Keşfet

BÖLÜM XII.10.X: ESARETİN DÖNÜŞÜMÜ (Yarışma Sonrası)

Zümrüdüanka

Esaret bile Zümrüdüanka için bir kafes değil, bir kozaydı; içindeyken daralsa da, çıktığında her zaman daha güçlüydü.

Yarışma bitmiş, altın kemer beline takılmış, alkışlar dinmişti. Yine de evde, spor odasında, bambaşka bir ritüel başlayacaktı.

---

10.X.1. Çöl Kamuflajı ve İlk Bağlanış

Yarışmanın ertesi günüydü. Nâzım, üzerinde çöl kamuflajıyla spor odasında duruyordu. Kahverengi ve siyah desenler, kurşun geçirmez yelek, belinde şarjörler, ellerinde siyah eldivenler. Ter içinde kalmıştı ama gözleri parlıyordu.

kapıda durmuş onu izliyordu Neslihan."Bugün de mi o kıyafet?"

Nâzım, bir adım attı, duvardaki kalın demir halkaya doğru yürüdü. Elinde, daha önce orada olmayan kalın bir ip vardı. Neslihan'a uzattı.

"Beni buraya bağla."

Neslihan'ın gözleri büyüdü."Ne?"

Nâzım, sakin bir sesle,"Beni bağla,"dedi."Kollarımdan, arkadan. Tıpkı o günlerdeki gibi. Ama bu kez, farklı."

Neslihan'ın elleri titredi."Neden? O günleri hatırlamak istemezsin ki."

Nâzım, gözlerinin içine baktı. O ela gözlerde, geçmişin gölgesi değil, geleceğin ışığı vardı.

"Çünkü artık o anın acısı kalmadı,"dedi."Sadece sana olan esaretimin tadı var. O karanlıkhücrede, o zincirler altında hep seni düşündüm. Şimdi, burada, senin ellerinle bağlanmak istiyorum. O anıyı, senin sevginle dönüştürmek istiyorum."

Neslihan anladı; Bu bir ceza değil, bir arınmaydı. Bir dönüşümdü.

İpi aldı. Nâzım, arkasını döndü, ellerini arkaya verdi, bileklerini birleştirdi. Neslihan, ipleri önce bileklerine doladı, sıktı, sonra duvardaki halkaya bağladı.

kısacık gerildi Nâzım. İpler, tenine batıyor, kollarını arkaya çekiyordu. O eski günler geldi aklına. O karanlık hücre, o soğuk duvarlar, o çaresizlik...

Bu sefer, farklıydı. Arkasında, onu bağlayan eller, sevgi doluydu. Nefesi, ensesinde hissediyordu; Varlığı, odayı dolduruyordu.

"Debelenmek ister misin?"diye sordu Neslihan fısıltıyla.

Nâzım gülümsedi."İsterim."

Ve başladı; Kollarını çekti, kasıldı, direndi. İpler, her hareketinde biraz daha batıyor, biraz daha acıtıyordu. Ama bu acı, o eski acıya benzemiyordu. Bu acı, onu Neslihan'a daha da yakınlaştırıyordu. Debelendikçe, içinde biriken ne varsa, tüm o korkular, o endişeler, o hatıralar akıp gidiyordu.

Uzun süre debelenip durdu. Ter, alnından süzülüyor, çöl kamuflajını ıslatıyordu. Sonunda durdu, başı öne eğildi, vücudu gevşedi.

Neslihan, yanına geldi, yüzünü okşadı."Nasılsın?"

Nâzım, gözlerini kapattı."Huzurluyum. O anı artık sadece senin ellerin var. O karanlık hücre yok, sadece sen varsın."

---

10.X.2. Beyaz Kış Kamuflajı ve Karın Saflığı

Ertesi gün, sıra beyaz kış kamuflajındaydı. Bembeyaz kıyafet, başlık, eldivenler, dizlikler. Sanki Hakkâri'nin karlı dağlarında giydiği gibi.

Yine aynı duvar, aynı halka, aynı ip. Bu kezse, bu kez, Nâzım daha sakindi.

"Bugün neden bu?"diye sordu Neslihan, ipi eline alırken.

gözlerini kapattı Nâzım."Hakkâri'de kar her yeri kaplardı. Beyaz, sessiz, sonsuz. Ama içim hep griydi. Şimdi, bu beyazın içinde, senin ellerinle bağlanmak... O griyi temizlemek gibi."

Neslihan, ipleri doladı bileklerine. Bu kez, daha yumuşaktı, daha sevgi doluydu. Nâzım, debelenmedi hemen. Öylece durdu, başı önde, bembeyaz kıyafetiyle adeta bir kar heykeli gibi.

Sonra, hafifçe kıpırdandı; Bir, iki, üç... Herhareketinde, içindekio gri bulutlar biraz daha dağılıyordu. Debelendikçe, Hakkâri'nin soğuk geceleri, pusu anları, çatışmalar... Hepsi birer birer siliniyor, yerini sadece Neslihan'ın varlığıalıyordu.

Uzun süre debelendi. Ter, bembeyaz kıyafetini ıslattı, koyu griye dönüştürdü. Ama o, durmadı. Ta ki, içinde hiçbir şey kalmayana, tek başına huzur kalana kadar.

Sonunda durduğunda, Neslihan yanına geldi, alnındaki teri sildi."Gri gitti mi?"

Gülümsedi Nâzım."Gitti. Sadece beyaz kaldı. Sadecesen."

---

10.X.3. Orman Yeşili ve Köklerin Derinliği

Üçüncü gün, orman yeşili kamuflajdı. Yaprak desenleri, ağaç kabuğu renkleri, belinde doğal taşlar, kollarında deri kolluklar.

