Keşfet

10.B: Ben kokuyordu

HEMRAZ

Yağmurlu havaların üzerinden tam yirmi gün geçmişti. Zaman, artık kol saatimdeki akrep ve yelkovanın insafında değil, mutfak masasının üzerinde sıralanmış ilaç kutularının hakimiyetindeydi. Sabahın köründe aç karna alınan o küçük beyaz hap, kahvaltıdan sonra yutulan sarı kapsül... Her biri, zihnimdeki o yoğun sise karşı açılmış birer cephe, örülmüş birer duvardı. Doktor, “İlerlemesini yavaşlatacağız,” demişti. Ancak o ilaçları her yuttuğumda, sanki boğazımdan aşağıya sadece kimyasal maddeler değil, kabullenişin o kekremsi tadı da akıyordu.

Geçen yirmi gün içinde Yavuz ve teyzem gölgem olmuştu. İlacın yan etkisiyle ellerim titrediğinde, başım döndüğünde dünyamı Yavuz Selim sabitliyordu. Ve beklenen haber, kuşluk vakti telefon ekranına düşen mesajla gelmişti:

“İl Dışı Tayin Başvurunuz Onaylanmıştır.”

Ekrana bakarken hissettiğim şey sevinç değildi; köklerinden sökülen bir ağacın duyduğu o derin sızıydı. Fakat başımı kaldırdığımda, elinde portakal tabağıyla salona giren Yavuz’un, “Hayırlı olsun öğretmenim, artık resmen Samsunlusun,” diyen sesini duyduğumda sızım hafiflemişti.

"Nereden biliyordu ki?" İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nde görevli olan arkadaşı sayesinde haberi almıştı. O böyle sevinçle yanıma yaklaşırken ben ise, "Onun yanındayım, dünyanın neresinde olduğumun bir önemi yok. O, benim tek vatanım," diye mırıldandım kendime.

Yavuz mırıldanışımı duymamış olsa da yüzümde gezinen gölgeyi fark etmesi uzun sürmedi. Elindeki tabağı usulca sehpanın üzerine bırakıp yanıma, kanepenin ucuna ilişti. Odanın içine bir anda taze soyulmuş portakalın keskin ve ferahlatıcı kokusu yayıldı. Bu koku, ilaçların genzimi yakan tadını bir anlığına da olsa bastırdı sanki.

Dizlerimin üzerinde duran, hafifçe titreyen ellerimi kendi avuçlarının içine aldı. Elleri sıcaktı; benim kontrolsüzlüğümün aksine, hayatın dizginlerini sıkı sıkıya tutan bir adamın elleriydi.

“Neden daldın öyle?” diye sordu; sesi yumuşacıktı ancak içinde cevabını bildiği soruların ağırlığını taşıyordu. “Yoksa burayı sevmedin mi?”

Başımı hafifçe salladım. İnkâr etmenin manası yoktu.

“Sevip sevmemek değil mesele,” dedim, sesim beklediğimden daha kısık çıkmıştı. “Taşınacağım bu şehrin içinde kaybolmaktan korkuyorum ben Yavuz. Samsun benim için yeni bir başlangıç mı, yoksa sonun başlangıcı mı, bilmiyorum.”

Yavuz, avuçlarındaki elimi kaldırıp dudaklarına götürdü; parmak uçlarımdan öptü, öptü... Dışarıdaki havanın güzelliğinde parlayan güneş bile kıskanır gibi oldu. Bu nasıl bir öpüştü? Dudaklarını dokundurduğu her an içim bir garip oluyordu. O kadar derdin içinde huzur buluyordum onda.

“Samsun senin başlangıcın olacak Çilli." Gözlerini gözlerimden ayırmadı. "Beraber birçok anımız olacak burada. Bu tayin sadece bir şehir değişikliği değil; bu, seninle benim her kötülüğe karşı kurduğumuz en büyük sığınak.”

Salondaki kapının aralığından bizi izleyen teyzemin derin iç çekişini duymamla yüzümü ona çevirdim. Elinde demli bir çay bardağıyla içeri süzüldü. Yüzündeki o endişeli ifade yerini şefkatli bir gülümsemeye bırakmıştı.

“Hadi bakalım çifte kumrular,” dedi havayı dağıtmak istercesine. “Madem Samsunlu olduk, o zaman bu kutlanmalı. İlaç saatin de yaklaşıyor, keyfini kaçırmadan şu portakalları yiyelim.”

Teyzemin sesi beni gerçekliğe, ilaç kutularının hüküm sürdüğü zamana geri çekse de Yavuz’un bakışlarındaki sarsılmaz inanç, içimdeki korku duvarında bir gedik açmıştı. Telefonumdaki mesaj hâlâ duruyordu: Başvurunuz Onaylanmıştır.

Ekranı kapattım. Belki kafamın içindeki harita günden güne silikleşecekti ama yanımda bu iki insan varken kaybolmama izin vermeyeceklerini biliyordum. Unutuşun kıyısında olsam bile, hatırlanmaya değer anılar biriktirmek için hâlâ vaktim vardı.

Telefonu masaya bırakıp derin bir nefes aldım ve konuyu tekrar asıl meseleye, tayin işine getirdim.

"Onay gelmiş madem, artık beklememin bir âlemi yok. İstanbul’a gidip evdeki bazı eşyaları toparlamam ve getirmem lazım."

Teyzem elindeki çay bardağını tabağa sertçe bıraktı. "Deli olma kızım, ne İstanbul’u bu hâlde? Tek başına asla göndermem seni."

"Teyze, abartma lütfen! Henüz hiçbir şeyi unutmadım, hafızam yerinde. Gayet iyiyim, gidip gelebilirim."

