Neden ben
MİHRA'NIN ANLATIMI
Fotoğraf parmaklarımın arasında hafifçe titrerken, odadaki sessizlik kulaklarımda çınlayan bir uğultuya dönüştü. Arkasındaki o tek cümle, zihnimin duvarlarına çarpan ağır bir balyoz gibiydi. Masanın arkasından uzaklaşıp odanın içinde yavaşça adımlamaya başladım. Nefesim boğazımda düğümleniyor, göğsümün üzerindeki o görünmez baskı her saniye biraz daha ağırlaşıyordu. Korkuyordum; ama bu sıradan bir korku değildi. Bu, yıllardır üzerine kalın bir beton döktüğümü sandığım o karanlık gerçeğin, yerin altından elini uzatıp ayak bileğimden yakalaması gibi bir şeydi. Zihnimin eninde sonunda bu noktaya geleceğini biliyordum.
Olduğum yerde durup derin, sarsak bir soluk aldım. Gözlerimi kapatıp birkaç saniye boyunca sadece kendi kalp atışlarımı dinledim. Kendime gelmem gerekiyordu. Odadaki bu boğucu hava, bu absürt kurgu, muhtemelen bugün derste işlediğimiz konularla aklınca dalga geçen şımarık öğrencilerden birinin aptalca bir şakasından ibaretti. Berk’in ya da o kafadarların işi olmalıydı. Üniversite koridorlarında türeyen bu tür ergen oyunlarına alışkındım. Fotoğrafı ve arkasındaki o saçma yazıyı buruşturup masanın üzerindeki çöp kutusuna attım. Titreyen ellerimi montumun cebine sokup derin bir nefes daha aldım; hayır, ortada panik yapacak bir şey yoktu. Her şey tamamen kontrolüm altındaydı.
Odadan çıkıp koridora yöneldim. Kapıyı ardımdan çektiğimde, binadaki o sessizlik yüzüme bir duvar gibi çarptı. Merdivenlerden inerken adımlarımın yankısı beton duvarlarda çarpışıyordu. Kampüsün bahçesine adım attığımda, akşamüstünün serin rüzgarı yüzüme vurdu. Öğrencilerin neşeli uğultuları ve uzaktan gelen araç sesleri, zihnimdeki o uğultuyu biraz olsun hafifletti. Otoparka yürüyüp küçük arabamın kilidini açtım ve sürücü koltuğuna geçip kapıyı kapattım.
Direksiyona yaslanıp gözlerimi kapattım. Birkaç dakika boyunca öylece durdum; motoru çalıştırmadan önce nefesimin normale dönmesini bekledim. Şehir trafiğine çıkıp yavaşça ilerlemeye başladığımda, camdan dışarıdaki akıp giden cadde ışıklarını izledim. Trafiğin o monoton ritmi, zihnimdeki kesik kesik çarpan düşünceleri yavaş yavaş yatıştırdı. Kendi kendime bunun sadece yorgunluk olduğunu, gün boyunca beynimi kemiren adli vakaların yarattığı birer illüzyondan başka bir şey olmadığını tekrarlayıp durdum. Eve varana kadar radyoyu açmadım; sadece yolun ve lastiklerin asfaltla buluştuğu o tekdüze sesle baş başa kaldım.
Küçük evimin önüne gelip aracı park ettim. Anahtarla kapıyı açıp içeri girdiğimde, evin o tanıdık, sakin ve güvenli kokusu beni karşıladı. Montumu ve çantamı portmantoya bırakıp banyoya yöneldim. Musluğu açıp ılık suyun avuçlarımda birikmesini izledim; ardından suyu yüzüme çarptım. Damlalar çenemden süzülürken, aynadaki yansımama baktım. Sol gözümün altındaki o soluk iz hariç, karşımda duran kadın oldukça dindi, oldukça sıradandı. Duş alıp üzerimdeki o yorgunluğu ve günün tüm tozunu akıttıktan sonra, daha hafiflemiş bir halde mutfağa geçtim. Kendime sade bir şeyler hazırlayıp sessizlik içinde yedim.
