbul, 1453
İstanbul'un fethinden sonra şehirde her şey yavaş yavaş değişiyordu. Sokaklarda yeni sesler duyuluyor, eski yapıların kapıları açılıyor, yıllardır kimsenin uğramadığı yerler yeniden keşfediliyordu. Fakat şehrin kalabalığından uzakta, taş duvarların ardında saklanan bir sır vardı.
Eski bir yapının bodrumunda, dar bir merdivenin sonunda küçük bir oda bulunuyordu. Odanın ortasındaki masada, alışılmış saatlere benzemeyen büyük bir saat duruyordu. Koyu renkli ahşap kasasının üzerinde ince işlemeler, metal kadranında ise üç ayrı sembol vardı.
Fatih Sultan Mehmet, saatin karşısında duruyordu. Akşemseddin elindeki kandili kaldırarak kadranı aydınlattı.
“Bu saatin nereden geldiğini öğrenebildik mi?” diye sordu Fatih.
Akşemseddin başını iki yana salladı.
“Hayır. Üzerindeki işaretler bildiğimiz hiçbir düzene tam olarak benzemiyor. Ne zaman yapıldığını da kesin olarak söyleyemiyoruz.”
Fatih, saatin kadranına biraz daha yaklaştı.
“Peki, çalışıyor mu?”
Akşemseddin cevap vermek üzereyken odadan ince bir ses yükseldi.
Tik…
İkisi de sustu.
Saatin yelkovanı kendiliğinden ilerlemişti.
Akşemseddin kandili masaya yaklaştırdı. Sembollerden biri kısa süreliğine ışıldadı ve yeniden karardı.
“Buna kimse dokunmadı,” dedi.
Fatih'in yüzündeki merak, yerini düşünceli bir ifadeye bıraktı.
“Öyleyse ne olduğunu anlamadan kullanmaya kalkışmamalıyız.”
Saatin üzerinde yapılan incelemeler, onun sıradan bir eşya olmadığını gösteriyordu. Ancak gücünün sınırları bilinmiyordu. Zamanı değiştirebiliyor muydu, yoksa yalnızca geçmişle bugün arasında bir bağ mı kuruyordu? Kimse bu sorulara kesin cevap veremiyordu.
Akşemseddin, saatin bütün hâliyle tek bir kişinin elinde bulunmasının tehlikeli olabileceğini düşündü. Uzun konuşmaların ardından üç sembolün temsil ettiği parçaların birbirinden ayrılmasına karar verildi.
Parçalardan biri İstanbul'da kalacak, diğeri Şanlıurfa'ya götürülecek, üçüncüsü ise kimliği gizli tutulacak bir aileye emanet edilecekti. Büyük saat de gizli odada bırakılacak, parçalar olmadan tam gücüne ulaşamayacaktı.
Fatih, emanetlerden birini teslim edeceği adama uzattı.
“Bu, yalnızca sizin koruyacağınız bir sır değil. Sizden sonra gelenler de onu korumalı. Parçaları bir araya getirmeye kalkışmayın.”
Adam kutuyu iki eliyle tuttu.
“Ya bir gün birisi bu saatin peşine düşerse?”
Fatih'in cevabı gecikmedi.
“Önce ne aradığını öğrenin. Çünkü her sırrı öğrenmek isteyen, onu iyilik için istemez.”
O günden sonra parçalar farklı yönlere götürüldü. Emaneti taşıyan ailelere, bildiklerini herkese anlatmamaları tembihlendi. Yıllar geçtikçe hikâyenin ayrıntıları unutuldu. Bazı aileler kendilerine bırakılan eşyanın gerçek önemini bile kavrayamadı.
Ama saatin sırrı kaybolmadı.
Yalnızca zamanı bekledi.
İstanbul, Ekim 1997
Hakan Yalçın, hastanenin koridorunda ileri geri yürüyordu. Elindeki çay soğumuştu ama bunu fark edecek hâli yoktu. Doğumhanenin kapısına her baktığında içinde aynı heyecan yükseliyordu.
Yanındaki adam gülümseyerek sordu:
“İlk çocuğunuz mu?”
Hakan başını salladı.
“Evet. Beklemek, düşündüğümden daha zormuş.”
“Birazdan geçer. Allah analı babalı büyütsün.”
“Âmin. Sağ olun.”
Tam o sırada bir hemşire kapıdan çıktı.
“Yalçın ailesi?”
Hakan hemen ayağa kalktı.
“Benim.”
“Gözünüz aydın. Bir kızınız oldu. Annenin durumu da iyi.”
Hakan'ın yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
“Çok şükür. Eşimle bebeğimi görebilecek miyim?”
“Birazdan haber vereceğiz.”
Hakan yeniden oturdu ama bu kez yerinde durmak daha da zor geliyordu. Kızına hangi ismi vereceklerini eşiyle defalarca konuşmuşlardı. Sonunda Elif isminde karar kılmışlardı.
Koridorun diğer ucunda Selahattin Karahan da eşinin doğum yapmasını bekliyordu. Haber geldiğinde gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Bir oğlunuz oldu,” dedi hemşire. “Eşinizin durumu iyi.”
Selahattin'in yüzü aydınlandı.
“Allah'a şükür. Çok şükür.”
Oğluna Demir adını vermeyi düşünmüşlerdi. Selahattin, bu ismin güçlü bir karakteri çağrıştırmasını seviyordu. Nermin ise oğullarının güçlü olduğu kadar merhametli biri olmasını diliyordu.
Aynı gece, aynı hastanede iki aile de çocuklarına kavuşmanın mutluluğunu yaşıyordu. Birbirlerini tanımıyorlardı. Hayatlarının, farkında olmadıkları bir sır yüzünden birbirine bağlanacağını bilmiyorlardı.
