7.B: İsmini doğurmak gibi
Neyse ki teyzemin yol tarifiyle Çarşamba'dan Atakum'a
sorunsuz bir şekilde vardım. Geçen sefer yara aldığım bu şehre yeni bir umutla
geri dönmüştüm. Teyzemle kısa süren sohbetin ardından daha önce kaldığım odaya
geçtim. Uzun bir süre olmayan baş ağrım bana eşlik etti. Bir ağrı kesici alıp
yatağıma uzandım ve telefonumu elime aldım. Ancak Yavuz uyuduğumu sandığı için
ne arayabildim ne de mesaj yazabildim. Bu yüzden telefonu komodinin üzerine
bıraktım.
Sabahında ise uyanır uyanmaz yatağımın kenarındaki komodinde
duran telefona uzandım. Hemen WhatsApp'a girip önce "Günaydın."
Ardından da "Nasılsın?" yazdım. Ben adamın şehrinde olunca, o daha
cevap vermeden yüzüm kıpkırmızı oldu. Sanki telefondan çıkıp
"İyiyim." diyecek gibi heyecanlandım. Birkaç dakika bekledim fakat
cevap gelmedi. Telefonu elimde döndürdüm, ikide bir mesaj gelmiş mi diye
kontrol etmeden duramadım tabii. Tam beş dakika sonra, telefonun ışığı bildirim
sesiyle birlikte yanıp söndü.
Yavuz Selim: "Günaydın. İyiyim hanımefendi, sen
nasılsın?"
Ah ben! Onu bekletmeden parmaklarım harflerin üzerinde
gezindi. "İyiyim, teşekkür ederim beyefendi :)" Yazının yanına bir
gülücük koymayı ihmal etmeden gönderdim mesajı. Neyse ki bu sefer beni
bekletmedi, saniyeler içinde dönüş yaptı.
Yavuz Selim: "Ne yapıyorsunuz hanımefendi?"
Ben: "Ne yapayım. Yol yorgunuyum daha ben de :)"
Yavuz Selim: "Yolculuk nereyeydi de yol yorgunusun
böyle çilli?"
Yüzümde yayılan kocaman, aptal bir tebessümle telefona daha
çok gömüldüm.
Ben: "Samsun'dayım beyefendi, teyzemin evinde."
Yavuz Selim: "Ciddi misin sen?"
Yavuz Selim: "Şaka yapmıyorsun değil mi?"
Ben: "Ciddiyim tabii. Dün sana uyuyacağım dediğimde
uçaktaydım. Telefonu uçak moduna alacağım için uyuyacağım demiştim."
Yavuz Selim: "Güzel sürpriz oldu. Eğer bir planın yoksa
görüşelim mi? Yine aynı kafede. Bu sefer hesap ne benden ne senden olsun, ortak
oluruz kahve için :)"
Mesajı okudukça içim bir hoş oldu; sanki karşımda duruyor da
beni davet ediyor gibi. Bir heyecan, bir utanç... Rabbim! Arada başımı önüme
eğdim bir de. Kendi kendime gülümsemem zaten tam anlamıyla bir delilikti. Adama
"deli" derken kendimi de aynı durumun içine sokmuştum.
Telefonumun ışığı ikinci kez yanıp söndü.
Yavuz Selim: "?"
Ayy! Bir an cevap vermeyi unutmuştum. Kendimi toparlayıp
hemen cevap yazmaya koyuldum:
"Olur. Bir saat sonra görüşürüz o halde."
Mesajı gönderir göndermez hemen kol çantamı aldım. Mutfakta
atıştırmalık hazırlayan teyzeme de haber vermek için koşar adım yanına gittim.
Sevinçten bende bir haller tabii.
Beni gören teyzem, elindeki tost ekmeğini tabağa bırakarak,
"Sen hayırdır böyle?" diyerek şaşkınca güldü.
Yavuz'la görüşeceğimizi söyleyecektim ama ellerim,
heyecandan önce al al olmuş yanaklarıma gitti. Bir de gümbürtüsünü kulaklarıma
kadar duyduğum kalbime kaydı sonra. Sonunda derin bir nefes alıp, "Teyze,
biz tekrar görüşeceğiz," dedim.
