Keşfet

ortağın

Zihnin suç ortağı

EFSAR'IN ANLATIMI

Lars’ın evden çıkışının ardından salonda kalan ağır havayı dağıtmak için fazla vakit kaybetmedim. Dosyayı tabletten son bir kez gözden geçirdim; Türkiye biletini Astrid’in ekranına çoktan düşürmüştüm. Üzerimdeki siyah kazağın fermuarını boynuma kadar çekerken, kapının önünde bekleyen korumalarımın hareketlendiğini belirten o hafif telsiz hışırtısını duydum.

Aşağı indiğimde, Stockholm’ün buz gibi rüzgarı bina kapısından içeri doldu. Siyah aracımın kapısı açıldığında, arka koltuğa geçip yerleştim. Araba havalimanına doğru kayarken, zihnimdeki dişliler çoktan Türkiye’deki o yıkıntı evin haritasını çizmeye başlamıştı. Arka koltukta gözlerimi dışarıdaki gri manzaraya diktim; bu yolculuk, sadece çözülmeyi bekleyen bir ceset dosyası değil, ruhumun o donuk sınırlarını zorlayacak sessiz bir fırtınanın başlangıcıydı. Özel jetin merdivenlerinden yukarı çıkarken, rüzgar saçlarımı savuruyordu. Koltuğuma oturup emniyet kemerini bağladığımda, kalkış için hazırlıklar başladı. Stockholm geride kalırken, gözlerimi kapattım.

MİHRA'NIN ANLATIMI

Sabahın ilk ışığı, odanın ortasındaki eski ahşap masanın üzerine vurduğunda gözlerimi araladım. Her uyandığımda o tuhaf boşluk, göğsümün ortasına oturmuş ağır bir taş gibi beni karşılardı. Adımın Mihra olduğunu biliyordum, yirmi sekiz yaşındaydım; fakat bu ismin gerisinde ne kadarlık bir hayatın kaldığını, bu bedenin geçmişte hangi cehennemlerden geçerek bugüne ulaştığını zihnimin hiçbir köşesi hatırlamıyordu. Zihnimin içi, kalın bir sis tabakasının arkasında saklanan devasa bir boşluktu.

Yataktan kalkıp aynanın önüne geçtiğimde, yansımama baktım. Sol gözümün hemen altında, kazadan kalma soluk ama derin bir iz duruyordu. Sadece yüzümde değil, tenimin en ücra köşelerinde, özellikle belimde ve sırtımda kazanın o korkunç gecesinden kalan morlukların solmuş izleri, hâlâ o günün acısını sessizce fısıldıyordu. Vücudumdaki her bir iz, bana tanımadığım bir yabancının hikayesini anlatıyor gibiydi ama elimden gelen tek şey susmaktı.

Mutfaktaki küçük masaya geçip üzerime sade bir hırka aldım. Evim küçüktü, eşyalar az ve sadeydi; çünkü burası bana ait olan, kendi ayaklarım üzerinde durabildiğim tek sığınaktı.

Birkaç yıl öncesine uzanan o sisli hatıra kafamda canlandığında, içimdeki o donuk sızı yeniden sızladı. Gözlerimi açtığımda beyaz duvarlı, steril ve keskin ilaç kokan bir hastane odasındaydım. Doktorlar başımda fısıldaşıyor, bana kim olduğumu soruyorlardı ama ben kendi adımı bile hatırlandığımda dehşete düşmüştüm. Vücudumdaki o kırıkların, eziklerin ve derin morlukların sızısı günlerce dinmemişti. Bana o kazadan sonra el uzatan, kimsesizliğimin ortasında bir baba gibi beliren o yaşlı adam olmuştu. Beni o hastaneden çıkarıp kendi evine götürmüş, yeni bir kimlik, yeni bir hayat kurmuştu.