Hakan sonunda kızını kucağına aldığında ne söyleyeceğini bilemedi. Bir süre yalnızca ona baktı.
“Merhaba, Elif,” diye fısıldadı. “Ben senin babanım.”
Aylin yorgun ama mutlu bir ifadeyle gülümsedi.
“Bütün gece adını düşündüm. Şimdi yüzüne bakınca doğru karar verdiğimizi anlıyorum.”
Hakan bebeğin küçücük elini tuttu.
“Umarım huyu sana benzer.”
Aylin kaşlarını kaldırdı.
“Niye?”
“Benim gibi inatçı olursa ikimiz de uğraşırız.”
Aylin güldü.
“Önce kendi inatçılığını düzelt, sonra kızımızı düşünürüz.”
Öteki odada Nermin, Demir'i kucağında tutuyordu. Selahattin yanına oturup oğlunun yüzüne baktı.
“Demir,” dedi usulca. “İnşallah güzel bir hayatın olur.”
Nermin, bebeğin başını okşadı.
“Güzel bir hayatı olması için elimizden geleni yapacağız.”
O sırada, hastaneden uzakta, eski bir evde saklanan saat parçası hareket etmeye başladı.
Önce hafif bir titreşim oldu. Ardından metalin üzerinde işlenmiş sembol parladı. Kutunun kapağı kapalı olduğu hâlde odanın duvarına üç ince gölge düştü.
Saatin sesi, evin sessizliğini yardı.
Tik…
Aynı anda hastanenin koridorundaki saatler durdu.
Işıklar titredi ve söndü.
Bir anlığına bütün doğum servisi karanlıkta kaldı. Hemşirelerin sesleri birbirine karıştı. Bazı cihazlar yeniden başlatılmak zorunda kaldı. Acil aydınlatma devreye girdiğinde herkes kaldığı yerden devam etmeye çalışıyordu.
Fakat o birkaç saniye boyunca sıradan bir elektrik kesintisinden çok daha fazlası yaşanmıştı.
Saat parçası, İstanbul'daki gizli odada bırakılan büyük saatle bağ kurmuştu. Zaman kısa bir anlığına kırılmış, geçmişle bugün arasındaki sınır incelmişti. O sırada insanların algıları bulanıklaşmış, bazı kayıtların sırası değişmiş ve doğum servisinde kimlikleri doğrulamak için kullanılan bilgiler birbirine karışmıştı.
Üstelik saat, bu karışıklığın fark edilmesini zorlaştıran bir yanılsama yaratmıştı. Çalışanlar bebekleri kontrol ettiklerini hatırlıyor, aileler kendilerine gösterilen bebeklerin kendi çocukları olduğundan şüphe duymuyordu. O birkaç saniyelik zaman kırılması, herkesin hafızasında farklı bir iz bırakmıştı.
Elektrikler geri geldiğinde hastane personeli işlerine devam etti. Kayıtlar yeniden kontrol edildiğini düşündükleri hâlde yanlış eşleşmeyi fark edemediler. Saatin etkisi, yaşananları yalnızca karıştırmamış; yapılan kontrollerin hatırlanışını da değiştirmişti.
Böylece Hakan ile Aylin, Demir'i; Selahattin ile Nermin ise Elif'i kendi çocukları olarak büyütmek üzere evlerine götürdü.
İki aile de bebeklerini severek kucakladı. İkisi de çocuklarının geleceği için hayaller kurdu. Hiçbiri, kendilerine teslim edilen bebeklerin başka bir ailenin biyolojik evladı olduğunu bilmiyordu.
O gece saat parçası yeniden sustu.
Büyük saat de gizli odada hareketsiz kaldı.
Yaşananlar hastane kayıtlarında sıradan bir karışıklığın izleri gibi görünüyordu. Ancak gerçek, hiçbir kayda sığmayacak kadar tuhaftı.
Yıllar Sonra
Demir, İstanbul'da Yalçın ailesinin yanında büyüdü. Hakan'ın disiplinli tutumundan sorumluluk almayı, Aylin'in sevgisinden ise zor zamanlarda ailesine sığınmayı öğrendi.
Hakan oğlunu korumak istedikçe bazen fazla kontrolcü davranıyordu. Demir büyüdükçe kendi kararlarını verme isteği arttı. Aralarında zaman zaman tartışmalar yaşansa da birbirlerine duydukları sevgi değişmedi.
Demir, çocukluğundan beri askerlik mesleğine ilgi duyuyordu. Üniversite ve mesleki eğitim sürecini tamamlayıp asker olduğunda, görevini ciddiye alan, dikkatli ve kararlı biriydi. Kolay kolay duygularını belli etmezdi. Onu yakından tanımayanlar mesafeli bulabilirdi ama sevdiklerine karşı düşündüğünden daha hassastı.
Elif ise Şanlıurfa'da Karahan ailesinin yanında büyüdü. Selahattin'in öğütleri ve Nermin'in
Yorumlar
- Aslı Akçay: Geçmişle bugüne bağ kurmamız çok ilginç bu saat nasıl bir güce sahip olacak
- Ali Ergin: Bu saklanan sır çok merak uyandırıcı keşke daha fazla detay olsa
- Özlem: aynı hastanede iki ailene kavuşması taraflı tarafsız birleşmeleri harika kurgulanmış
- Ahmet: şu açıdan bakmak lazım sırrın kaybolmasına gönlüm razı değil ama bu güzel yazılmış
- Derya Ergin: istanbulun fethi önemli bir dönüm noktası bölmeden hemen etkileniyorsun
- Beren Pak: fatih ve akşemseddin sahneleri tam bir tarih kokusu veriyor devamını sabırsızlıkla bekliyorum