2.BÖLÜM
Hazal gösterilen sandalyeye oturduktan sonra gözlerini Zuhal Müdür’ün mesafeli ve otoriter bakışlarına dikti. Sesindeki titremeye engel olamayarak:
-"Şey… Müdürüm, beni çağırmıştınız. Bir sorun mu var? Yoksa… yoksa kötü bir şey mi oldu?"
Zuhal Müdür ellerini masanın üzerine bıraktı ve sakince konuştu:
-"Yok, yok Hazal… Bu konu seninle ilgili ve bunu konuşmam gerekiyor. Beni dinlemeni istiyorum."
Hazal yutkundu, ellerini dizlerinin üstünde sıktı:
-"Evet… Dinliyorum Müdürüm."
Zuhal Müdür bir an duraksadı ve Hazal’ın gözlerinin içine baktı:
-"Hazal… Biliyorsun ki yirmi yıl önce buraya geldin. Burası senin evin oldu ama… ne yazık ki artık prosedür gereği burada kalamayacaksın."
Duydukları karşısında yutkundu, ellerini dizlerinin üstünde biraz daha sık kenetledi ve gözlerindeki şaşkınlığı gizleyemeden:
-"Nasıl yani Müdürüm? Ben şimdi burada kalamayacak mıyım? Ama biz bunu daha önce de konuşmuştuk… Hani biliyorsunuz, son senem benim, bir sorun olmayacağını söylemiştiniz bana?" diye sordu Hazal, sesindeki titremeye engel olamayarak.
Zuhal Müdür, Hazal’ın bu isyankar ama bir o kadar da çaresiz çıkışına karşı mesafeli duruşundan ödün vermedi.
-"Biliyorum Hazal, konuştuk da… Ancak üst yönetimin aldığı yeni karar ve kurumun kuralları ortada. Yaş sınırını ve prosedürleri esnetemeyiz. Okulun bitmesine az kalmış olabilir ama maalesef burada kalmana daha fazla izin veremeyiz."
Hazal, içindeki o kimsesiz ve yapayalnız çocuğun sesini bastırmak istercesine yutkundu. Gözlerinin dolmasına izin vermedi; o gururlu ve güçlü duruşunu bozmadan, dişlerinin arasından süzer gibi konuştu:
-"Peki ama ben bu durumda nereye gidebilirim, Zuhal Müdürüm? Şu an gidecek ve kalacak hiçbir yerim yok. Bana sadece bir hafta süre verebilir misiniz? En azından kalacak bir yer bulana kadar…"
Zuhal Müdür, Hazal’dan gözlerini çekip bir süre sessizce düşündü. Kısa bir sessizliğin ardından hafifçe iç çekerek başını salladı:
-"Tamam, kabul," dedi sesindeki o tavizsiz otoriteyi elden bırakmadan.
- "Bir hafta burada kalabilirsin. Ama bu bir hafta süre içinde bu yurttan tamamen ayrılman gerektiğini unutma."
Hazal başını hafifçe sallayarak onayladı. Gözlerini kaçırmadan, soğukkanlılığını korumaya çalışarak sordu:
-"Başka bir konu yoksa çıkabilir miyim Müdürüm?"
Zuhal Müdür masadaki dosyayı eline alır ve hafifçe onaylayarak:
-"Evet, çıkabilirsin. Başka bir sorun yok."
Hazal başını hafifçe sallayarak odadan çıktı. Uzun koridorda adımlarken iki yanında ki duvarlara, burada geçirdiği tam yirmi yılın izlerine bakarak yürüdü. Kapıları açık odalardan gelen seslere, koridorda dolaşan ya da kendi aralarında konuşan yurttaki diğer kızların yüzlerine takıldı gözleri. Çocukluğunun, gençliğinin, acılarının ve tutunma çabalarının geçtiği bu anıları ve etrafındaki bu hayatı zihninden geçirerek sonunda kaldığı odaya ulaştı. İçeri girip kapıyı arkasından sessizce kapattığı an, o koruduğu tüm o zırh bir anda üzerinden düştü. Sırtını kapıya yaslayarak yavaşça yere kaydı; dizlerini kendine çekti. O yalnızlığı ve tükenmişliği en derinden hissederek sessizce gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı, hıçkırıklarını içine gömerek ağlamaya koyuldu.
O gece herkes yataklarında derin bir uykuya dalmışken, Hazal gözünü bile kırpmamıştı. Yatağında sırtüstü uzanmış, karanlıkta tavanı izleyerek sabaha kadar ne yapacağını düşünmüştü.
Gecenin koyuluğu yavaş yavaş yerini solgun bir sabaha bırakırken, o çoktan üzerini giyinmişti.
Odada duramayacağını anlayıp çıktı, bahçedeki banka oturup beklemeye başladı. Bir yandan kafasında Zuhal Müdür’ün "Bir hafta süre içinde bu yurttan tamamen ayrılman gerektiğini unutma" sözü dönüp duruyordu. Hemen ardından "Acaba kendime nasıl bir ev bulabilirim?" düşüncesiyle bir arayışına girdi.
O düşüncelerle dalgın dalgın otururken, Gül Anne yemekhaneye geçerken pencereden onu fark etti. Sessizce dışarı çıkıp arkasından omzuna dokundu. Hazal bu beklenmeyen dokunuşla irkildi. Başını çevirip Gül Anne'yi görünce hafifçe şaşırdı:
-"Gül Anne?"
Gül Anne, Hazal’ın yüzüne dikkatle bakıp sordu:
-"Kızım, seni pencereden dışarıda otururken gördüm. Bu saatte burada ne işin var? Hem senin bu gözlerinin hali ne, ne oldu sana?"