Tuhaf bir şekilde yüzüme bakakaldı. "Güzel, ne zaman
gideceksin?"
"Bir saat sonra. Beni daha önce götürdüğün kafede
görüşeceğiz yine."
Saklamaya çalıştığım gülümsememi serbest bıraktım sonunda.
Gözünden kaçar mı? Teyzem, önce üstüme göz gezdirip daha sonra koluma taktığım
küçük çantaya dikti gözlerini. "Bu halde mi gideceksin adamın yanına, deli
kız? Pijama ve tişörtle öyle mi?"
Onun sözleriyle gözlerim geceden kalma dağınık saçlarıma ve
pijamalarıma takıldı. Çantamın kolu da omzumdan sarkmıştı, tam bir faciaydım.
Teyzemi mutfakta bırakıp holdeki aynaya koştum, karşımdaki görüntüye ben de bir
an bakakaldım. Gözlerim uykusuzluktan hafif şiş, saçlarım karmakarışık... Alt
tarafı bir kahve içmeye gidecektim ama adamın karşısına az önce uykudan uyanmış
halimle çıkacak gibiydim neredeyse.
Teyzem kahkaha atarak arkamdan geldi ve kapının pervazında
durdu. "Yahu kızım, senin böyle tatlı heyecanını seviyorum ama en azından
saçını topla, üstüne de düzgün bir şey giy. Adam seni böyle görürse, bir daha
kahveye daveti bırak, sabahı selamı keser vallahi."
Hem utanarak hem de kıkırdayarak dolabın kapağını araladım.
Bavulumu dolaptan çıkartıp odanın ortasında açtım. Ne giyeceğimi bilemeden
karıştırırken, "Şu an kalbim kahveden daha çok kaynıyor," diye
mırıldandım kendi kendime.
Önümde bir sürü parça... Ama hiçbirine elim varmadı. Hepsi
ya fazla sade ya da fazla iddialıydı. Kalbimin göğsümden çıkacak gibi
çarpmasına ne denmeliydi peki? Sanki kıyafet seçsem kaderimi belirleyecektim.
"Yahu Şilan," dedi teyzem, "kahve içmeye
gidiyorsun sadece, düğüne değil, sakinleş önce bir kızım."
Ama o kadar basit değildi işte. İlk görüşmedeki heyecan, bu
sefer yerini tanıdık bir kıpırtıya bırakmış hatta daha ötesine geçmişti çoktan.
Sanki adamı koluma takıp nikâh salonuna adım atacaktım direkt.
Teyzem kapının eşiğinden beni izlemeye devam etti bir süre,
elinde ise hâlâ tostu vardı; yarısını da beni izlerken midesine indirmişti.
"Şunu giy, o lacivert elbiseni," dedi en sonunda. "Hem sade hem
zarif, yakışıyor sana da."
Elbiseyi elime alınca ona hak verdim. Askılı, diz altımda,
sade bir lacivertti. Kumaşı az hafifti, dokunduğumda bile bir dinginlik
veriyordu. "Peki, saçlar?" diye sordum teyzeme dönerek.
"Açık kalsın bırak öylece. Hem yüzün açılır hem de
fazla uğraşılmış gibi durmaz."
Aynanın karşısına geçtim. Tarağı elime aldım; saçlarımın her
telinde dünün düşünceleri, bugünün heyecanı dolandı sanki. Taradıkça kalbim
biraz yatıştı gibi olsa da tam olarak öyle hissetmiyordum. İnce bir toka
takarken, aynadaki suretime baktım. Sanki içimde iki kişi vardı: Biri deli gibi
heyecanlı, diğeri olabildiğince sakin görünmeye çalışan.
Rujumu sürdüm, ama fazla değil. "Doğal olsun,"
dedim kendi kendime teyzeme hak vererek. "Çabalamış gibi durmasın."
En son da küpelerimi taktığım minik inci olanlardan...
Abartısız ama zarif.