Nâzım, duvarın önünde durdu, derin bir nefes aldı."Orman,"dedi,"benim ikinci evimdir. Ama ormanda bile yalnızdım. Şimdi, seninle..."

ipleri aldı Neslihan."Köklerin nereye uzanıyor?"

Nâzım, gözlerini kapattı."Cehenneme kadar. Ama dallarım, senin sayende cennete uzandı. Şimdi, bu bağlar, beni daha da derine, sana bağlasın."

Bağlandı. Ve debelenmeye başladı.

Her hareketinde, geçmişin tüm kökleri, tüm acıları, tüm ihanetleri silkinip gidiyordu. Debelendikçe, daha da hafifliyor, daha da özgürleşiyordu. Ter, yaprakların arasından süzülüyor, toprağa karışıyor gibiydi.

Saatler mi geçti, dakikalar mı, bilinmezdi. Buna rağmen durduğunda, Neslihan onun yüzünde bambaşka bir ifade gördü. Artık ne acı vardı ne pişmanlık; Sadece, derin bir huzur.

"Köklerin?"diye sordu Neslihan.

gözlerini açtı Nâzım."Hâlâ cehenneme uzanıyor. Ama şimdi, orada senin sevgin var. O ateşi söndüren, o acıyı dindiren."

---

10.X.4. Ağır Zırh ve Savaşın Sonu

Dördüncügün, en ağırıydı; Tam teçhizat muharebe zırhı. Seramik plakalar, kurşun geçirmez yelek, ekstra mühimmat taşıyıcıları, dizlikler, dirseklikler, kask. Kırk kilodan fazla ağırlık.

Nâzım, bu zırhlayürümektebile zorlanıyordu. Ama duvarın önünde durdu, ellerini arkaya verdi.

"Bu zırh, beni yıllarca korudu,"dedi."Kurşunlardan, şarapnellerden, ölümden. Ama aynı zamanda, içimdeki her şeyi de sakladı. Korkularımı, acılarımı, zayıflıklarımı. Şimdi, onu da sana teslim etmek istiyorum."

Neslihan, ipleri doladı. yine de bu kez, daha kalın ipler kullandı, daha sıkı bağladı. Çünkü bu zırh, diğerlerinden daha ağırdı, daha fazla direnç gerektiriyordu.

Nâzım debelenmeye başladı. Ama bu kez, zırhın ağırlığı altında eziliyor, her hareketi daha da zorlaşıyordu. Plakalar birbirine sürtüyor, metalik sesler çıkarıyor, ter zırhın içinde birikiyordu.

Debelendikçe, içinde biriken ne varsa, tüm savaşlar, tüm çatışmalar, tüm ölümler... Hepsi birer birer dökülüyordu. Ter, gözlerine akıyor, nefesi daralıyor, kolları titriyordu. ama, durmuyordu.

Ta ki, yere yığılana kadar. Dizlerinin bağı çözüldü, olduğu yere çöktü. Zırhın ağırlığıyla yerde kaldı, başı önde, nefes nefese.

Neslihan, koştu yanına, zırhınvizörünü açtı, yüzüne baktı. Ter içindeydi, yüzü kıpkırmızıydı; Ama gözleri parlıyordu.

"Bitti mi?"diye sordu.

güçlükle gülümsedi Nâzım."Bitti. Savaş bitti. Şimdi sadece sen varsın."

---

10.X.5. Tören Üniforması ve Gururun Teslimi

Beşinci gün, en görkemlisiydi; Tam teçhizat tören üniforması. Yeşilin en koyu tonu, omuzlarda üç yıldız, göğüste sıra sıra madalyalar, nişanlar. Her biri, ayrı bir zafer, ayrı bir kahramanlık.

Nâzım, duvarın önünde durdu. Madalyalar, ışıkta parlıyor, göğsünde ağır bir yük gibi duruyordu.

"Bunlar,"dedi,"benim gururumdu. Her biri, bir zaferin, bir başarının simgesi. Ama aynı zamanda, birer yüktü. Taşımak zorunda olduğum, bırakamadığım yükler."

ipleri aldı Neslihan."Şimdi?"

gözlerine baktı Nâzım."Şimdi, onları da sana teslim ediyorum. Gururumu da, zaferlerimi de, her şeyimi. Çünkü asıl zafer, seni bulmaktı."

Bağlandı. Ve debelenmeye başladı.

Her hareketinde, madalyalar birbirine çarpıyor, takır tukur sesler çıkarıyordu. Debelendikçe, göğsündeki o ağır yük hafifliyor, gururun yerini tevazu alıyordu. Ter, madalyaların arasından sızıyor, üniformasını ıslatıyordu.

Uzun süre debelendi. Ta ki, içinde hiçbir gurur kalmayana, sadece Neslihan'a olan sevgisi kalana kadar.

Durduğunda, başı öne eğikti. Madalyalar, hâlâ göğsündeydi ama artık bir yük değil, bir hatıraydı. Neslihan, yanına geldi, en büyük madalyayı çıkardı, avucuna koydu.

"Bu, senin en büyük madalyan,"dedi."Benim sevgim."

---

10.X.6.Günlük Askerî Kıyafet ve Sadece O

Altıncı gün, en sade olanıydı; Günlük askerî kıyafet. Yeşil pantolon, bej gömlek, kahverengi kemer, boyalı botlar. Ne madalya vardı ne yıldız. sadece, bir asker.

Nâzım, duvarın önünde durdu; Üzerinde hiçbir ağırlık yoktu. Ne zırh, ne madalya, ne kamuflaj. Sadece o.

"Bugün neden bu?"diye sordu Neslihan.

gözle