ZAMANIN İKİ YÜZÜİKİ AİLE, TEK KADERON SEKİZİNCİ BÖLÜMDEĞİŞEN DENGELER
ZAMANIN İKİ YÜZÜ
İKİ AİLE, TEK KADER
ON SEKİZİNCİ BÖLÜM
DEĞİŞEN DENGELER
İstanbul – 2026
Demir o sabah erkenden uyanmıştı. Bir süredir yaşananlar yüzünden doğru düzgün dinlenemiyordu. Yatağından kalkıp üzerini değiştirdi, ardından mutfağa geçti.
Aylin kahvaltıyı hazırlıyordu. Mert de masada oturmuş telefonuyla ilgileniyordu.
“Günaydın,” dedi Demir.
Mert başını kaldırdı.
“Günaydın. Bugün de mi erkencisin? İnsan biraz uyur.”
Demir sandalyeye oturdu.
“Senin kadar uyumuyorum diye suçlu mu oldum?”
“Yok, sadece merak ettim. Son zamanlarda hep düşüncelisin.”
Aylin oğlunun önüne çay koydu.
“Mert doğru söylüyor. Biraz kendini dinlendirmelisin.”
Demir gülümsedi.
“İyiyim anne. Merak etmeyin.”
Hakan da salona girip masaya oturdu.
“Bugün araştırmacıyla görüşecektik. Saat parçalarını da götürmemiz gerekiyor.”
Demir başını salladı.
“Hazırım baba.”
Hakan bir süre sustu. Sonra oğluna baktı.
“Demir, biliyorum bunların hepsi kolay değil. Ama ne öğrenirsek öğrenelim, bu evde hiçbir şey değişmeyecek.”
Demir babasının ne demek istediğini anlamıştı.
“Biliyorum baba. Siz benim ailemsiniz.”
Hakan cevap vermedi, yalnızca başını salladı. Aylin de konuşmaya katılmadan oğlunun elini kısa bir süre tuttu.
Kahvaltı kaldığı yerden devam etti. Konu bir süre günlük işlere döndü. Fakat herkesin aklında aynı mesele vardı.
Şanlıurfa – Karahan Ailesi
Karahan ailesinin evinde de kahvaltı hazırlanıyordu.
Selahattin masadaki evraklara göz atarken Nermin mutfaktan seslendi:
“Selahattin, onları biraz bırak da kahvaltını yap.”
“Şu dosyaya bir bakıp geliyorum.”
Yaman gülerek araya girdi.
“Baba, senin şu dosyaların bizden daha önemli galiba.”
Baran da gülümseyerek ekledi:
“Dosyalar en azından senden sürekli bir şey istemiyor.”
Selahattin dosyayı kapatıp masaya geldi.
“İkiniz de sabah sabah başladınız.”
Elif de mutfağa girdi. Zeynep onun telefonuna baktığını fark etti.
“Bir mesaj mı bekliyorsun?”
Elif telefonu masaya bıraktı.
“Hayır. Sadece saate bakıyordum.”
Zeynep gülümsedi.
“Ben de bir şey demedim zaten.”
Elif başını iki yana salladı.
“Senin ne demek istediğini biliyorum.”
Nermin kızına baktı.
“Demir'le konuşuyor musunuz?”
“Arada konuşuyoruz anne. Genellikle araştırmayla ilgili.”
“İyi. Zaten bu kadar şeyin içinde birbirinizi tanımak için acele etmenize gerek yok.”
Elif annesine gülümsedi.
“Merak etme, acelemiz yok.”
Zeynep konuyu değiştirmemek için biraz daha uğraşacak gibiydi ama Elif'in bakışını görünce vazgeçti.
Yeni Bir Araştırma
Öğleden sonra iki aile yeniden bir araya geldi. Araştırmacı, daha önce bulunan fotoğrafları ve eski belgeleri masanın üzerine yerleştirmişti.
Hakan ilk konuşan oldu.
“Yeni bir bilgi var mı?”
Araştırmacı belgeleri düzenledi.
“Şimdilik kesin bir sonuca ulaşamadık. Ancak fotoğraflar ve yazılar, geçmişte üç aile arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor.”
Selahattin sabırsızca sordu:
“Peki bu bağlantı ne? Neden kimse yıllarca bundan söz etmemiş?”
“Bunu henüz bilmiyoruz. Belgelerin bir kısmı eksik, bazı yazılar da zamanla silinmiş.”
Selahattin derin bir nefes aldı.
“Yani yine elimizde kesin bir cevap yok.”
Hakan araya girdi.
“Öfkelendiğini anlıyorum. Ben de aynı şeyleri hissediyorum. Ama birbirimize kızarak bu işi çözemeyiz.”
Selahattin ona döndü.
“Ben sana kızmıyorum Hakan. Sadece çocuklarımızın hayatını etkileyen bir şeyin nasıl bu kadar uzun süre saklı kaldığını anlamaya çalışıyorum.”
Nermin de konuşmaya katıldı.
“İkimiz de yıllarca çocuklarımızı kendi evladımız bilerek büyüttük. Şimdi öğrendiklerimizle baş etmeye çalışıyoruz. Kimse için kolay değil.”
Aylin başını salladı.
“Benim için de kolay değil. Ama Elif'i tanımak istiyorum. Onunla vakit geçirmek, hayatında olmak istiyorum. Bunu Demir'den ya da sizden bir şey eksilterek yapmak istemiyorum.”
Nermin'in gözleri doldu.
“Ben de Demir'i tanımak istiyorum. Ama Elif benim kızım. Onu da kaybetmek istemiyorum.”
Odadaki sessizlik bir süre devam etti.