Teyzem arkamdan seslendi. Çenesiyle beni işaret ederek göz
kırptı: "İşte şimdi oldu! Tam bir hanımefendi oldun. Kahve içmeye değil,
kalp çalmaya gidiyorsun bu sefer."
Kahkaha attım. "Yok artık teyze!" desem de yüzümün
heyecandan yandığını hissediyordum. Aynadaki halime son bir defa da bakarak
çantamı aldım; içine telefonumu, cüzdanımı, bir de parfümümü koydum. Kapıya
yönelirken teyzem yine arkamdan seslendi: "Montunu almayı unutma. Hava
soğuk."
Yüzümde teyzemin bu sözüne karşı oluşan bir gülücükle,
"Tamam teyze," dedim. Ama mont yerine kırmızı hırkamı alarak kapıyı
açtım.
Dışarıya adım attığımda teyzemin de dediği gibi hava soğuktu
bayağı. Hafiften esen rüzgâr insanın içini buz ediyordu. Sokak da oldukça
sessizdi. Soğuktan sebep dışarıda fazla insan yoktu. Her adımda kalbim biraz
daha hızlanıyordu. Üzerime giyindiğim ince kırmızı hırkam da cabasıydı.
Burnumun ucu kızarmış, biraz önceki heyecanıma nazaran
yanaklarım buz kesmişti. Rabbim! "Neden ince giyindim ki, bilmiyor muydum
sanki dışarısının buz gibi olduğunu?" Bir de kendi kendime söylene söylene
kafenin yolunu tuttum.
Ayaklarım iradem dışında yürüyor, ne sağımı ne de solumu
görüyordum. Havanın kapalı olmasından ötürü, gün ortasında sokak lambalarının
sarı ışığı kaldırıma düşüyordu. Ayakkabılarımın tıkırtısı kalbimden duyulacak
kadar gür geliyordu kulağıma. Rüzgâr, saçlarımın önünden birkaç tutamı yüzüme
savururken elimle kenara ittim. Yanaklarımı kesiyor ama içim yanıyordu;
dışarısı buz, içim cayır cayır.
Kafeye yaklaştıkça kalbim de ritmini iyice şaşırdı. Önümden
kol kola girmiş bir çift gülüşüyor, birbirlerine bir şeyler fısıldıyorlardı.
Bir an öyle heyecanlandım ki: “Acaba bir gün ben ve Yavuz Selim de…” diye
düşünmeden edemedim. Ancak beraberinde kendimi topladım; "Abartma
kızım," diye içimden bir güzel uyardım kendimi.
Köşeyi döndüğümde kafenin loş ışıkları göründü nihayet. Bir
an durdum, elim çantamın askısına giderken derin bir nefes aldım. Camın
buğusunun ardında loş ışıklar, aynı masa orada, Allah'ım! Sanki beni bekler
gibi tam da. Kafenin önüne geldim. Elimi kapıya uzattım, parmaklarım soğuktan
tir tir titriyordu. “Derin nefes al kızım Şilan,” dedim. “Kahve içeceksin
sadece, evlenmeye gitmiyorsun ya.”
Ancak kalbim göğsümün altından öyle hızlı atıyordu ki, sanki
nik
Yorumlar
- Tufan Yıldıner: 😍😍😍😍😍😍😍😍😍😍
- Tufan Yıldıner: ❤️❤️❤️❤️❤️❤️❤️
- Tufan Yıldıner: 💐💐💐💐💐💐
- BÎ Hemtâ: bir daha donmeyecekti oysa
- BÎ Hemtâ: evet
- Emre Kuş: yavuz uyuyor sandığı için ne arayabildi ne yazabildi
- Ege Yıldız: Yaralı şehre yeni umutla dönünce yumuşadım
- BÎ Hemtâ: bir sonraki bölümde görüşürüz 📖
- Aslı Ekmekçi: şilanın kendi yaşadıklarını anlatmaya çalışırken kelimeleri toparlayamaması çok doğal geldi
- BÎ Hemtâ: eee demiştim başta ağlarken güldürebilirim, gülerken de aglatabilirim.