O büyük konakta geçen günlerimde, o yaşlı adamın oğluyla aramızda geçen evlilik konuşmaları, o devasa malikanenin soğuk koridorları... Her şey bir rüya gibi silikleşiyordu. Adamın oğlu çoktan yurt dışında başka bir hayat kurmuş, başka biriyle evlenmişti. Ben o evde yapayalnız kaldığımı, artık o büyük çatının altında kalmak için hiçbir sebebimin olmadığını fark ettiğim an, eşyalarımı topladığım gibi ayrılmıştım. O yaşlı adamın desteğiyle tuttuğum bu küçük, mütevazı ev, benim gerçek anlamda nefes alabildiğim tek yer olmuştu.

Hızlıca kahvaltımı yapıp evden çıktım. Üniversitenin o kalabalık bahçesine adım attığımda, etraftaki gençlerin neşeli sesleri kulaklarımı doldurdu. Çocuk gelişimi dersimin olduğu sınıfa doğru yürürken, ayak seslerim koridorlarda yankılanıyordu. Hayat, bana unutturulan o büyük geçmişin yükünü sırtımda taşısam da dışarıdan bakıldığında olağan akışında, sıradan bir genç kadının rutini gibi akıp gidiyordu. Sınıfa girip kürsüye geçtiğimde, öğrencilerin meraklı bakışlarıyla karşılaştım. Derse başlamak için defterimi açtım ama içimdeki o huzursuz kıvılcım, bugün her zamankinden daha şiddetli bir şekilde zihnimi tırmalamaya devam ediyordu.

Sınıfın gürültüsü, tahtaya tebeşirle büyük harflerle Adli Vakalar ve Olay Yeri yazana kadar devam etti. Arkaya yaslanmış, bacak bacak üstüne atmış bir vaziyette oturan Berk, her zamanki o ukala gülüşüyle yerinde kıpırdandı. Sınıfın en zengin ailelerinden birinin oğlu olmanın verdiği o şımarıklığı her fırsatta sergilemekten vazgeçmeyen tiplerdendi.

"Hocam," dedi, arkasına yaslandığı sandalyeyi gıcırdatarak. Sesi, dersi kaynatmaya çalışan o bilmiş tonda çıkıyordu. "Alt tarafı bir olay yeri incelemesi. Polis şeridini çekip parmak izi arıyoruz işte, bu kadar büyütülecek ne var? Televizyondaki diziler gibi her şeyi abartıyorsunuz sanki."

Sınıftan birkaç kişi kıkırdadı. Kalemimi masaya yavaşça bıraktım, ellerimi kürsünün kenarına yaslayıp hafifçe öne doğru eğildim. Bakışlarımı doğrudan Berk'in gözlerine diktim.

"Televizyon dizilerinde izlediğin o süslü sahneler gerçek hayatta işine yarasaydı Berk, şu an arka sırada oturup boş boş sırıtmak yerine poliste staj yapıyor olurdun," dedim, sesimdeki o sakin ama iğneleyici tondan ödün vermeden. "Sen parmak izi aradığını sanırken, suçlu senin o baktığın yerin üç metre ötesinden arkasını dönüp gitmiş olur. O yüzden hayal dünyasından çıkıp önündeki deftere odaklan, yoksa bu dersten kalışını televizyondan naklen yayınlamak zorunda kalacağız."

Sınıftakilerden birkaç boğuk gülüş sesi yükseldiğinde, Berk’in yüzündeki o kibirli sırıtış soldu; gözlerini kaçırıp önündeki masaya baktı.

"Evet, kaldığımız yerden devam ediyoruz," dedim, gözlerimi sınıfta gezdirerek. "Olay yerinde atlanan en küçük detay, bütün bir soruşturmanın çöplüğe dönmesi demektir. Bir damla yanlış hareket, geride kalan tüm delilleri yok eder..."

. Öğrencilerin bir kısmı kafalarına takılan teknik detayları sormak için parmak kaldırıyor, bazıları ise hızla not alıyordu. Sınıfın ortalarına doğru birkaç soru yanıtladıktan sonra, arka sıradan yine o ses yükseldi.

Berk, her zamanki o ukala ve meydan okuyan tavrıyla parmağını şöyle bir sallayıp ayağa kalktı. Sınıftaki diğer öğrenciler gibi sıradan bir soru sormayacağı her halinden belliydi; gözlerinde o sinir bozucu, bilmiş parıltı vardı.