Yemeğin ardından, salondaki o küçük ahşap masanın başına oturdum. Üzerinde ders notlarım ve öğrencilerimin hazırladığı ödev taslakları duruyordu. Masanın lambasını açıp etrafı aydınlattım. Günün kalan işlerini bitirmek, kafamı tamamen dersin monotonluğuna gömmek istiyordum. Öğrencilerin bıraktığı kağıtları tek tek elime alıp incelemeye başladım. Kimisi özenle hazırlanmış teknik raporlardı, kimisi ise son dakikada karalanmış gelişi güzel notlar.
Sayfaları yavaşça çevirirken, ortalama bir öğrenci ödevinin arasına sıkıştırılmış katlanmış bir kağıda denk geldim. Kağıdı açıp üzerindeki el yazısına göz gezdirdim. Öğrencinin ders sırasında anlattığım bazı kavramları kendi cümleleriyle açıklamaya çalıştığı görülüyordu; ancak sayfanın tam ortasındaki o paragrafta, alışılmışın dışında, fazlasıyla keskin ve soğuk bir ifade dikkatimi çekti.
Metni okurken gözlerim satır aralarında gezindi:
> "Mükemmel suç diye bir şey yoktur; yalnızca henüz bedeli ödenmemiş sessizlikler vardır. Ve o sessizliği bozan ilk ses, her zaman katilin kendi adımlarıdır."
>
Cümlenin altındaki dipnotta ise sadece tek bir isim iliştirilmişti: Efsar.
Nefesim anında boğazımda tıkandı. Bu isim... Derslerimde asla geçmediğim, yerel akademik kaynaklarda adı bile geçmeyen, uluslararası karanlık dosyalarda adı fısıltıyla anılan o Stockholm merkezli dedektifin ismiydi. Sıradan bir üniversite öğrencisinin ev ödevinde, üstelik bu kadar kusursuz ve nokta atışı bir tözle ne işi vardı? Kağıt parmaklarımın arasında hafifçe kıvrılırken, odadaki o sahte sakinlik bir anda paramparça oldu. Zihnimdeki kilitli kapılar, ardına kadar açılmak için nihayet ilk sert darbeyi almıştı.
Elindeki kağıt parmaklarımın arasında hafifçe buruşurken, oturduğum ahşap sandalyede geriye yaslandım. Kalbim göğüs kafesimde düzensiz ve ağır vuruşlarla atıyordu. Masanın üzerindeki lambanın sarı ışığı odaya loş bir gölge düşürürken, zihnimdeki o görünmez çarklar durmaksızın dönüyordu. Bu isim, Efsar... Sadece sıradan bir öğrencinin ödevine iliştirilmiş tesadüfi bir kelime olamayacak kadar ağırdı.
Sandalyeden kalkıp odanın diğer köşesindeki masanın üzerinde duran eski dizüstü bilgisayarıma doğru yürüdüm. Cihazın kapağını kaldırıp güç tuşuna bastığımda, ekranın aydınlanması birkaç saniye sürdü. İşletim sistemi açılırken fanın çıkardığı hafif hırıltı odadaki sessizliği deliyordu. Tarayıcıyı açıp arama çubuğuna tıkladım; parmaklarım klavyenin tuşları üzerinde bir an tereddüt etti. Ardından yavaşça o ismi yazdım.
Efsar.
Arama tuşuna bastıktan sonra ekrana düşen sonuçları incelemeye başladım. Sosyal medyada, popüler platformlarda ya da resmi akademik sitelerde bu ada dair tek bir fotoğraf, yüz hatlarını ele veren tek bir kare yoktu. Sistem sanki bu ismi bilinçli olarak saklıyor ya da bu adam dijital dünyada var olmamayı tercih ediyordu. Ancak adli tıp forumlarında, uluslararası suç arşivlerinin derinliklerinde açılmış birkaç anonim başlık ve kapalı devre hukuk portallarında adına rastlamak mümkündü.
