BÖLÜM VII: YAKLAŞMA (2025)
Zümrüdüanka o aylarda kanat çırpmayı değil, başkasının ritmine ayak uydurmayı öğrendi; ay ay, güvenin üstüne bir tüy daha eklendi.
7.1. Birinci Ay: İlk Adımlar
Nisan 2025 — Ankara
Karşılaşmanın üzerinden bir ay geçmişti.
Nâzım o anı her gün, defalarca düşündü: Meclis koridoru, mermer zemin, yankılanan ayak sesleri ve sonra, o. Neslihan. Onu gördüğü anda içindeki cam kırılmış, renkler, sesler, sıcaklık akmıştı içeri. Hepsi hâlâ ilk günkü tazelikteydi.
Ama bir ay boyunca her şey değişmişti.
İlk hafta birbirlerini yeniden tanımakla geçti. Neslihan on yılı anlattı: üniversite, öğretmenlik, İzmir, kısa sürmüş bir nişanlılık, ardından gelen ayrılık ve yalnızlık. Anlattıkça Nâzım onu daha iyi anladı; güçlü, dirençli ama bir o kadar da kırılgan bir kadın olduğunu gördü.
Nâzım ise Hakkâri'yi anlattı. Operasyonları anlatmanın ötesinde içindeki boşluğu da açtı ortaya. "Makine" lâkabını, mektuplarını aldığını, okuduğunu, sakladığını ama cevap yazamadığını, çünkü yazacak bir şey yoktu; sadece boşluk vardı, anlattı.
Neslihan onu dinlerken içinde bir şeylerin eridiğini hissetti. Bu adam soğuk, duygusuz biri değildi sandığı gibi; içinde kocaman bir okyanus vardı ama donmuştu. Şimdi ise yavaş yavaş çözülüyordu.
---
İlk Buluşma: Park
İkinci hafta, bir akşamüstü buluştular. Küçük bir parkta oturdular. Nâzım daha önce böyle bir yerde hiç oturmamıştı. Asker kantinleri, karargâh yemekhaneleri, lojmanlar, onun dünyasıydı bunlar. Park farklıydı: kuş sesleri, çocuk kahkahaları, banklarda oturan yaşlı çiftler... Bambaşka bir alem.
"Hiç böyle bir parkta oturmadım," dedi Nâzım.
şaşırdı Neslihan."Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Çocukluğumda da olmadı. Hep o evdeydim; dört duvar arasında. Sonra okul, sonra askerlik. Hep görev, hep düzen. Hiç böyle bir anım olmadı."
Neslihan elini tuttu. "Şimdi var," dedi.
Onun elini hissetti Nâzım; Sıcaktı, yumuşaktı, gerçekti. İçinden belirsiz bir dürtü geçti; adına dair bir sözcüğü yoktu ama varlığını hissediyordu.
O gün saatlerce konuştular; öylece, kesintisiz. Geçmişten, gelecekten, kırgın hayallerden, yarım kalmış korkulardan. Nâzım, ilk kez birinin karşısında içini bu kadar savuruyordu. İlk kez, kapıda beliren anlayışı hissetti, hafif, sarsıntılı, ama gerçek.
---
İlk Hediye
Üçüncü hafta bir kitapçıya girdiler; rafların arasında yürürken Nâzım’ın gözü bir kitaba takıldı. Adı "Hislerin Dili"ydi. İçinden bir ses çıktı sanki: bunu al, Neslihan’a ver. Sanki küçük, hayırlı bir işaret.
Aldı, ona uzattı."Bu sana,"dedi.
Neslihan kitaba baktı, başını eğdi ve ona döndü: "Teşekkür ederim. Ama neden bu kitap?" diye sordu, suskun ama meraklı.
Nâzım bir an durdu. Nefes aldı, içinden geldiği gibi konuştu; kelimeler yalın, ama içi doluydu.
"Çünkü ben hislerin dilini bilmiyorum. Ama sen bana öğretebilirsin. Bu kitapda… belki sana olan hislerimi anlatamadığımdan. Bir gün ben de böyle kitaplar yazacak kadar hissetmeyi öğrenmek istiyorum."
Neslihan’ın gözleri parladı, doldu. Sarıldı ona; kokusu içine çöktü. "Öğreneceksin," dedi. "Birlikte öğreneceğiz."
---
7.2. İkinci Ay: Alışkanlıklar
Mayıs 2025
İkinci ayın başında yaşamları bir rutine yerleşti; küçük, güvenli döngüler kurdular birbirleri etrafında.
Her sabah Nâzım uyanır uyanmaz mesaj atıyordu: "Günaydın." Neslihan gülerek cevap veriyordu: "Günaydın asker." Öğlenleri kısa bir telefon, akşamları mutlaka buluşma; hafta sonlarıysa bütün gün birlikte.
Bu rutinin içinde kendini buldu Nâzım. İlk kez birini merak etmek, onu özlemek, görmek için sabırsızlanmak; ilk kez "Nasılsın?" diye sormak ve cevabını gerçekten merak etmek—bunların hepsi yabancı ama tatlıydı.
Bir cumartesiKızılay'da dolaşıyorlardı; kalabalık caddeler, vitrinler, kahve kokuları. Nâzım ilk kez bir AVM'ye girdi, ilk kez bir kafede oturup kahve içti, ilk kez bir vitrine bakıp "Bunu beğendin mi?" diye sordu; sesinde şaşkın bir sevinç vardı.
Neslihan onun bu saf, yeni heyecanına gülümsedi; içten içe sevindi. Ona yeni bir dünyanın kapılarını aralıyordu; Nâzım o dünyaya her adım atışında içindeki boşluk biraz daha doluyordu.