O sırada portakal soyan Yavuz, elindeki meyve bıçağını tabağa bırakarak araya girdi.

"Zahide Teyze haklı Şilan. Okuldan izin alırım, en yakın tarihe de uçak biletini ayarlarım, birlikte gideriz."

Başımı iki yana salladım. "Hayır. İzin falan almıyorsun. Ben hallederim diyorum, çocuk değilim ki..."

"İlaçlar ağır!"

İkisi de bir ağızdan, anlaşmışlar gibi söylenmişti. Birbirlerine bakıp sustuklarında Yavuz devam etti ancak bu sefer sesi yumuşak tonunda değildi.

"Bünyen alışık değil, yan etkisi olur. Bir şey olursa ne yapacaksın?"

İkna olmamış bir ifadeyle, "Bir şey olmaz Yavuz, abartıyorsunuz," dedim. Yavuz sustu. Az önceki o ilgili, korumacı hâli bir anda bıçak gibi kesildi. Gözlerini kaçırdı, kanepeye yaslandı ve kollarını göğsünde kavuşturdu.

"İyi," dedi buz gibi bir sesle. "Sen bilirsin. Sonuçta ben kimim ki?"

Bir an neye uğradığımı şaşırdım. Adam bir alındı, bir tribe girdi! Yüzü düştü ve bakışlarını benden kaçırdı. Aramızdaki o sıcak hava bir anda kutup soğuğuna döndü. Kaşlarını çattı, sanki ona dünyadaki en büyük hakareti etmişim gibi surat astı.

"Yavuz, ne alakası var şimdi? Öyle değil..."

"Yok yok, anladım ben. 'Senin benimle gelmeni istemiyorum' demenin kibarcası bu. Başını şişiririm diye korkuyorsan açıkça söyle. Zorla güzellik olmaz ya."

"Saçmalama Allah aşkına! Sadece sana zahmet vermek istemedim. Vallahi bak... Öyle anladıysan özür dilerim. Yavuz? Tamam, benimle gelebilirsin."

Yüzünü duvara çevirdiğinde, göğsüme oturan o ağır taşı hissettim. İşini gücünü bırakıp benimle gelmek isterken onu nasıl böyle itebilmiştim? Titreyen parmaklarımı hızla ona uzatıp, geri çekmesinden korkarak elini sıkıca kavradım. Bir süre yüzüme bakmadı; o anki sessizlik bana bir asır gibi geldi. Nefesim boğazımda düğümleniyor, kalbim suçlulukla sıkışıyordu.

"Emin misin?" dedi nihayet, sesi hâlâ kırgın çıkarak.

"Eminim tabii ki!" dedim hızla; sırf o asık suratı düzeltsin diye her şeyi kabul etmeye hazırdım. "Tamam, birlikte gidiyoruz. Sen ne dersen o."

Benim pes etmemle birlikte, duvara bakan küskün adam saniyeler içinde buhar olup uçtu. Yavuz bana dönüp sırıttığında gözlerinde zafer parıltıları vardı. Resmen kanmıştım! Öyle profesyonelce tribe girmişti ki şüphelenmeye fırsatım bile olmamıştı.

Cebinden telefonunu çıkardı.

"Güzel," dedi; hiç o tribi atan o değilmiş gibi neşeli bir sesle. "Gidiyoruz, eşyalarını topluyoruz, dönüyoruz. Döndükten hemen sonra da ailemi arıyorum, seni istemeye geliyoruz."

Şaşkınlıktan ağzım açık kaldı.

"Ne?"

"Biletleri hallediyorum."

Son noktayı koymuştu. O kadar hızlı duygu geçişi yaşamıştım ki itiraz edemedim.

Birkaç gün sonrasında, İstanbul’un o kaosuna son bir veda için yola koyulduk. Amaç, benim o küçük dünyamı, eşyalarımı kutulara sığdırıp getirmekti.

Havaalanına geldik, uçağa bindik derken motor uğultusu kulaklarımı doldurdu. Başımı hafifçe yanıma, Yavuz’a doğru çevirdim. Başını koltuğa yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Yüzünde birkaç gün önceki "mağdur" ifadeden eser yoktu; aksine, dudaklarının kenarına sinmiş o belli belirsiz tebessüm, kazandığı zaferin sessiz bir nişanesi gibiydi.

Derin bir nefes alıp pencereden dışarı, pamuk tarlası gibi uzanan bulutlara baktım. Ben bu adamla nasıl baş edecektim ki?

Daha birkaç gün öncesinde beni suçluluk duygusuyla kıvrandırıp vicdan azabının tam ortasına atmış, sonra da hiçbir şey olmamış gibi elimden tutup beni İstanbul'a sürüklüyordu. Bir de üstüne, sanki marketten ekmek alacağını söyler gibi "Seni istemeye geleceğiz," demişti. Ne bir soru sormuş ne de bir cevap beklemişti. Sadece karar vermiş ve uygulamaya geçmişti.

Eski Şilan olsaydı... Çektiğim onca acıya rağmen "Sen kimin adına karar veriyorsun?" diye ortalığı birbirine katardım. Ama o gün? O gün sadece onun huzurlu profiline bakıp iç geçirmekle yetindim.

Hem beni parmağında oynatıyordu hem de onsuz nefes alamaz hâle getiriyordu. Ona kızmak istiyordum; e

Yorumlar

  • Tufan Yıldıner: Sende ben kokar misin bi Hemtâ. Cevap ver bana lütfen 💐💐💐
  • BÎ Hemtâ: bakalım
  • Damla Pınar: Samsuna taşınma düşüncesi gerçekten endişe verici gibi duruyor yeni bir başlangıç nasıl olacak acaba?