Demir masanın üzerindeki fotoğraflardan birini aldı.
“Bence önce şu fotoğrafların nerede çekildiğini bulmalıyız.”
Elif de yanına geldi.
“Evet. Belki oradan bir şey öğrenebiliriz.”
Araştırmacı fotoğrafı inceledi.
“Bu bina, 1453 tarihli notlarda geçen yapıya benziyor.”
Mert fotoğrafın arkasını çevirdi.
“Burada bir yazı var.”
Herkes ona yaklaştı.
Fotoğrafın arkasında silik bir cümle bulunuyordu:
Üç emanet ayrı kaldıkça sır korunur.
Elif yazıyı tekrar okudu.
“Peki bir araya gelirlerse ne olur?”
Araştırmacı bir süre düşündü.
“Bunu söylemek için henüz erken.”
Demir fotoğrafı masaya bıraktı. Artık yalnızca geçmişte ne olduğunu değil, bu parçaların neden yeniden ortaya çıktığını da öğrenmeleri gerekiyordu.
Demir ve Elif
Toplantı bittikten sonra Demir ve Elif hastanenin bahçesine çıktı. Bir süre konuşmadan yürüdüler.
Elif sonunda sessizliği bozdu.
“Bugün biraz daha sakin geçti.”
Demir gülümsedi.
“En azından kimse tartışmayı büyütmedi.”
“Bence bu da bir gelişme.”
“Kesinlikle.”
Bir süre daha yürüdüler. Elif yorgun görünüyordu.
“Sen nasılsın?” diye sordu Demir. “Bütün bunların arasında işlerini de yürütmeye çalışıyorsun.”
“Alıştım diyebilirim. Hastanede yoğunluk hiç bitmiyor. Eve gidince de aile meseleleri başlıyor.”
“Benim durumum da pek farklı değil. Görevle ilgili işler, aile, araştırma…”
Elif ona baktı.
“Bazen her şeyi aynı anda çözmeye çalışıyoruz galiba.”
Demir başını salladı.
“Sanırım biraz öyle.”
Bir banka oturdular. Elif çantasını yanına bıraktı.
Demir bir süre düşündükten sonra konuştu.
“Geçen gün kahve içmekten söz etmiştik. Hâlâ geçerli mi?”
Elif gülümsedi.
“Geçerli. Ama bu kez aile toplantısı ya da araştırma konuşmayalım.”
“Anlaştık. Sadece kahve.”
“Bakalım, gerçekten başarabilecek miyiz?”
İkisi de güldü.
Bir süre daha sohbet ettiler. Sonra Elif'in hastaneye dönmesi gerekti. Ayrılırken Demir, onunla konuşmanın kendisini rahatlattığını fark etti. Elif de aynı şeyi hissediyordu ama ikisi de bunu dile getirmedi.
Saat Yeniden Çalışıyor
Demir akşam eve geldiğinde odasına geçti. Masasının üzerinde duran metal parçayı eline aldı. Üç sembolü dikkatle inceledi.
Daha önce de birkaç kez ışık vermişti ama bu kez farklı bir şey olacağını düşünmüyordu.
Tam parçayı yerine bırakacakken hafif bir ses duydu.
Tik…
Demir elini çekti.
Bir kez daha ses geldi.
Tik… Tik…
Metal parçanın üzerindeki ilk sembol aydınlandı. Ardından ikinci sembol de kısa süreliğine parladı.
Demir hemen Mert'i aradı.
“Mert, odama gelir misin?”
“Ne oldu?”
“Şu parçaya bakman gerekiyor.”
Mert içeri girdiğinde Demir'in elindeki ışığı gördü.
“Yine mi başladı?”
Demir cevap vermeden parçayı ona gösterdi.
O sırada telefonuna Elif'ten mesaj geldi.
Demir, sende de bir şey oldu mu?
Demir hemen yazdı:
Evet. Saat parçası yeniden ses çıkarmaya başladı. Sende de mi?
Elif'in cevabı kısa sürede geldi.
Eski belgedeki semboller de ışık veriyor.
Demir mesajı Mert'e gösterdi.
“Demek yalnızca bizde olmuyor.”
Mert diğer aile üyelerine haber vermek için telefonunu çıkardı.
Aynı saatlerde Karahan ailesinin evinde de eski sandıktan ses gelmeye başlamıştı. Nermin ve Selahattin sandığın başına geldi. Elif'in odasında duran belge de yeniden ışık veriyordu.
Kâğıdın alt kısmında daha önce fark edilmeyen bir tarih belirginleşti:
1453
Tarihin hemen altında bir cümle vardı:
İlk yasak yeniden hatırlandığında, zaman konuşmaya başlayacak.
Elif yazıyı birkaç kez okudu. Ardından Demir'i aradı.
“Bunu görmen gerekiyor.”
“Ne yazıyor?”
Elif cümleyi ona okudu.
Demir bir süre sessiz kaldı.
“Akşemseddin'in yasağından söz ediyor olabilir.”
“Ben de öyle düşündüm.”
İkisi de bir süre konuşmadı. Artık geçmişte yaşananların bugünü etkilediğinden emindiler. Ancak bunun nasıl gerçekleştiğini hâlâ bilmiyorlardı.
Üçüncü Emanet
Şehrin başka bir yerinde, eski bir odada bir kişi masanın başında oturuyordu.
Önünde açık duran defterin sayfalarında üç sembol çizilmişti. Masanın üzerinde ise diğerlerinden farklı bir metal parça duruyordu.
Kişi deftere baktı. İlk iki sembolün yanına kısa notlar düşülmüştü.
İlk emanet uyandı.
İkinci eman