Alıntı📖
“Yavuz,” dedim başımı eğdiğim yerden kaldırıp gözlerine bakarak.
“Efendim?”
“Asıl konu çocukluğum değil.”
Yavuz Selim’in eli kapı kulpunda kaldı. Bakışları yüzümde gezindi;
şaşkınlık ve adını koyamadığım bir hüzün geçti gözlerinden. Az önce anlattığım
geçmişin üzerine, şimdi bir de bunun gölgesini düşürmüştüm.
“Öyle mi?”
Hafifçe gülümsemeye çalıştı. Ama ses tonu dışarıdaki havadan daha soğuktu.
“Bunu bilmem gerek.”
Ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözlerimi
kaçırdım. Kapıyı açtı.
“Bin,” dedi ifadesiz bir tavırla. “Önce seni eve sağ salim bırakalım. Sonra yine konuşuruz.”