"Hocam, sürekli siz bize 'Şöyle bir hata yaparsanız yakalanırsınız, burada delili atlamış olursunuz' diyip duruyorsunuz," dedi, sesini sınıfın duyabileceği şekilde biraz daha yükselterek. "Madem bu kadar kusursuz bir olay yeri incelemesi anlatıyorsunuz, ben de size öğrencimiz olarak ters köşeden sorayım: Peki hocam, bugün bir cinayet işleseniz, arkada hiçbir iz bırakmamak için delilleri tam olarak nasıl yok ederdiniz?"

Sınıftan istemsiz bir mırıltı, ardından kıkırtılar yükseldi. Kimi arkadaşlarının bu cesur çıkışına şaşırıyor kimi de hocanın nasıl bir tepki vereceğini görmek için bana bakıyordu.

Kalemimi parmaklarımın arasında yavaşça çevirdim, ardından tahtanın kenarına bıraktım. Kürsüye doğru birkaç adım atıp kollarımı göğsümde kavuşturdum ve doğrudan Berk'in gözlerinin içine baktım. Yüzümdeki o sakin ama tehlikeli ifade, sınıfın havasını bir anda soğutmaya yetmişti.

"Mükemmel bir cinayet diye bir şey yoktur Berk," dedim, sesim odada net bir şekilde yankılanırken. "Çünkü insan doğası gereği mutlaka bir açık verir; bazen bıraktığı bir tel saç, bazen de senin şu an yaptığın gibi boş konuşma arzusu. Eğer gerçekten iz bırakmamak isteseydim, delilleri yok etmeye çalışmakla vakit kaybetmezdim; en büyük delili, yani olayın yaşandığı gerçeğini zihniyetimden tamamen silerdim."

Sınıftakiler sessizliğe büründü; Berk ise cevabım karşısında ne diyeceğini bilemeyerek öylece kaldı, bakışlarını hemen önüne kaçırdı.

"Şimdi," dedim, gözlerimi sınıfta yeniden gezdirerek, "bu hayali senaryoları bir kenara bırakıp önünüzdeki rapora dönün. Çünkü gerçek dünyada kimse size bu kadar kolay bir kaçış şansı vermez."

Berk'in yerine sinirli bir şekilde oturuşunun ardından sınıftaki o gergin sessizlik birkaç saniye daha sürdü. Öğrencilerin bir kısmı gözlerini önlerindeki defterlere dikerken, en ön sırada oturan Pelin parmağını yavaşça kaldırdı. Sınıfın en çalışkan ve dikkatli öğrencilerindendi; Berk'in aksine her zaman teknik detaylar ve gerçe

Yorumlar

  • Aysel Maden: bu sahne larsın çıkışından sonra yaşanan gerginliği çok iyi gösteriyor
  • Yağmur Erdoğan: O yaralar geçmişten gelen acılara işaret ediyor seni unutma mihra
  • Feride Vatan: berke bu kadar sert çıkış yapmana şaşırdım ama yerinde bir tepki
  • Pınar Eryılmaz: Bu cümle senin içindeki karanlığı açığa çıkaracak gibi görünüyor
  • Eda: bu an gerçekten yoğun bir duyguyla dolmuş gözlerini kapatman çok anlamlı
  • Nisanur Yiğit: Bazen insan yerini bilmeli. 🩶❤
  • Elif Pektaş: Bu replik berk için çok ağır geldi ama hak ettin kimseyi küçümsemek doğru değil
  • Emre Efe: mihranın durumu içler acısı böyle yalnız hissetmemeliydin
  • Emre Meydan: pelinin sorusu çok önemli gerçekçi olanı bulmak asıl mesele çünkü yanlış yere baktığımızda kaybediyoruz
  • Nisanur Yiğit: Bu güzel yorumunuz için teşekkür ederim ❤❤
  • Nisa Fidan: Dışarıda kalabalık olmasına rağmen yalnızlık hissini iyi anlatmışsın
  • Nisanur Yiğit: Teşekkürler bitanemm🔥