Hemrâz alıntı 📖
"Beni buraya sen mi getirdin?" diye mırıldandım pürüzlü ve yorgun bir sesle, az önce dudaklarından dökülen yürek yakan sitemleri hiç duymamış gibi. "Doktorlar... Ne zaman çıkabileceğimi söylediler mi?"
Havada asılı kalan eli, reddedilişinin sessiz bir kanıtı gibi yavaşça yatağın demir kolluklarına düştüğünde, Yavuz’un maskenin üzerindeki gözlerinde kırgınlığın en keskin halini gördüm beraberinde. Benim o umursamaz görünmeye çalışan kaçışım, ona hastalığımdan bile daha ağır gelmişti sanki.
"Hâlâ kaçıyorsun..." diye fısıldadı, sesi bu kez sitemden çok kabullenişin verdiği acı yorgunlukla. "Kanadımın birini sana verebilirim. Hatta gözümün birini. Duamın hepsi senindi zaten. Ama artık bu ayrılığa beni ortak etme Şi..."
Cümlesini, hatta belki de içindeki büyük isyanı tamamlamasına fırsat kalmadan, odanın kapısı tiz bir gıcırtıyla aralandı. Elindeki hasta dosyasıyla içeri giren nöbetçi hemşireydi. Aramızdaki görünmez cam kırıklarına basarcasına rutin bir neşeyle, "Geçmiş olsun, serum hızınızı kontrol etmem gerekiyor," diyerek aramıza girdiğinde, Yavuz çaresizce yutkunup yataktan bir adım geriye doğru uzaklaşmak zorunda kaldı.