---
İlk Kıskançlık
Üçüncü haftanın bir kafesinde, bir adam uzunca Neslihan’a baktı. Nâzım’ın içinde bir şey kıpırdadı: tanıdık olmayan, ürkütücü bir his. Adamın bakışları onu rahatsız etti. Nedenini hemen söylemedi ama o adama doğru bir hamle yapmak istedi içten içe.
Neslihan fark etti; "Bir şey mi var?" diye sordu, bakışları merakla yumuşak.
Nâzım sert bir tonla, kendi de şaşırarak, "O adam sana bakıyor," dedi. Sesinde farkında olmadığı bir sertlik vardı, kısa bir gölge gibi.
Neslihan güldü, aldırış etmez tavrıyla: "Kıskandın mı yoksa?"
Nâzım düşündü; kıskanmak ne demekti, bunu daha önce tanımıyordu. "Bilmiyorum," dedi. "Ama hoşuma gitmedi. İçimde bir şey... rahatsız oldu."
Neslihan elini tuttu, sıcak ve sakin: "Sadece bakıyor," dedi. "Önemli değil. Sen varsın ya, yeter."
O an Nâzım yeni bir duygu tanıdı: sahiplenme. Bu, daha önce hissettiği hiçbir şeye benzemiyordu. Neslihan’ı sadece kendine ait bilme arzusu yükseldi; kimsenin ona bakmasını, onunla konuşmasını, onu güldürmesini istemiyordu. Bu his hem korkutucu, hem kudretliydi.
Demek ki böyleymiş, diye düşündü. Sevdiğini başkasıyla paylaşmak isteği yokmuş insanın. Onu korumak, kollamak, tek başına kendine ait olduğunu bilmek istermiş.
---
İlk Kavga
Ay sonuna gelince ilk kavgaları patladı; bir ilişki sınanmıştı.
Sebep basitti: Neslihan eski bir okul arkadaşıyla buluşacağını söylemişti. Nâzım, "Erkek mi?" diye sordu. Neslihan, "Evet, eski bir sınıf arkadaşım," dedi. Nâzım’ın yüzü asıldı, "Gitme," dedi.
Neslihan, şaşırdı."Neden?"
Ne diyeceğini bilemedi Nâzım; sadece içinde bir şeyin kıpırdadığını hissetti. O his, gitmesini istemiyordu.
"Bilmiyorum," dedi tekrar. "Ama gitme. İçim rahat etmez."
Neslihan sinirlendi, sert bir sınır çizdi: "Sen benim neyimsin? Kocam mı, sevgilim mi? Daha yeni tanıştık. Bana hesap soramazsın."
Sözler Nâzım’ın içine saplandı. Haklıydı; ona hesap soracak bir konumda değildi. Yeni yeni tanışmışlardı; Suskunluğa gömüldü, başını öne eğdi.
Neslihan öfkesinin söndüğünü gördü; yanına oturdu, elini tuttu. "Bak," dedi, "sadece bir arkadaş. Eski bir sınıf arkadaşı. Senden bir şeyim yok. Ama sana güvenmem lazım. Yoksa bu iş yürümez."
Nâzım başını kaldırdı; gözlerinde ilk kez bir kırgınlık parladı. "Anlıyorum," dedi. "Ama ben... daha önce hiç kıskanmadım. Hiç sahiplenmedim. Bu duygular bana çok yabancı. Nasıl davranacağımı bilmiyorum."
Neslihan ona sarıldı. "Öğreneceğiz," dedi. "Birlikte öğreneceğiz. Ama güvenmeyi de öğrenmelisin. Bana güvenmelisin."
O gece Nâzım uzunca düşündü; ilişkiler, sevgi, güven, kıskançlık—bütün bu kavramlar onun için yeni coğrafyalar gibiydi. Öğrenmek zorundaydı; çünkü Neslihan’ı kaybetmek istemiyordu.
"Ya kaybedersem?" diye düşündü. Ya onu bir daha göremezsem? Ya o da giderse, sanki herkes gibi?
Bu düşünce içinde bir korku dalgası yarattı; ilk kez birini kaybetmekten korkuyordu. İlk kez bir şeyin yok oluşundan değil, birinin yokluğundan korktu.
7.3. Üçüncü Ay: Korumak
Haziran 2025
Haziran sıcak geçti; Ankara kavurucu bir yaza merhaba demişti. Onlarsa, şehir bunaltırken her gün buluşuyor, her an birlikte olmaya çalışıyorlardı.
Bir akşam Neslihan’ın evine yürürlerken el eleydiler. Hava sıcaktı, yaz gelmiş, sokak lambaları hafifçe yanıyor, ağaçlardan cırcır böcekleri sesi geliyordu—şehrin küçük, uyuyan devrimleri gibi.
O gece farklı hissetti Nâzım. İçinde bir şeyler vardı; Neslihan’a bakıyor, onu düşünüyor, onu korumak istiyordu. Sadece bir asker olarak değil; bir erkek, bir sevgili olarak. Bu korku daha derindi, daha kişisel, daha güçlüydü.
Neslihan bir şey anlattı, kıkırdadı; Nâzım gülümsedi ama içinde o yeni, sessiz korku duruyordu, gölgesini düşürüyordu.
"Bir şey mi var?" diye sordu Neslihan, endişeyi saklamaya çalışan bir merakla.
Nâzım durdu. Ona baktı ve kısa, ama kesin bir cümle kurdu: "Seni korumak istiyorum."
şaşırdı Neslihan."Nasıl yani?"
"