Hazal, gözlerindeki uykusuzluğu ve yorgunluğu gizlemeye çalışarak zoraki bir tebessüm kondurdu yüzüne. Konuyu hemen kapatmak, Gül Anne'yi endişelendirmemek istiyordu.
-"Yok bir şey Gül Anne, sadece uykum kaçtı biraz," dedi sesini olabildiğince normal tutmaya çalışarak. Banktan kalkacak gibi hamle yaptı: -"Hem ben de hastaneye gidiyordum, gitmeden önce seni görmeye gelecektim..."
Gül Anne yemedi tabii bu geçiştirmeyi. Hazal'ın ellerini tutup onu tekrar banka oturttu, gözlerinin içine baktı:
-"Hazal... Sen herkesi kandırırsın ama beni kandıramazsın. Dökül bakalım, ne var zihnini böyle kemiren?"
Hazal pes etmiş gibi omuzlarını düşürdü. Gül Anne'nin o yıllardır üzerlerinden eksik olmayan şefkatli gözlerine baktı:
-"O kadar çok mu belli oluyor Gül Anne?" dedi sessizce.
Gülten cevap vermek yerine sadece elini Hazal'ın elinin üzerine biraz daha bastırdı. Hazal derin bir nefes aldı, artık anlatmaktan başka çaresi kalmamıştı.
-"Tamam, anlatacağım..." dedi.
Zuhal Müdür'ün dün kendisini odasına çağırdığını, artık bu yurtta kalamayacağını, acil bir ev bulana kadar bir hafta süre kalmasına izin verdiğini bir bir anlattı.
Gülten dinledikçe kaşları çatıldı, iç çekti. Yurtteki her çocuğun derdi kendi derdiydi ama Hazal'ın yeri onda hep ayrıydı.
-"Demek bir hafta..." dedi ve Hazal'ın elini tuttu.
-"Sen hiç kendini üzme kızım, bir çaresini buluruz."
Hazal, Gül Anne'nin bu sözleri üzerine ona sıkıca sarıldı.
-"İyi ki varsın Gül Anne... Sen olmasan ben ne yapardım?" dedi sessizce. Ardından geriye dönüp saatine baktı:
-"Benim... acil gitmem gerekiyor, zaten bu gece hastanede nöbetim var, gece orada olacağım."
Gül Anne sevgiyle başını salladı. Hazal, Gül Anne'nin yanağından öpüp vedalaştıktan sonra hızlı adımlarla hastanenin yolunu tuttu.
Hastaneye vardığı sırada cebindeki telefon titremeye başladı. Arayan Beril'di. Hazal adımlarını yavaşlatıp telefonu açtı:
-"Efendim Beril?"
Beril'in neşeli ve hızlı sesi kulaklığı doldurdu:
-"Ula Hazal, nerdesun kuzi? Ne yapaysun? Birazdan derse gireceğim, girmeden sesunu duyuyiyim dedim."
Hazal hastanenin kapısından içeri adımı atarken, kafasındaki o kadar sıkıntının ve yurt derdinin arasında Beril'in bu tükenmeyen enerjisine hayranlıkla hafifçe gülümsedi.
Derin bir nefes alıp "İyiyim Beril, ne olsun" dedi. -"Yeni geldim hastaneye. Gece nöbetim var, bu gece buradayım. Vallahi senin su enerjine hayranım Beril. Ama bu halini çok seviyorum."
Beril hemen Hazal'ın sesinin tonundaki o değişimi fark etti:
-"Kuzum, senin neyün var? Sesun da pek bir durgun gibi geldi bana, hayırdur?"
Hazal belli etmemeye çalışarak:
-"Bir sıkıntı yok Beril, yorgunluk işte... Dün gece pek uyku tutmadı da ondan dolayı böyleyim," dedi ve aceleyle:
- "Neyse, benim kapatmam lazım, hastanenin içindeyim. Seni sonra arayacağım."
Beril uzatmadı:
-"Tamam kuzum, kendine iyi bak! Sonra yine konuşuruz."
Telefonu kapatıp derin bir nefes aldı Hazal. Doğrudan soyunma odasına geçti, sivil montunu çıkardı, beyaz önlüğü giydi. Yaka kartını düzeltirken aynadaki yorgun yansımasına kısa bir an baktı. Zihnini toparlamaya ihtiyacı vardı.
Nöbetin koşturmacasına dalmadan önce kafeteryaya indi. Sıcak kahvesini alıp sakince yudumladı, kafasını biraz olsun boşalttı. Bardağını çöpe atıp acil servisin koridoruna doğru yürümeye başladı.
Çok geçmeden nöbetçi kıdemli asistan hocasıyla karşılaştı. Hocası elindeki dosyadan başını kaldırıp Hazal'a baktı:
-"Hazal Hocam, tam zamanında geldin. Sarı alanda görev başında kolu kesilmiş bir polis var. Yarasını kontrol edip dikişini atıyorsun, taburcu işlemlerini halledip bana bilgi veriyorsun."
-Hazal, "Tamam hocam..." diyerek onayladı.
Hazal eldivenlerini takıp dikiş setiyle sarı alana ilerledi. Sedyede oturan yaralı polisin yanında bir hemşire ve mesai arkadaşı vardı. Hazal'ın geldiğini gören hemşire "Hocam, siz geldiniz madem ben çıkayım" diyerek
Yorumlar
- İsmail Keskin: Yanında gül anneyi bulmak o sevgi dolu desteği almanın bu durumda ne kadar önemli olduğunu gösteriyor
- İsmail Parlak: Anladıklarını gizlemen çok zorlaşıyor artık belki biraz rahatlamayı düşünmelisin
- Özlem: zuhal müdürün bu kararı içten içe seni nasıl etkiliyor bilemiyorum ama güçlü olmalısın