Sayfaları yavaşça kaydırarak hakkındaki yazıları okumaya başladım. Karşımda duran metinler, onun sıradan bir polis memuru ya da yerel bir müfettiş olmadığını, Stockholm merkezli bağımsız bir adli analist ve dedektif olarak tanındığını gösteriyordu. Hakkında yazılan makalelerden ve derlenen vakalardan derlenen bilgiler oldukça sınırlıydı:
“1996 doğumlu, adli vakalardaki olağanüstü sezgisel analizi ve kusursuz mantık yürütme becerileriyle tanınan bağımsız dedektif. Bugüne kadar yerel polis teşkilatlarının bile çözemediği onlarca kilitli dosyayı aydınlatmış, suç mahallindeki psikolojik örüntüleri okuma konusunda uzmanlaşmıştır. Görsel medyada yer almayı reddeden, hakkında resmi bir basın kaydı bulunmayan ancak yeraltı hukuk dünyasında ve adli çevrelerde efsanevi bir üne sahip olan gölge figür...”
Ekrana yansıyan o kısa biyografik satırları ve adamın mesleki geçmişini okudukça, içimdeki o huzursuzluk dalgası büyüyerek tüm bedenimi sardı. Fotoğrafımdaki o yabancı kabanlı adamın, okulun bahçesinden beni izleyen o keskin silüetin ve masamda bulduğum o notun bu isimle olan bağı, artık görmezden gelinemeyecek kadar netti. Stockholm'de adı fısıltıyla anılan bu adam, şimdi o eski evin altından çıkan sırlarla birlikte doğrudan benim dünyama adım atmıştı.
( Bu arada karakterimizin şu an soy ismini açıklayamıyorum çünkü bunu ilerleyen bölümlerde göreceksiniz ❤️🔥)
Ekrandaki o soğuk, mesafeli biyografi satırları gözlerimin önünde bulanıklaşırken, fareyi bırakıp ellerimi yüzüme kapattım. Bilgisayar ekranının yaydığı o soluk mavi ışık odanın karanlığında yüzüme vuruyor, nefes alış verişlerim odanın sessizliğinde yankılanıyordu. Gözlerimi sıkıca yumdum, zihnimin içinde dönen o çarkları durdurmaya, aldığım solukları yavaşlatmaya çalıştım. Sakin olmalıyım, diye geçirdim içimden titreyen bir sesle. Panik yapmak, o adamın eline koz vermekten başka bir işe yaramazdı.
Ancak ne kadar sakinleşmeye çalışsam da, içimdeki o zehirli sorular zihnimi bir mengene gibi sıkmaya devam ediyordu. Parmaklarımı şakaklarıma bastı
Yorumlar
- DJ Slot: Burada başka biri var ve onu tanımak zorundasınız
- Ebru Rüzgar: başka birinin hayatına hapsolmuş gibisin araştır kendini @ihtilal1994n
- Nisanur Yiğit: Neden?
- Emre Kuş: efsar ismi aklımı kurcalıyor umarım bir sır değildir
- Çiğdem Ülger: sakinleşman lazım biraz düşün ve doğru çözüm bul
- Nisanur Yiğit: öncelikle sakın oluyoruzzz 🙈
- Barış Oruç: Buna çıkarılacak çok şey var ama anladım ki korku içimi kemiriyor
- Ayşe kibritci: Nedenleri aramalısın geçmişin karanlıklarıyla yüzleşmelisin bu kaçış değil
- burak yılmaz: neden ben sorusu geçmişimi sorgulamama sebep oldu kesinlikle güvenmemeliyim
- Aslı Zorlu: Bu yaşamı üzerinizde taşıyorsunuz pes etmemelisiniz