BÖLÜM IV: RÜYA VE KARAR (17-18 Yaş — Lise Son Sınıf)
Bir gün yeniden doğacağını bilmeden, zümrüdüanka ilk kez yönünü seçti; karar, küllerin içindeki sessiz yemindi.
4.1. Rüyanın Peşinde
18 Kasım 2012 — Okul, Rehberlik Servisi
Rüyayı gördükten sonraki gün Nâzım, okulun rehber öğretmeni Gülseren Hanım'ın odasına gitti.
Gülseren Hanım elli beş yaşında, kısa saçlı, gözlüklüydü; sigara içmiyordu ama parmakları sararmıştı. Öğrenciler onu severdi; az konuşur, çok dinlerdi.
Nâzım kapıyı çaldı, girdi. Gülseren Hanım başını kaldırıp gülümsedi: "Buyur Nâzım."
Karşısına oturdu Nâzım. Bir süre sustu, sonra birden konuşmaya başladı.
Rüyayı anlattı: mermer koridoru, üniformayı, toprağı, künyeyi, annesini. Anlattıkça içindeki o hafif kıpırtı büyüdü. Kelimeler daha önce hiç olmadığı kadar akıcıydı.
Gülseren Hanım sessizce dinledi; sözü hiç kesmedi. Nâzım bitirdiğinde, bir süre öylece oturdu.
Sonra sordu: "Ne hissettin bu rüyayı görünce?"
Nâzım düşündü. "Bilmiyorum," dedi. "Ama içimde bir şey vardı. Sanki... bir çağrı gibi."
Gülseren Hanım başını hafifçe salladı. "Ne yapmak istiyorsun?"
Bir an tereddüt etti Nâzım. Sonra kararlı bir sesle: "Asker olmak istiyorum," dedi. "MSÜ'ye başvurmak istiyorum."
Gülseren Hanım gözlüğünün üzerinden baktı. "Ailen biliyor mu?"
"Hayır."
"Niye?"
Nâzım sustu. Gülseren Hanım bir süre bekledi; cevap gelmeyince anladı.
"Anladım," dedi. "Belgeleri getir, ben hallederim."
---
4.2. Gizli Hazırlık
O hafta sonu, evde kimse yokken, Nâzım işe koyuldu.
Nüfus cüzdanının fotokopisini çekti, vesikalık fotoğraflarını bulup bir zarfa koydu. Başvuru formunu doldurup imzaladı. Okuldan alacağı belgeler için Gülseren Hanım'dan yardım istemişti; o da tamamdı.
Pazartesi günü zarfları Gülseren Hanım'a verdi.
Gülseren Hanım zarflara baktı, sonra Nâzım'ın gözlerine uzunca baktı.
"Bir gün," dedi, "bana teşekkür edecek misin?"
Nâzım düşündü. "Bilmiyorum," dedi. "Ama denemek istiyorum."
Gülseren Hanım gülümsedi. "Denemek, kazanmanın yarısıdır evlat."
---
4.3. Sınavlar
Şubat 2013 — MSÜ Sınavı
Ankara'nın soğuk bir şubat sabahıydı. Gülseren Hanım, lojmandan aldığı arabayla Nâzım'ı sınav merkezine götürdü. Yolda hiç konuşmadılar. Nâzım camdan dışarı baktı; gri binalar, gri gökyüzü, gri ağaçlar. Bu kez içi gri değildi; rüyadaki ışık vardı.
Sınav merkezi büyük bir okuldu. Bahçede bekleyen onlarca genç, takım elbiseli, ellerinde dosyalar. Nâzım siyah pantolon, beyaz gömlek giymiş, Ekrem'in eski ceketini almıştı; omuzları biraz geniş görünüyordu.
Sınava girdi. Sorular kolaydı—bildiği konular, çözdüğü testler. Ama bu sınav diğerlerinden farklıydı: Onu o hedefe, rüyadaki üniformaya götürecek bir eşikti.
Her soruyu dikkatle okudu, doğru cevapları işaretledi. Sınav bittiğinde emindi: bütün soruları doğru yapmıştı.
Dışarı çıktığında Gülseren Hanım arabada bekliyordu. Nâzım'ın yüzüne baktı, bir şey sormadı; arabayı çalıştırdı.
---
Nisan 2013 — YGS-LYS
YGS ve LYS de aynı şekilde geçti; Nâzım bütün soruları doğru yanıtladı. yine de tercih yapmadı. Okulda herkes onun mühendislik seçeceğini sanıyordu; o ise bambaşka bir yere gidecekti.
---
4.4. Mülakat
Mayıs 2013 — MSÜ Mülakatı
İkinci aşama: mülakat. Nâzım yine Gülseren Hanım'ın arabasıyla sınav merkezine gitti.
İçeri girdiğinde uzun bir koridor gördü: mermer döşeli, duvarlar beyaz, tavan yüksekti—rüyasındaki gibi.
Adımlarının yankısını duydu. Yüreği hızlı atıyordu; korku yoktu, onun yerine bir heyecan vardı.
Koridorun sonunda bir kapı vardı; açıldı, içeri girdi.
Üç kişilik bir komiteydi karşısında. Ortadaki kır saçlı, sert bakışlı bir albaydı; sağında bir psikolog, solunda bir subay.
Albay dosyaya baktı, sonra Nâzım'a: "Otur," dedi.
Nâzım, oturdu.
Albay sordu: "Neden asker olmak istiyorsun?"
Bir an durdu Nâzım. Rüyasını anlatmalı mıydı? Anlatsa ne derlerdi? Belki anlamazlardı, belki gülerlerdi. Yine de içinden bir ses—anlat—diyordu.
Ve anlattı.
