Giriş bölümü
Kulaklarımda yankılanan o tek ses, dış dünyadaki bütün gürültüyü yutup yok etmişti. Zaman, keskin bir bıçak gibi o saniyenin ortasında ikiye bölünmüştü; öncesi yoktu, sonrası ise karanlık bir uçurumdan ibaretti.
O adamı vurdum.
Bu gerçeğin ağırlığı zihnime çarptığında, içimden kopup gelen o tuhaf, o hastalıklı dürtüyle dudaklarımın aracı olduğu şeyin farkına vardım: Gülüyordum.
Neden gülüyordum? Tanrım, ben az önce bir cana kıymıştım. Ellerim kana bulanmıştı, ayaklarımın altındaki zemin kayıyordu ve ben... dudaklarımda bükülen o yabancı, sinsi kıvrımla adeta alay ediyordum. Bu kahkaha değil, ruhumun çatlayan kısımlarından sızan bir çaresizlikti. Yanlış bir şey yapmıştım, biliyordum. İçimdeki o derin, buz tutmuş vicdan sızım sızım sızlıyor, bana dehşetle “Çok yanlış, bu çok yanlıştı” diye bağırıyordu. Göğsümün ortasına oturup nefesimi kesen o korkunç pişmanlık dalgası, midemi bulandıracak kadar gerçakti. O halde bu yüzümdeki ifade neydi? Neden içimdeki o karanlık parça, bu yıkımdan zevk alıyormuş gibi sinsi bir rahatlık duyuyordu?
Kulaklarımdaki uğultu uğultu büyürken, onun sesi hâlâ zihnimde yankılanıyordu. Yere yığılışındaki o son bakış, gözlerindeki o inanamamazlık... Her şey üstüme üstüme geliyordu. Hem onu vurduğum için içim parça parça oluyor, ruhum acıdan kıvranıyordu hem de bilincimin en ücra köşesinde yükselen o denetlenemez his, her şeyi altüst ediyordu.
Aynı anda hem yanıyordum hem de donuyordum. Bedenim buz kesmişti ama damarlarımda dolaşan kan kaynar su gibi akıyordu. Yanlıştım. Yaptığım her şey, hissettiğim bu ikiye bölünmüşlük, dudaklarımdan dökülen o anlamsız tebessüm... Hepsi baştan sona yanlıştı. Ama geri dönüşü yoktu. O tetiği çektiğim an, sadece onu değil, kendi ellerimle kendi geçmişimi, masumiyetimi ve geride bırakmak zorunda olduğum tüm yarınlarımı da vurmuştum.
Zihnimin içindeki o uğultu biraz olsun yavaşlarken, ayaklarımın altındaki zeminle bağım tamamen kopmuştu. Bedenim buz gibi kesilmişti ama içimde söndüremediğim bir yangın vardı. Gözlerimi yerde yatan o bedene diktiğimde, dudaklarımdan yine o sinir bozucu, ne anlama geldiğini kendimin bile çözemediği sinsi bir tebessüm döküldü.
Neden gülüyordum? Tanrım, adamın biri hemen önümde, kendi kanının üstünde soğurken ben neden sırıtıyordum? Beynimin bir köşesi dehşetle çığlık atıyor, yaptığım şeyin geri dönüşü olmayan bir vahşet olduğunu yüzüme vuruyordu. Ama diğer tarafım... Diğer tarafım sanki harika bir şey başarmışım gibi gururluydu.
"Çok saçmasın," dedim fısıltıyla, sesim odanın soğuk duvarlarında yankılandı. Ölü bir adamla konuşuyordum. "Görüyor musun? Aptal gibi ortada kaldın işte. Şimdi ne olacak? Ben ne olacağım?"
Kendi sesim kulaklarıma yabancı bir kadının fısıltısı gibi geliyordu. Gülüşüm yüzümde dondu, yerini derin, boğucu bir hıçkırığa bıraktı. Eğilip adamın soğumaya başlayan bileğinden tuttuğumda, tenime yayılan o ölüm soğukluğu iliklerime kadar işledi. Midem bulandı. Az önce ellerimi kana bulayan o güç, yerini aciz bir titremeye bırakmıştı.
Onu öylece burada, bu odanın ortasında bırakamazdım. Kimse bulmamalıydı. Burası bizim sırrımız olacaktı; o ve benim aramızdaki o kanlı bağ...
Titreyen ellerimle kollarından kavradım, sürüklemeye başladım. Her adımda yerdeki kanın ayak bileklerime bulaştığını hissediyordum. Cesedi taşırken nefes nefese kalmıştım; bir yandan sırtıma binen o ağır yükün ezikliğiyle kıvranıyor, bir yandan da kendi kendime mırıldanarak deliye dönmüş gibi gülüyordum.
"Ağırlaştın," dedim soluk soluğa, cesedin başını kaldırmaya çalışırken. "Yaşarken bu kadar yük olmuyordun ha? Şimdi ne bu direnç? Ölünün bile huyundan vazgeçmiyorsun."
Gözlerimden süzülen yaşlar yanaklarımı yakarken, dudaklarımda hâlâ o çarpık kıvrım asılı kalmıştı. Ağlıyordum ama gülüyordum. Onu sürüklüyor, toprağa doğru götürürken adeta onunla dertleşiyordum. Bu evin altı, bu sessiz zemin, ikimizin de sonu olacaktı. Ve ben, kendi ellerimle kazdığım bu kuyuya sadece onu değil, ruhumun sağ kalan son parçasını da gömüyordum.
Yorumlar
- Nisanur Yiğit: Tam olarak anlamadım dediğinizi
- Ruskoavo Turk: Güzel bir protesto sundun burada ama neden bu hale geldin ki @ihtilal1994n
- Nisanur Yiğit: Tam olarak anlamadım dediğini açıklarmısın
- Efe Hendek: Bunları düşünürken hala gülüyorsan kendini durdurmalısın yazık olur sana
- Nisanur Yiğit: Dimi ya 🙈
- Nazlı Özdemir: Kendine gel artık Gülmek nedir bilmiyorsun resmen travma yaşıyorsun
- Nisanur Yiğit: Vallaha yaptım birşeyler 😂😂begendiyseniz ne mutlu bana ❤❤
- Ahu Kuzu: Bu anın gerilimi öyle yoğun ki yüreğim ağzımda Ne yaptın sen
- Nisanur Yiğit: Çok teşekkür ederim güzelim ❤
- Hatice Çetin: Çektiğin pişmanlığın verdiği his çok realistik burası izlenmecek gibi değil
- Nisanur Yiğit: Yaaa teşekkür ederim ❤❤
- Duygu Esin Nalçacı: Bir insanı vurmanın ağırlığını bu kadar iyi hissettirmeni beklemiyordum