"Bir rüya gördüm. Uzun bir koridorda yürüdüm; mermer bir koridor. Üzerimde üniforma vardı. Bir kapı açıldı, toprak gördüm, kırmızı toprak. Künye vardı. Birinde adım yazıyordu. O an oraya ait olduğumu hissettim. Sadece... oraya ait."
Albay kaşlarını kaldırdı; Psikolog bir şey not aldı. Subay dosyaya baktı.
Sonra albay: "Peki," dedi, "hazır mısın?"
Nâzım,"Hazırım,"dedi.
Mülakat yirmi dakika sürdü. Disiplin, itaat, vatan, millet, bayrak üzerine sorular sordular. Nâzım hepsine doğru cevaplar verdi. Ama cevaplarında artık bir inanç vardı; ilk kez söylediği kelimeler içinde bir anlam buluyordu.
Çıkınca Gülseren Hanım arabada bekliyordu. Nâzım'ın yüzüne baktı, bir şey sormadı; arabayı çalıştırdı. Yolda, "Kazandın," dedi.
"Nasıl biliyorsun?" diye sordu Nâzım.
Gülseren Hanım gülümsedi: "Gözlerinden."
---
4.5. Sızan Tercih
Temmuz 2013 — Ev
Sonuçlar açıklandı: Nâzım kazanmıştı. Buna rağmen haber evde sevinçle karşılanmadı.
Nasıl öğrendikleri belli değildi; belki bir komşu, belki bir okul arkadaşının ailesi, belki posta ile gelen bir evrak. Bir gün Ekrem elinde bir kağıtla kapıda dikildi.
Nâzım içeri girerken Ekrem'in yüzünü gördü. Kıpkırmızıydı; gözlerinde şimşekler çakıyordu.
"Bu ne?" dedi Ekrem, kağıdı sallayarak.
Nâzım kağıda baktı. MSÜ kazandığını gösteren resmi bir yazıydı. "Kazandım," dedi.
Ekrem'in öfkesi bir anda patladı.
"Ne kazandın sen! Ne demek askerlik! Biz seni mühendis yapacaktık! Bunca yıl emek verdik, bunca yıl uğraştık! Sen bize bunu mu yapıyorsun?" diye bağırdı Ekrem.
Sesi giderek yükseliyordu. Münevver mutfaktan fırladı; o da bağırmaya başladı.
"Asker kaçağı, taktılar omuzuna yıldızı, kendisini bir şey sandı! Senin baban da askerdi, ne oldu? Şehit oldu, kaldı ortada! Sen de mi aynı yola gideceksin?" diye bağırtıyordu biri.
Ekrem iyice köpürdü. "Bize bunca yıl itaat ettin, şimdi kendi başına buyruk mu olacaksın? Seni evlatlık almasaydık, sokakta kalırdın! Hangi yüzle... hangi yüzle karşımıza çıkıyorsun?" diye haykırdı.
Hakaretler havada uçuştu: nankör, hain, şükür bilmez, teğmen bozuntusu...
Nâzım olduğu yerde duruyordu; yüzü ifadesiz, gözleri kaçmıyor, başı eğilmiyordu. Sadece dinliyordu. yine de içinde bir şeyler birikiyordu; yıllarca bastırdığı, yok saydığı, hissetmediği ne varsa hepsi birden kabarmaya başladı.
Sonra, Ekrem'in eli kalktı.
Tokat o kadar sert indi ki Nâzım ancak sendeleyerek durabildi; daha sonra ikinci, üçüncü... Yumruklar yağmaya başladı. Münevver de karıştı işe; tekme, tokat, her darbe bir ritim gibi çakılıyordu.
Yere yığıldı Nâzım. Kıvırmadı, bağırmadı; öylece yattı, darbeleri hissetmiyormuş gibi. İçinde ise bir volkan bekliyordu, patlamak üzere, ama öylece duruyordu.
---
4.6. Kaçış
O gece, yattığı yerde, uyumadı; sabaha karşı sessizce kalktı, kimselere fark ettirmeden.
Birkaç parça eşyasını topladı: askerlik evrakları, cüzdanı, Elif’in kırmızı kalemi, Neslihan’ın mektupları. Hepsini küçük bir çantaya bastı.
Kapıya yöneldi; ama bir an durdu, arkasına baktı. Bu ev hiçbir zaman onun evim olmamıştı. Bu insanlar hiçbir zaman ailesi.
Kapıyı açtı, çıktı. Arkasına bile bakmadan yürüdü; ayakları kendi bildiğini yaptı.
Sokaklar bomboştu, sabahın ilk ışıkları yeni titriyordu. Nâzım yürüdü; nereye gideceğini bilmiyordu ama içinde beklenmedik bir huzur vardı. Artık özgürdü.
---
4.7. Yemin Töreni
Eylül 2013 — Harp Okulu, Ankara
Aylar geçti; Nâzım Harp Okulu öğrencisiydi. O güne dek kimse onu bulmamış, aramamıştı. O da aramamıştı; bir çizgi halinde kayboluş.
Yemin töreni günü gelmişti.
Hava açıktı; güneş vardı, ama ısıtmıyordu. Tören alanı büyük bir avluydu; çevresine askerler diziliydi. Aileler için ayrılmış bölümde yüzlerce kişi toplu bir sessizlik gibi duruyordu.
Kalabalığın arasında göz gezdirdi Nâzım. Ailesi yoktu. ama bir köşede tanıdık bir yüz gördü: Gülseren Hanım el sallıyordu. Yanında da... Neslihan.
Nâzım’ın kalbi bir an durdu. Neslihan oradaydı; ona bakıyor, gülümsüyordu.
Komutan bağırdı: "And içmeye hazır ol!"
Nâzım sıradaki yerini aldı; Ö